1. YAZARLAR

  2. Zeki SAVAŞ

  3. Genelkurmay’ın 31 Mayıs Sessizliği
Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ

Zeki SAVAŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Genelkurmay’ın 31 Mayıs Sessizliği

A+A-

Siyonist rejimin son cinayeti karşısında Türkiye’de ve dünya’daki tepkilere bakıldığı zaman üç ayrı siyasetin izlendiği görülmektedir.

Birincisi, adalet ve özgürlük hattındaki direniş siyasetidir. Bu hattın merkezinde Filistin halkı ve Hamas yer alırken Filistin’den yer küreye yayılan çevrede çok sayıda devlet, halklar, cemaatler ve sivil toplum örgütleri yer almaktadır. Bu hatta her dinden, ırktan, mezhepten ve ideolojiden insanlar, örgütler ve devletler bulunmaktadır. Adalet ve insanlık duygusunu yitirmemiş herkes, bu hatta İsrail’e karşı sesini yükseltmeye çalışmaktadır. Bu hattın öncülüğünü Müslümanlar yapıyor ama aktif katılımcı ve destekçilerin sınırı, beşeriyetin sınırları kadar geniştir.

Filistin meselesi ve orada işlenen mezalime karşı çıkmak, bugün artık beşerin meselesi olmuş, evrensel bir mahiyet kazanmıştır. Filistin’den bize ne diyenler veya böyle düşünenler adalet, özgürlük ve insanlık sınırlarının dışında yaşıyor olsalar gerek.

İkincisi, Siyonist rejime ve onun cinayetlerine doğrudan destek veren çizgidir. ABD ve özellikle içinde barındığı  Neo-con’lar, İngiltere, bazı gerici Arap rejimleri ve bizdeki Ergenekoncular. Bu güçler, beşer vicdanında menfur ve habis bir çehreye sahiptir.

Üçüncüsü, sessiz kalarak Siyonist rejimin cinayetine destek veren çizgi. Avrupa ülkelerinin önemli bir kısmıyla Arap ülkelerinin bir kısmı bu çizgide yer almaktadır. Sivil toplum kuruluşlarıyla medya kuruluşlarından da bu  kerih sessizliğe katılanlar bulunmaktadır.

Türkiye’de bu sessizliğe en ilgi çekici şekilde katılanlar arasında askerin varlığı dikkat çekmektedir. Her türlü iç siyasi mesele hakkında yetkileri olmadığı ve görevlerinden sayılmadığı halde açıklama yapan, kırmızı çizgiler belirleyen, ültimatomlar veren, ihtarlarda bulunan Genelkurmay, 31 Mayıs olayı hakkında gördüğüm kadarıyla tek kelime etmedi. Türkiye’nin dokuz vatandaşı uluslar arası sularda korsan bir baskıyla öldürülürken, otuz vatandaşı yaralanırken ve Türkiye gemilerine el konurken askerden çıt çıkmadı. Sanki bu mesele ülkenin güvenliğini, vatandaşlarını, iç ve dış siyasetini hiç ilgilendirmiyor gibi. Eğer genelkurmay, her türlü iç ve dış meselede sussaydı, bugüne kadar böyle bir geleneği olsaydı, bu olaydaki suskunluğu anlaşılır ve normal karşılanırdı. Ama en küçük dahili meselelere müdahale eden, yerine göre dış siyasete yön vermeye kalkışan ordunun savaş hali sayılabilecek bu vahim olay karşısında susması, bir çok açıdan esef ve utanç vericidir:

Askerin bu suskunluğu, Siyonist rejimin sadece Filistinlilere yaptığı zulme onay verdikleri anlamına gelememekte, aksine bu zulme karşı çıkanlar kendi vatandaşı olsa bile, Siyonistlerce öldürülmelerine onay verdikleri anlamına gelmektedir. Genelkurmay’dan üzüntü duyduklarını bildirecek kadar basit bir açıklama dahi gelmedi. Demek ki, hiç özümlediler, belki sevindiler. Herhalde Genelkurmay’a göre İsrail’in zulmüne karşı çıkan Türkiye vatandaşları, tüm vatandaşlık haklarını kaybetmiş sayılıyor. Ne var ki, aynı insanlar askerlik yapıyor, vergi ödüyor, ülkesine ve insanlığa karşı sorumluluklarını yerine getiriyor. Sıra onların hakkını korumaya gelince, koruması gerekenler sessizliğe bürünüyor.

