1. YAZARLAR

  2. Ömer Faruk GERGERLİOĞLU

  3. Gezi Olayları "Vicdan Ekseni" Yerine "Taraftarlığı&
Ömer Faruk GERGERLİOĞLU

Ömer Faruk GERGERLİOĞLU

T24
Yazarın Tüm Yazıları >

Gezi Olayları "Vicdan Ekseni" Yerine "Taraftarlığı&

A+A-

     2. haftasını doldurmak üzere olan Gezi Parkı olayı ve bu eksende yayılan gösteriler, tehlikeli bir kamplaşmayı sağlıyor. Gezi Parkı olayları kimin galip geleceği üzerine kurgulanıyorsa, bu, herkesin mağlubiyeti ile sonuçlanacaktır.

     Bu tehlike görülmüyor.

     Gezi Parkı'ndaki direniş, iktidarın olayı önemsemeyen, buyurgan dili nedeniyle bugünlere geldi. Olayın başında iktidarın demokratik bir hoşgörü ile çözebileceği bir konu, şu an artık her kesimden insanın çok büyük bir üzüntüyle seyrettiği karşılıklı şiddet olayları ile izleniyor.
 
     İçinde yaşadığımız "barış süreci"ni bu aralar dile getiren yok, farkında mısınız?
 
     Aylardır merhametin, kardeşliğin hakim olduğu iktidarın dili, yerini "ben devletim, dağılın!"a bırakmışsa durum vahim demektir. Devlet kendi içinde bocalıyor ve Arınç, Gül çizgisine rağmen Tayyip Erdoğan'ın üslubu baskın çıkıyorsa "barış dili"ni konuşma imkânı kalacak mıdır? "Demokrasi, barış süreci" diyen demokrat diller artık hakaret ağırlıklı bir dili benimsemişse, iktidarı "barış dili"ne çağırma hakkını kendilerinde bulacaklar mıdır?
 
     Oysa biliyoruz ki bu toprakların en büyük derdi, yıllar sonra bir ihtimal olarak belirmiş "barış"ı yakalamaktır. "Barış ve demokrasi birlikte mi olmalıdır, barış mı demokrasi mi önde olmalıdır?" tartışmalarının önemli olduğu görülmüştür, evet, ama şu an o eski tartışmaları bile aradığımız bir ortam oluşmaktadır.
 
     "Güzelliklerden güzellik beğen" anlamındaki tartışma karşılıklı kutuplaşma ortamıyla berhava olmak üzeredir.
 
     "Barış süreci"ni inşâ eden hükûmet yolda karşısına çıkacak engeller hakkında takınacağı tavırda "barış"ı eksen almalıydı. "Barış"ı esas alan bir dil, bu tehlikeli karşıtlığı beraberinde getirmeyecekti.
 
     Türkiye'nin ana meselesi olan "anayasa", yarın tartışılabilecek mi? Bu kargaşa ortamında aylardır "barış" diyen ve olgunluğu, yüksek aklı, itidali gündeme getirmek için akil insanları gündeme getiren hükûmet, yarın zaten zor ikna olmuş kesimler nezdinde inandırıcılığını koruyabilecek mi? Bu hoyrat tavırlar zaten kavga etmek için demokrasiyi esas almış direnişçiler arasında mevzilenmiş, taş atma sevdasıyla dolu olanları ön plana çıkarmayacak mı? Gaz atmanın, tazyikli suyun, taş atmanın, küfürleşmenin ortasında sinirlerine hakim olabilecek ve doğru davranışlar sergileyebilecek polis veya gösterici var mıdır? Olayın şiddet boyutunun artmasının, akıl ve mantığın terk edilip çılgınlığın esas alınmasını getireceğini muktedirlerimiz, demokratlarımız düşünemiyor mu? Göstericiler arasında yer alan ulusalcı güçlerin barış sürecini zaten baltalama niyeti olduğunu herkes bilmiyor mu?
 
     Bu olaylar, "barış süreci"ni başlatan Tayyip Erdoğan'ın demokratik bir anlayış ve üslupta olmadığını bize tekrar gösterdi. Arınç ve Gül'den farklı bir dili ve uygulamayı kullanan Başbakan, olayların sonunun nereye varacağını hesap ediyor mu?
 
     Bu olaylar "barış süreci"nin kesintiye uğraması ve "demokratikleşme" adımlarının büyük zarar görmesiyle sonuçlanır.
 
     Yaşam biçimini değiştiremeyeceğiniz insanlar üzerinde zorla hâkimiyet kuramayacağınızı bilmiyorsanız, "barış" kelimesini bir daha ağzınıza aldığınızda inandırıcılığınız kalmaz.
 
     "Barış süreci"ni hiç hesaba katmadan heyecan ve öfke diline kayan demokratlar da tehlikeli bir yere vardıklarında "barış süreci"ni yeterince koruyamadıklarını hissedip dizlerini dövmesin.
 
     Bu olaylar çok tehlikeli bir kutuplaşmayı getiriyor. Önceden "adalet" ve "vicdan" ekseninde hareket eden farklı kesimlerin, "taraftarlık duygusu"nu esas alarak ayrışmasını getiriyor.
 
     Demokrat Sol, son yıllarda kendini "Ulusalcı" yönelişlerden iyice sıyırarak her kesimden insanın takdirini alan bir yere gelmişti. İslamî kesim, aralarındaki "mazlumiyet" tutkalından kurtulup "vicdan" gözlüğüyle etrafına bakındığında farklı birçok kesimin de mağduriyetini anlamıştı ve "vicdan ekseninde ortak paydayı" belirlemişti.
 
     Farklı kesimden vicdan ortak paydasında bir araya gelenler bu olayların etkisiyle birbirinden uzaklaşmaya başlamıştır. 
 
     "Hakkaniyet ve vicdan", yerini "taraftarlık hisleri"ne bırakmaya başlamıştır. Asıl tehlikeli olan budur. 
 
     Toplumun gerçek sağduyusu olan bu platform kaybolursa "birarada yaşama kültürü"nün toplumsal omurgası kırılacaktır.
 
     Barış dilini gaz bombaları, taşlar, küfürler arasında korumanın zorluğunu bilmeme rağmen, özen gösterilmezse, bugünleri bile topluca arayacağımızı düşünüyorum.
 
     Bu aralar her kesimden demokratlar "keskin muhalif bir dil" yerine "arabulucu ve tehlikenin farkında olan bir dil" kullanmalıdır. Ateşin üzerine benzin dökmeye çalışanların ortasında asli sorumluluklarımızı bilerek hareket etme zorunluluğumuz vardır.
 
     Tayyip Erdoğan, Gezi olaylarındaki itici gücün karşısına milyonları mitingle sokağa dökmeyi görürse belki galip çıkacaktır ama "barış süreci, demokrasi, ortak hareket ve yaşama kültürü" kaybedecektir.
 
     "Güç ekseni"nden "adalet ekseni"ne geçilmediği müddetçe galibiyetler aslında ilerdeki mağlubiyetlerin habercisi olacaktır.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.