1. YAZARLAR

  2. Songül Pala

  3. Gönüllü Aldanış
Songül Pala

Songül Pala

Songül Pala
Yazarın Tüm Yazıları >

Gönüllü Aldanış

A+A-

     Mısır’da darbe olduğu günden itibaren bir gözümüz, bir kulağımız orada. Ülke çıkarları, dış politika dengeleri gereği hükümetin; Müslüman bir halk olması nedeniyle ve biraz daha ölçeği küçültür isek, bizim (İslami yaşam biçimini iktidar yapmayı hedefleyen) gibi kesimler için ayrıca devrilen yönetimin ‘Müslüman kardeşler’ iktidarı olması bu ilgimizin sebeplerinden.

     Mısır’daki darbenin konuşulduğu bütün platformlarda birkaç başlık üzerinden değerlendirmeler yapılıyor. Darbeyi yapan orduya batının desteği-samimiyetsizliği, Ortadoğu ülkelerinin çoğunlukla bu şiddet ve katliama sessiz kalışı, halkların bu süreçteki mağduriyetleri.

     Sonuçta varılan nokta şu oluyor. Uluslar arası ilişkilerde ve anlaşmalarda duygusal, insani değerlerin söz konusu olmadığı; çıkarların belirleyici olduğu ve bu nedenle batının samimiyetini sorgulamanın anlamsızlığı tarihi tecrübelerle tekrar tekrar teyit ediliyor.

     Aynı şekilde Ortadoğu’daki ülkelerin sessizliğinin çıkarlarının belirleyiciliği nedeniyle ve kendi ülkesinde sultanlığın hüküm sürdüğü veya adı sultanlık olmasa da nesiller boyu ülkeyi bir ailenin yönettiği düzenlere sahip ülke yöneticilerinden, halkın kendi kararlarını verme hakkını savunmalarını beklemenin abesliği üzerinde uzlaşılıyor.

     Halkın mağduriyetine gelince, bu değişmez kaderdir. İktidar kavgasında acıyı her zaman kararları verenler değil, hiçbir etkisi olmayanlar çeker. Demokrasi denen aldatmacadan önce de savaşlara iktidarı elinde tutan üst zümre karar verir, bu kararların sebep ve sonuçlarından habersiz halkta savaş meydanlarında hayatlarını kaybederdi.

     Ortadoğu’da sadece Mısır’da karışıklıklar, siyasi ölümler olmuyor. Irak’ta şii-sünni bahanesiyle geçtiğimiz günlerde patlayan bombalar nedeniyle her iki kesimden onlarca insan hayatını kaybetti. Tunus’ta muhalif liderler, hükümeti istifaya zorlamak için bir tercih olarak, suikastlarla öldürülüyor. Suriye’deki iç savaş kesintisiz devam ediyor.

     Sonuç olarak, batının tanımıyla ‘geri kalmış ülkeler’ bizlerin tanımıyla ‘Müslüman ülkeler’ sürekli bir kaosun içinde. Bu kaosun sorumlusu olarak da Müslüman ülkelerin istikrarsızlığından faydalanan batıyı görüyoruz. İkinci dünya savaşından sonra belki daha da öncesinden, bil fiil savaşlarla işgal etmenin bedelini ağır bulan emperyalist güçler, güdümündeki ülkeleri birbiriyle dengelemeyi tercih etmişlerdir. Oluşmasında cehaletin sebep olduğu taassupları çok iyi organize ederek, çatışma zeminleri her an diri tutularak, gerektiğinde küçük bir kıvılcımla bazen ülkeler bazen de bir ülkenin içindeki taraflar hiç acımadan birbirine kıymıştır.

     Bu gerçeği ülkemizde cumhuriyetin kuruluşu itibariyle –neredeyse düzenli aralıklarla- acı tecrübelerle öğrendik. Bu tecrübeler dizisinin son bulduğuna inanmamızı sağlayacak bir veri de yok elimizde. Bu gün delilleri ile açığa çıkan ülkemizin darbeler dönemi, yakın tarihteki olağanüstü hal bölge siyasetinin zemininin nasıl hazırlandığı ve yaşanan faili meçhullerin, ekonomik sıkıntıların istenen sonuçlar alınınca nasıl birden bire değiştiğinin kitapları rafları dolduruyor.