Kendi vatandaşlarından farklı düşünen ve davrananları rahatlıkla düşman tanımlaması içine alan Genelkurmay, uluslar arası hukuk bakımından ülkeye ve vatandaşlara karşı düpedüz düşmanlık sayılan harici bir müdahaleyi düşmanlık saymak bir yana, kınama ihtiyacı bile duymadı. Böyle bir tavır, hiçbir ordunun kuruluş amacıyla ve misyonuyla bağdaşmaz. Bu sessizlik, ordunun var olma amacına aykırıdır. Dünyanın en pasif, en beceriksiz, en korkak ordusu bile böyle bir olay karşısında sessizliğini bozardı. 19 yaşındaki Furkan Doğan’ın yakın mesafeden başına dört kez ateş açılarak hunharca şehid edilmesi karşısında hiç mi milli duygularınız depreşmedi? Dini duygularınız olmayabilir ama milli duygularınıza ne oldu? Milli duygularınız da olmayabilir; insani duygularınıza ne oldu? Bundan sonra vatan-millet söylemlerinize kim nasıl itibar edecek?

Geçmişteki hadiseler ve siyasetler şunu gösteriyor ki, eğer 31 Mayıs olayını Ortadoğu’daki İslam ülkelerinden biri işlemiş olsaydı, Genelkurmay aslanlar gibi kükreyecek, belki şahinler gibi saldırıya geçecekti. PKK dolayısıyla Suriye’ye savaş tehdidinde bulunan, Irak’a rutin saldırılar yapan, İran’ın köylerini bombalayan ordunun, sıra Amerika ve İsrail’e gelince ne aslan özelliği kalıyor ne de şahin. İskenderun saldırısıyla 31 Mayıs saldırısını eğer bir İslam ülkesi yapsaydı, Genelkurmay hemen bu iki olay arasında ilişki kuracak, iki olayın da aynı ülke tarafından yapıldığı sonucuna varacak ve harekete geçecekti. Elbette harekete geçmelidir, hakkıdır ve görevidir. Ne var ki, Amerika askerleri, başlarına çuval geçirdiği zaman veya İsrail askerleri savaş açtığı  zaman bir ordunun göstermesi gereken tepkiler gösterilmiyor, aslan ve şahin özellikleri uçup gidiyor.

Askerin en çok kullandığı iki kavram, vatan ve namustur. Siyonist askerlerin Gazze’ye giden gemideki gazeteci esir bayanlara sarkıntılık yaptığını bizzat olayın mağdurları televizyonlarda açıkladı. Yine askerden çıt yok. Hani vatan? Hani namus? Hani siz bu ikisi için vardınız? Sıra Amerika ve İsrail’e gelince vatan ve namus buharlaşıyor mu?

Bu anormal durum neyle izah edilebilir?

Türkiye’de korkunç bir ideolojikleşme vardır. Taraflardan biri halkın ekseriyetidir, öteki tarafta ordu, Ergenekon ve uzantıları ve PKK yer almaktadır. Gücü elinde bulunduran ve bulundurmaya çalışan odaklar, fikriyat bakımından halkın ekseriyetiyle ideolojik bir zıtlaşma içindedir. Bu ideolojik yaklaşımlarda dış destekçiler kendilerinden, iç muhalifler ise hasımlardan sayılmaktadır. Gazze’ye insanlık adına yardım götürenlerin hasım ve muhalif, saldıran Siyonistlerin ise taraf gibi algılandığı bir portre ile karşı karşıyayız. Görünen tablodan böyle bir sonuç çıkmıyor mu? Vatan ve millet kavramlarını ağzından düşürmeyenlerin yaptıklarına bakınca, bu iki kavram sadece kendi yandaşları için geçerliymiş gibi bir tablo var ortada.

31 Mayıs olayındaki ‘Ordu’nun sessizliğiyle İsrail’in ve PKK’nin eylemliliği, çoğunluğa karşı tuhaf bir ideolojik yardımlaşma biçiminde anlaşılmaktadır. İsrail ve PKK’nin aynı saatlerde eylem başlatması, bu ikili arasında ciddi bir işbirliği olabileceğini ima ederken ordunun İsrail saldırısı ve aynı saatlerde yaşanan iki olay arasındaki bağlantı hakkındaki sessizliği de zımni bir destek kuşkusu doğurmaktadır.

Bu kanaatler doğru değilse, Genelkurmay 31 Mayıs olayıyla ilgili bugüne kadarki sessizliğinin nedenlerini ve yaşanan olay hakkındaki görüşlerini doğru bir şekilde kamuoyuyla paylaşmalıdır.

fitrat.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.