1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. GEMİYİ SU ÜSTÜNDE TUTMAK
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

GEMİYİ SU ÜSTÜNDE TUTMAK

A+A-

   

“…Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin…?”  (A'raf Suresi, 155)

Cahillik, ahmaklık, akılsızlık, beyinsizlik, malı boş yere harcama, barbarlık ve küstahlıkta sınır tanımayanların yüzünden bizi de helak edecek misin Allah'ım!

Toplumsal sorumluluğun ve bireysel hürriyetin sınırlarını belirleyen bir hadis-i şerifte Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), yaşadığımız dünyayı bir gemiye, bütün insanları da bu gemide yol alan yolculara benzetir. Yolcular kendi içlerinde iki kısma ayrılır. Bir kısmı Allah’ın koymuş olduğu sınırları gözeten ilim, irfan, akıl ve erdem sahibi insanlar; diğer kısmı ise bu sınırları çiğneyen, heva ve arzularına esir düşmüş, hürriyeti başıboşluk ve sorumsuzluk olarak telakki eden, sonu hem kendisinin hem de insanlığın felaketi olacak bir hürriyet anlayışına sahip olan kimselerdir.

Gemi hareket etmeden önce bu iki grup insan kura ile gemide yolculuk yapacakları yerleri belirlemiş, birinciler üst kısımda, ikinciler ise alt kısımda yerlerini almışlardır. İlahî rotada seyreden gemi, tam denizin ortasına vardığında aşağıdakiler güya yukarıdakileri gidip rahatsız etmemek gibi masumane görünen bir bahaneyle su ihtiyaçlarını gidermek için geminin dibini delmek isterler.

İşte bu hâl karşısında yukarıdakiler bütün insanlığın ortak malı olan bu geminin delinip su almasına mani olmadıkları takdirde yukarıdakilerle aşağıdakiler hep birlikte helak olacaktır. Ancak önlerine durup hikmetli bir yolla engel oldukları zaman sadece kendileri değil aşağıdakiler de batmaktan kurtulacaklardır. (26 B2493 Buhârî, Şirket 6) diye rivayet edilmektedir.

Genel anlamda toplumda iki sınıf insan bulunmaktadır. İlahi metinlerde hak-batıl, beşeri rejimlerde, işçi-patron, ezen-ezilen, köylü-burjuva gibi sınıflandırmalar kullanılmaktadır. Günümüzde bürokratik anlamda ast-üst ilişkisi olarak da tanımlayabileceğimiz, insanların sahip olduğu güç, mal, mevki vb. maddi unsurlar sonucu oluşturulan sınıflandırmalar tarihin her döneminde görülmüş/görülmektedir. Genellikle üsttekilerin alttakileri hor ve hakir gördükleri, onları kendi emelleri için kullandıkları, işlerine yaradıkları müddetçe vazgeçilmez olarak gördükleri, işleri bitince de hiç acımadan kapının önüne koydukları,  bu sapkın anlayış günümüzde gittikçe yaygınlaşmaktadır. Üstte olmanın kendisinde bulunan olağanüstü yetenekler(!) sayesinde olduğu vehmiyle hareket eden bu zavallı güruh kendilerini bekleyen felaketlerin ne yazık ki farkında değiller. Hor ve hakir gördükleri alt katta bulunan topluluğun bir gün kendileri için felaketlere yol açacaklarını bir türlü anlayamamaktalar.

Hz. Peygamber bu sözü ile genel insanlık camiasındaki veya özel olarak herhangi bir toplumdaki haksızlık ve zulümlere önce sebep olan, sonra da bunlara seyirci kalan servet ve refahla azmış odakların hazırladıkları felaketli tabloya işaret ederken toplumu bir gemi olarak tasvir etmiştir. Gemi aynı gemi olmasına rağmen, üst kattakiler alt katta yaşayanları koruyup kollamaz, ihtiyaçları noktasında ellerinden geleni yapmazlarsa geminin su alıp batması kaçınılmaz olacaktır. Herkesin bindiği, ama birilerinin hoyratça yararlanıp geleceğini umursamadığı bir gemidir bu. Gemideki insanların bir kısmı üstte, güvertede seyretmekte, diğer bir kısmı ise alt katta, ambarda hayatta kalmaya çalışmaktalar. Üsttekiler mutlu, keyifli, nimet içinde bir gruptur. Bunlar, alttakilerin su isteklerine “Bize ne!” diyerek olumsuz cevap vermiş, onların ihtiyaçlarıyla ilgilenmemişlerdir. Bunun üzerine, hem çaresiz kalan hem de öfke ve hınçla dolan ‘alttakiler’, ihtiyaçlarını gidermek için, barındıkları ambar katından gemiyi delerek nehirden su alma hazırlığına girmişlerdir. Üst kattakiler, buna müdahale ederek geminin delinmesini önlemek yerine zevk ve gaflet içinde yan yatmaya devam ederlerse geminin batmasına sebep olacak ve sonuçta, günahlılar da günahsızlar da suyun dibini boylayacaktır. Gemiyi yüzdürmeye yarayan su, geminin mahvolmasına yol açacaktır...

Bir toplumda, fitne, fesat, kargaşa, zulüm, adaletsizlik, güvensizlik gibi etkenlere karşı tedbir almak ve hatta izale edilmesi için gayret, çaba sarf etmek herkesin görevidir. Herkes taşıdığı yükümlülük nispetinde toplumda gelişen olumsuz hadiselere karşı sorumludur. Özellikle toplumda güç, nüfuz ve imkân sahibi kişi ve kuruluşlar bu duruma karşı ciddi bir tepki göstermezlerse toplumun çöküşü kaçınılmaz olur. Çünkü toplumda meydana gelen fitne ve musibetlerden, sadece bunlardan doğrudan doğruya etkilenenler zarar görmemektedir. Dolaylı olarak tüm toplum bu durumdan etkilenir. Adaletin yerine zulüm, haklının yerine haksızlık, üretim yerine tüketim, sadeliğin yerine şatafat ve liyakatin yerine iltimas geçti mi artık o topluluğun iflah olması mümkün değildir. Bu konuda şu ilahi emrin, bütün fertlere yüklediği sorumluluk önemli ve ayrıca evrensel anlamda çok mühim bir mesajdır. “Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.” (Enfal Suresi 25)

Bizler eğer toplumumuzu fitne, kargaşa ve çatışma ortamına çekmek isteyenlere karşı tavır almaz, onları engellemezsek bu ateş eninde sonunda bize de dokunacaktır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.