1. YAZARLAR

  2. Ahmet TAŞGETİREN

  3. Genel seçim kaçınılmaz
Ahmet TAŞGETİREN

Ahmet TAŞGETİREN

Star Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Genel seçim kaçınılmaz

A+A-

CHP lideri Baykal, bir süredir, "Bu Meclis'in anayasa değişikliği yapamayacağını" söylüyor ve gerekçe olarak, Meclis çoğunluğunun AK Partili milletvekillerinden oluştuğunu,. AK Parti'nin ise AYM tarafından "Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olma" suçundan mahkum edildiğini öne sürüyor.

Ona göre "Anayasa'nın temel ilkesini ihlalden suçlu bir partiye ait çoğunluk anayasayı değiştirmemeli!" Bu tema, Baykal'ın sözlerinde kalmadı, önceki gün, yeni adli yılın açılışında konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok da, benzeri şeyleri seslendirdi.

Özok ayrıca, "Gerekçeli karar"da açıklanacak şeylerin, bu karara malzeme teşkil eden söz ve eylemlerin sahiplerini de zora sokacağını, bunlar arasında Cumhurbaşkanı Gül'ün de olabileceğini söyledi. Baykal tarafından başlatılan kampanyanın adını koymak gerekirse "Bu AK Parti üzerinden Meclis'e yöneltilen bir meşruiyet tartışması"dır.

AK Parti, meşruiyet tartışmasına yabancı bir parti değildir. Bu çizgi, üzerinde hep bir meşruiyet sorgulaması kılıcı sallandığını bilir. Zaten yola, içerdeki sorgulamaları dengelemek için sadece sandık sonuçlarının yetmeyeceğini düşünerek, uluslar arası meşruiyet zırhını bürünerek çıkma gereğini duymuştur. Şu andaki durumda meşruiyet sorgulamasına yargı desteği devreye girmiş bulunuyor.

Ortada bir AYM kararı var. Evet, kararda parti kapatılmadı, ama "odak olma" suçlaması ile açılan yara, işte Baykal ve Özok gibilerine sürekli tırmıklama imkanı verecek bir nitelik arz ediyor. Seçimler yapılalı henüz bir yıl gibi bir süre oluyor. Önde daha çok uzun bir zaman var.

Bütün bu zaman "Odak olma" tartışması ile mi geçirilecek? Ulusal Program çerçevesinde, anayasa değişikliği de dahil yapılması gerekenler, gelip gelip hep "Odak olma" tartışmasına mı odaklanacak? Evet, Baykal'ın açtığı meşruiyet tartışması hiçbir hukuki temele dayanmıyor. Meclis'in meşruiyetini tartışmanın, oradaki CHP'li üyelerin meşruiyetini tartışmak anlamına da geldiği açık.

Baykal'ın açtığı tartışmadan yola çıkarak, "Bundan sonra bu Meclis ne yapabilir ki, neyi yapsa meşru olur ki, Baykal orada niye duruyor ki?" diye sorular sorulması da mümkün. Evet, Anayasa Mahkemesi'nin aldığı hem kapatmama hem laiklik karşıtı odak olmakla suçlama kararı da ciddi gariplikler içeriyor.

Yarın Mahkeme'nin "gerekçeler" çerçevesinde kullanacağı malzemeler de, Başbakan, Cumhurbaşkanı seviyesinde yeni meşruiyet tartışmalarını getirdiğinde iş daha da çetrefil hale gelecek. Bu böyle sürmemeli. Millet iradesi yenilenmeli.

Şu anda AYM'nin kararı ile AK Parti hükümeti bir zaafı barındırıyor. Millet iradesinin üzerinden sanki yargı darbesi geçmiş gibi bir görüntü hakim. 27 Nisan e- muhtırasının sonrasını hatırlayalım.

Türkiye, o -e muhtıra ile kalabilir miydi? İktidar, e/ muhtıradan sonra "iktidar"ının önemli bir kısmından yoksun bırakılmış gibi gözükmüyor muydu? İktidar ancak iktidarına 28 Nisan sabahı Cemil Çiçek'in seslendirdiği cevabi tavırla kavuşmadı mı?

Şu anda, iktidarın iktidarı üzerinde bir AYM kararı gölgesi duruyor. Ana muhalefet lideri, kendi kendisinin üstünü çizmek pahasına, bu kararla, Meclis'i işlevsiz hale getirmeyi göze alıyor. Bu işi seçim temizler. 2009 Martında yapılacak mahalli seçimlerle birlikte gidilecek bir genel seçim... Millet iradesinden alınacak güvenle iktidar kendini tahkim eder.

Millet, AYM kararından sonra Meclis'i yeniden biçimlendirir. Tabii o noktada ilginç bir durum ortaya çıkabilir. Mesela, AK Parti bugünkünden daha fazla bir oy oranı ve sandalye sayısı ile Meclis'e gelebilir. Buna karşılık CHP'nin oylarında ve sandalye sayısında da düşme olabilir.

Öyle bir durum, AYM'nin kararı açısından ne anlama gelecektir, Baykal'ın ya da Barolar Birliği Başkanı (CHP'li) Özok'un bugünkü tavrı açısından ne anlama gelecektir? Şu açık ki, biz o zaman millet iradesi ile yargı iradesi arasındaki açı farklarını bir kere daha tartışmış olacağız.

Laik yargıçtan din yorumu

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, adli yıl konuşmasında, İslam - laiklik konusuna da temas ediyor, dini kuralları "Tanrı'dan geldiği öne sürülen kurallar" diye niteliyor ve "Laik devletin kuralları dini inançlar ile bağdaşmıyorsa, dini kurallar zamanın şartlarına uygun biçimde yorumlanabilir" diyor. Şimdi bu nedir? Bunu bir yargıç söylüyor.

Yani bir yargıç, din yorumuna hatta din üzerinde tasarrufa yöneliyor. Bu laikliğin neresine oturur? Laiklik adına din üzerinde tasarrufta bulunulabilir mi? Ya da şöyle söyleyelim: Laiklikte dinden her türlü olumlu bahsetmek suç, olumsuz tasarruf iradesi meşru mu?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.