1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Göçmenler ve mülteciler...
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Göçmenler ve mülteciler...

A+A-

Göçmenler 19. yüzyılın başı ile 20. yüzyılın ilk çeyreği arasında geçen sürede bu ülkenin toplumsal yapısını yeniden harmanladılar. Ayrılan, gönderilen ve daha gidemeden hayatlarını yitiren gayrimüslimlere karşılık olarak, Balkanlar ve Kafkaslardan Türkiye’nin ‘içine’ akan Müslümanlar bu yeni toprakların ve mal varlığının sahibi oldular. Osmanlı’nın ‘gayri Hıristiyan’ dış politikası, imparatorluğun dağılma döneminde bir iç politikaya dönüşürken, İslami kimliği de bir tür milliyetçilik haline getirdi. Böylece Müslümanların ‘Türkleşmesi’ ve Cumhuriyet’in harcını oluşturması da mümkün oldu. Ne var ki bütün bu süreç doğal bir değişim dinamiğini değil, epeyce travmatik bir dönüşümü ifade etmekteydi. Çünkü aynı dönem Arap dünyasının da kendi özgürlüğünü aradığı ve Osmanlı yönetimini açık bir zulüm olarak tanımladığı yıllara tekabül etmekteydi. Diğer bir deyişle Türkiye’nin yeni göçmen toplumunun kendisini sadece din üzerinden tanımlayarak rahatlama şansı yoktu. Alabora olmuş bir ülkede kendine özgü bir kimliğin aranması, ister istemez sadece o insanlara ait bir kimliği işaret etmekteydi, ama böylesine çeşitlilik içinde böyle bir kimliğin olmadığı da açıktı. Yeni rejimin ‘Türklüğü’ öne çıkarması bu açıdan psikolojik bir tutunma imkânı yarattı ve muhtemelen bu nedenle Kürtler dışındaki irili ufaklı sayısız farklı etnisitenin asimilasyonu mümkün oldu.


Bu sürecin ‘olumlu’ yanı yeni bir ülkenin ve aynı devlete bağlanmışlıktan hareketle yeni bir ‘milletin’ yaratılmasıydı. Ne var ki söz konusu sürecin ideolojik arka planı bir de ‘olumsuz’ etki yarattı: Bütün içselleşmemiş kimliklerde görüldüğü üzere Türk kimliği de tedirgin, savunmacı ve dışlayıcı bir siyasi tavırla bütünleşti. Cumhuriyet’in kurucu antlaşması olan Lozan daha birinci günden itibaren bilinçli ve sistematik olarak ihlal edildi. Sonraki yıllarda gayrimüslimlere yönelik olarak sahnelenen tedbirler ise bugün ancak ‘devlet zulmü’ başlığı altında ele alınabilir. Öte yandan Kürt kimliği şiddet kullanılarak bastırılmaya çalışıldı. Bu kesimin Müslüman oldukları için asimile olacakları beklentisinin ne denli gerçek dışı olduğu ortaya çıktığında da, Kürtlere bir tür ‘yabancı’ kimlik muamelesi yapıldı.


Modern dünyanın evrensel normlarına uymakta böylesine zorlanan bir devletin, post modern dönemin göçmenleri karşısında ne hale düşeceğini öngörmek zor değil. Artık dünyanın her yanından Türkiye’yi bir geçiş yeri olarak kullanan ya da buralarda kalmayı düşleyen bir mülteci akını ile karşı karşıyayız. Devlet nezdinde bu insanlar ‘bizden’ değil... Bazılarının Müslüman olmaları bile bu gerçeği değiştirmiyor, çünkü tek başına İslam artık kimliksel açıdan makbul sayılmıyor. Makbul olan ‘Türklük’ ama o da zaten bu devletin bazı vatandaşları ile sınırlı bir kavram. Böylece mülteci akını ile insanlık adına bile yüzleşemeyen ve maalesef ‘devlet zulmünü’ bu gariban insanlar üzerinde denemekten çekinmeyen bir uygulama ortaya çıkıyor.


Mültecilerin durumu geçenlerde Kırklareli Gaziosmanpaşa Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezi’nde yaşanan ölüm ve yaralanma olayları ile gündeme gelmişti. Türkiye’nin geçici sığınma imkânı verdiği bu insanlar devletin gösterdiği yerlerde nerdeyse sefalet koşullarında zorunlu ikamete mahkûm edilirken, kendilerine çalışma hakkı da verilmiyor. Ama asıl iç acıtıcı olan, bu insanlara neredeyse hiç düşünülmeden suçlu muamelesi yapılması... Ülkelerindeki ezadan kaçan insanların Türkiye’de insanlık dışı muameleye maruz bırakılmaları ironik bir durum... Mülteciler muhtemelen Türkiye’de devletin insana ve ‘yabancıya’ nasıl baktığını, aslında devlet politikasının insanı yabancılaştırmak olduğunu bilmiyorlar...


Bu bakışın ne olduğunu anlamak için tek bir örnek yeterli: Mültecilere verilen günlük iaşe bedeli 4 lira 20 kuruş... Bununla her türlü ihtiyaçlarını karşılamaları gerekiyor. Yani üç ayda kabaca 378 lira. Ne var ki bu insanların Türkiye’de üç aydan fazla kalmaları halinde kendilerinden 370 lira ikamet etme vergisi alınıyor. Yani devlet üç ay yemek parası verdikten sonra aynı parayı geri alıyor... Bu utanç verici durum yıllardır sürmekte ve kimsenin vicdanı rahatsız olmamakta. Yoksa hâlâ kuruluş travmasından kurtulamadık, insanlık adına adım atacak kadar iyileşemedik mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.