1. YAZARLAR

  2. Yıldız RAMAZANOĞLU

  3. Gezi'de Yangın Mumdan Çıktı
Yıldız RAMAZANOĞLU

Yıldız RAMAZANOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

Gezi'de Yangın Mumdan Çıktı

A+A-

     İki hafta boyunca mümkün olduğunca herkesi dinlemeye çalışmış biri olarak hissiyatımı tek bir yazıda dile getirmek mümkün değil bunu biliyorum.

     Fakat şu çok açık, artık bu tecrübeyi akılda tutmadan siyaset yapmak söz konusu olamaz. Geldiğimiz noktada olayın uluslararası islamofobik bir komploya dönüştüğünü görmemek nasıl mümkün değilse, hükümetin hiçbir yanlışı olmamış gibi bunların konuşulmasına katlanamama hali de bir o kadar problemli. Sonuçta herkesin birbirini susturmaya suçlamaya hatta tekfir etmeye yeltendiği, ya bizdensin ya onlardan denilen noktaya geldik bir kez daha.

     Taksim Meydanı şiddet dolu bir okul. Dünyanın en pahalı eğitimi oldu yaşadıklarımız bir bakıma. Barışın konuşulduğu bir zamanda adı kışla olan bir binayı şehrin göbeğine dikme ısrarı son derece rahatsız ediciydi ama bunu bahane eden bütün darbe yanlılarının, seçilmiş başbakanımıza husumetlerini sergilemek üzere harekete geçmesi hiç de masum değil. Verilen orantısız tepkiye sadece polisin haksız yere uyguladığı şiddet gerekçe gösterilemez, Ortadoğu’yu kana bulayan güçlerin harekete geçtiğini görmemek imkânsız. Bu gerçeklerin ışığında vicdanımızı kaybetmeden meseleye adaletle bakmaya çalışmak, bütün doğruları ve farklı okumaları birlikte iç içe geçirerek hakikati görmeye çalışmak hâlâ mümkün.

     Akıp giden, belleğe kazınan görüntüler hep parkın dışından: Gaz atılıyor, eylemciler kendi yaşıtları polislere molotof ile saldırıyor, alev almış polis aracı, sökülmüş tabelalar, kaldırımlar, revirlere koşan yaralılar. Sonra bir adam giriyor kadraja, yaşı epeyce ileri, belinde tabancayla herkese saldırıyor, bilgisayar ekranında yalan haberler, görüntüler, yıllardır aynı sokakta oturan selamlaşılan komşular tencerelerle karşı pencerelere bakarak bir vaveyla koparıyor, ah! Vuvuzela bu diye güzelliyor kimi yazarlar, bunun nelere yol açabileceğini hiç düşünmeden, sonuçta bir eylem alanında yapmakla karşı apartmandaki komşulara çalmak çok farklı. Ortamın verimliliğini görüp eski imtiyazlı, demir yumruklu, inançlı insanların  haklarını rahatça çiğneyebildikleri günlere dönme özlemiyle yola çıkanlar. AK Parti iktidarında servetlerini katlayanların şimdi onu devirmek için sahne almaları, daha fazla özgürlük taleplerinin bu iktidarın sağladığı barış ve diyalog ortamında dillendiriliyor olması, 28 Şubat sürecinde ülkenin milyonlarca gencinin hür iradelerini hiçe sayanların şimdi Gezi’ye gelip destek vermesi önemli tenakuzlarıydı ortamın. İyi gençler kötü gençler ayrımı üzerinden ayrılığı derinleştiren üslubun terk edilmesi beklentileri ise karşılık bulmuş değil. Kimi sosyologlar yine sahne alıp AK Parti’ye destek veren gençliği hak aramaktan yoksun, Gezi’dekileri ise özgürlüklerine düşkün, modern dünyayla bütünleşmiş bireyler olarak göstermekle demode seçkinci dili yeniden ürettiler. AK Partili gençler tam da yüz yıllık halk düşmanlığına karşı durmak, geleceklerine sahip çıkmak, iktidarın eşitlikçi insani çabalarına destek vermek, emperyalist kuşatmayı reddetmek için meydanları doldurmuşlardı. Gezideki gençler de çok kıymetliydi. Bir arada yaşamaya dair yeni bir dil bulmak istiyor, değerli olduklarının hissettirilmesini bekliyorlardı. Genç insanlara doğruya ulaşmaktan aciz olduklarını, kullanıldıklarını, özgürce düşünemediklerini bildiren dil yapıcı olamaz. Pekala da farkındaydılar iyinin ve kötünün. Ülke yönetimine dair internette kendi aralarında paylaşıp durdukları hatta mizaha vurdukları itirazlar, kaygılar, daralmalar kimse tarafından duyulup dikkate alınmadığından şehrin yükseltisinden, sesin her yere ulaşacağı yerden konuşmayı denediler. Üniversiteler kitap defter tez mezarlığı değilse eğer, okuduklarını gerçek hayatta barış ve adaletin tesisi için kullanmaları gerekir. İnşaat kim için kimin yararına diye soruyorlardı. Gündemde insanların kentsel dönüşümle şehirden sınıfsal ve kültürel olarak koparılma meselesi vardı. Uludere’de yaşananlar ve sonrası konuşuluyor ve yoksulluğun ortadan kalkması için bildiklerini ortaya koyuyorlardı. Mesele ağaçla başlamış olsa da gezinin kıvrımlarında Pınar Selek Meydanı, Ceylan Önkol Sokağı, Hrant Dink Caddesi, Taşeron İşçileri pankartı vardı. ‘Yavuz Sultan Selim bizim için kan, gözyaşı ve katliamdır’ pankartı milyonlarca insanın hissiyatını dile getiriyorsa barış için iyilik için insan için kurulan köprüye herkesi birleştirecek isim mi kalmamıştı acaba? Öte yandan ayrıcalıklı sınıfların zengin çocuklarıydı bir kısmı. Hayatında belki de hiç otobüse binmemiş bir kız halka ait, eylemcilerin yaktığı otobüsün keyifle resmini çekiyordu. ‘Hükümet yıkılsın Yerine AVM yapılsın’ afişinin yanında ‘Bu bir sivil direniş, hiçbir şeye zarar verme’ yazısı da vardı. Bu gençlerle konuşacak, paylaşacak ne çok şey var. Konuşmak yerine devlet 150 bin gaz bombası atıp 3 bin ton su sıktı. Eylemciler ise 280 işyerini, 6 kamu binasını, 130 polis aracını, 207 özel aracı, 18 ambulansı, 11 AK Parti binasını, canlı yayın araçlarını tahrip etti. Kaldırımlara tabelalara verilen zararı, yazılan ürkütücü küfürleri saymıyorum bile.

     11 yılın sonunda elde edilen maddi manevi kazanımlar barış ve eşitlik içinde yaşama yolunda katedilen uzun yollar, üslup sorununa feda edilemez. Bir eylemcinin yere yazdığı cümle  internette aylarca dolaşan bir videoya gönderme yapıyor ama aynı zamanda bir hakikatin de bildirimcisi: Evet “yangın mumdan çıkmış” ve bir anda ülkeyi sardı. Önemli şeyler söylemek için toplanan gençler kendi seslerine sahip çıkamadılar ne yazık ki. Ağaçla ya da bu ülkenin barışıyla hiçbir şekilde ilgilenmeyen insanlar konsepti ele geçirdi. Hükümet ise ısrarla sadece vandalları gördü, onları muhatap aldı. “Bazı iyi niyetli gençlerle” valinin çabaları dışında yürekten bir ilişki kurulmadı. Başbakanımıza ve ailesine yönelik Gezi Parkı’nın dışına yazılan küfürleri sprey boyalarla silen feminist kadınlar, Miraç Kandili’nde kandil simidi dağıtanlar, geceye hürmet eden gençler, polise taş atılmasının engellenmesi için zincir oluşturanlar görülmedi hiç. Başörtülü kadınların uğradığı saldırılara karşı bir telefonla koşup gelen, Kabataş’tan Taksim’e kadar bizimle yürüyüp “başörtüme dokunma” pankartları taşıyan kadınların sözü bile edilmedi.

     Bu olaylar çok çeşitli başlıklar açılarak değerlendirilmek zorunda ama son bir şey: Görüldü ki Kemalist sosyal evrende elitizm, sınıfsal kibir, ele geçirme, aşağılama, başkalarını alt sınıf olarak tanımlama, eşitlenmeyi reddetme eğilimleri kırılgan da olsa devam ediyor. Gezi gençleri anne babalarının bu eğilimlerinden uzaklaşmayı başarabilseler keşke. Radikal bir kopuşla yeni bir dil kurabilseler, bir arada eşit ve özgür yaşamın teminatı olabilseler. Hükümet de hazır bu kadar büyük bir iktidar gücü nasip olmuşken alçakgönüllülükle toplumun sinir uçlarını zorlamadan barış sürecini selamete çıkarsa. Demokrasiye, milli iradeye yönelik bir oyun varsa bunu bozacak şey gerilim politikası olmasa gerek. Hükümet öncelikle Nabi Avcı’nın dediği hiçbir muhalefetin başaramayacağı kendi hatalarına odaklanmak zorunda. Bu hataların mevcudiyeti bir imkana çevrilebilir.

     ZAMAN

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.