     Ancak bu tespitlerimizde üzerinde durmadığımız, aslında çözümün yarısını sağlayacak bir nokta var. Hep aldatılmaktan, kandırılmaktan yani ‘kötü adamdan’ söz ediyoruz. Batının iletişim araçları üzerindeki etkinliğinden, gizli örgütlemeler aracılığı ile yaptırdığı eylemlerden, satın aldığı bürokratlardan dem vuruyoruz. Bütün bunlar daha tamamına vakıf olamadığımız gerçeği ile birlikte doğrudur.

     Ancak bu doğru tespitler, kullanılan bizim gibi toplumlar için yeterli olmuyor. Dünü ve dünden önceki dünü çok iyi tahlil eden bunlar üzerinden doğru çıkarımlar yapan; bu gün bizim elitlerin yaptığı gibi diğer ülkeler söz konusu olduğunda bu günü de çok iyi okuyan ülkelerin yöneticileri, akademisyenleri, muhalifleri söz konusu kendi ülkesi ve bu günü olunca tecrübesizleşebiliyor, bir adım ötesini göremeyecek kadar basiretsizleşebiliyor.

     Devrilen iktidar yöneticileri ve taraftarları hakkaniyet çağrısı yapıyor. Darbeye ‘darbe’ demenin kendi ulusal çıkarlarına zarar vereceğini ifade eden güçlere hala zorbalarının ‘kulaklarını çekmesi’ için sesleniyor. Kendi doğrularını-hakkaniyet kriterlerini değil onların inançlarının kavramları ile (demokrasi, insan hakları, evrensel değerler…) güçlüyü yardıma çağırıyor ama nafile.

     Bu çağrıda bir kabul var. Kendi ülkelerinin gidişatında kimin karar verici olduğunun kabulü. Bu kabulden sonra çağrılar işlevsiz kalacaktır çünkü bu tür darbe ve benzeri müdahalelerde zaten güçlü, tarafını belirlemiş ve yeni işbirlikçilerini seçmiştir.

     Her darbeden sonra -bizim ülkede olduğu gibi- yarın Mısır halkı ve elitleri de bu günleri lanetle anacak birkaç komutan ve özellikle ‘dış mihrakları’ suçlayacaklardır. Meydanları doldurup darbeye destek olan halkı onların devamı olan siyasileri aldatılmış kabul edeceklerdir.

     Asıl gerçek bu değil aslında. İktidar sevdası sahipleri muhalefette iken, bile bile iktidar koltuğu için bu tür halk iradesine zorla müdahaleye sesiz kalır ve ordunun koltuğu seçilmişlerden alıp onlara teslim etmesini halkın çıkarları(!) hatırına kabul ederler. Kandırılma bilgi kirliliği ile yanıltılma ile değil de ‘gönüllü bir aldanış’la yaşanır.

     Bu durum ne yazık ki sadece darbelerin kazananları için geçerli değil. Bir şey merak ediyorum. Acaba muhalefette olan ‘Müslüman kardeşler’ örgütü olsaydı ve ordu, darbeyle iktidarı seçilmişlerden alıp ‘Müslüman kardeşlere’ verseydi (en azından biz Müslümanlar açısından) durum ne olurdu? Yine aynı şekilde bir karşı duruş gösterir miydik?

     Kendi ülkemizde gördük ki hiçbir zaman darbeden sonra atanan siyasiler erdem gösterip görevi ret etmedi. Alkışlayan bir kitle her zaman bulundu. Emperyalist güçlerin güdümündeki ülkelerin iktidarları, halkları olarak bizler emperyal güçlerle mücadeleden umudu kesmiş; oyunu onların kuralları, kavramları ile oynamaya çabalıyoruz. Bu çabanın iktidar ve özgürlük getireceğine, bunun sonucunda haklarımızın tanınıp saygı göreceğini umut ediyoruz. Bu zorlama hüsnü zanlar bize kaybettirmeye devam edecek.

     Ne zaman ki değerlerimiz karşımızdakinin kimliğine göre şekillenmeyip, inancımızın ilkelerine göre şekillenirse o zaman adalet-hakkaniyetten yana umutlanabiliriz.

     songulpala.urfa@gmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum