1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. Geleneksel Kadın Kimliğinin İnşası
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

Geleneksel Kadın Kimliğinin İnşası

A+A-

 

Daha önceki yazımızda kadın ile ilgili, İslamiyet öncesi kadınların durumu ile Peygamberin (a.s.) Mekke ve Medine’deki kadınlar ile ilgili uygulamalarından örnekler vermiştik. Bu yazımızda ise insanlığın olmazsa olmazı olan kadının sadece cinsel bir obje olarak görülmesi, sosyal hayatın hemen hemen her alanında dışlanması, eve kapatılması ve benzeri insanlık dışı uygulamaların sebeplerine bakacağız. Son evrensel mesaj olan Kur’an da Allah “Mü'min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler. (Birbirlerinin koruyucuları ve yöneticileridirler.) İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar.” (Tevbe 71) diye insanlara apaçık bir mesaj veriyor. Bu ve benzeri mesajlar üzerinde gereği gibi düşünen aklıselim her kişi, Allah’ın kul olarak yarattığı farklı iki cinsiyetteki insanın biyolojik cinsiyetten kaynaklı birbirlerine herhangi bir üstünlüklerinin olmadığını anlar. Ancak, anlamak ile anlamak istememek arasındaki o ince çizgide çoğu kişi bu tür mesajları nedense erkeklerin lehine olacak şekilde yorumlamaktadır.

Tarih boyunca ataerkil toplumlarda kadının sosyal, siyasal ve kültürel alanda hep geriye bırakıldığını, ötekileştirildiğini, “büyücü” ya da “cadı” olarak adlandırılıyor, bilimle ilgilenen, hastalara tedaviler uygulayan kadınlara bile büyücü gözüyle bakılıyordu. Tarihsel gelişime bakıldığında cadıların genellikle kadın oluşu dikkat çekmektedir. Bununla ilişkili olarak kadın ve cadı kavramları birlikte anılır olmuş ve cadının cinsiyeti “kadın” olarak belirlenmiştir. Erkek egemen güçlerin kendi otoritelerini güçlendirme, sahip olma ve hükmetme arzuları nedeniyle toplumun yarısını oluşturan kadınlara cinsel bir obje, köle ve cariye olarak bakılmasına yol açmıştır. Bu konuda en büyük desteği de tüm zamanlarda din olarak kitlelere dayatılan hurafe ve ilkel inançlardan almışlardır. Tahrif edilen kutsal metinlerin içine dahi yerleştirilen bu insanlık dışı inanışlar yüzünden milyonlarca kadın, Allah’ın yasasına aykırı bir şekilde işkencelere maruz bırakılmış veya katledilmişlerdir. Örnek olması açısından din olarak kabul gören ve Allah’ın emri(!) olarak yapılması farz olarak kabul görmüş uygulamalara kısaca bakalım.

Yahudi geleneğinde “güvenilmemesi ve sır verilmemesi gereken” kadın; “Adem’i yalnız bırakmamak ve ona yardımcı olmak” için dünyaya gelmiştir. Kötü huylardan uzak durması için kadın erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kadına, açgözlü, kavgacı, kıskanç, güvenilmez, baştan çıkarıcı gibi sıfatlar verilir. Kadın kocasının ellerini ve ayaklarını yıkamak gibi görevlerini yerine getirmezse sopayla cezalandırılır, gibi insanlık dışı uygulamalar hâkim zihniyet olarak yer almaktadır. Yine benzer uygulamaların Hristiyanlıkta da yer aldığını görüyoruz. Kadın erkek için yaratılmıştır. “kadının başı erkek, her erkeğin başı Mesih, Mesih’in başı da Tanrı’dır.” Pavlus’a göre erkek başını örtmez, çünkü o Tanrı’ya benzer; başını kadın örtmelidir, örtmeyen kadın ise başını tıraş etmelidir. Kitabı Mukaddes’te: kadınların uysal olmaları emredilir. “Kadınlar toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, evde kocalarına sorsunlar. Çünkü kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır.” Aziz Augustine, “Kadın, kadın olmaktan dolayı utanmalıdır” der. Hatta iş, Tanrının erkeklere has özelliklere sahip olduğuna kadar götürülecektir. Bu tür metinlerde Tanrıdan ‘Baba’ olarak bahsedildiğine de şahit oluyoruz. Yine, Eski Roma’da, evlenen kadının tamamen erkeğin egemenliği altına girdiği, kamusal alanın tamamen kadına kapalı olduğunu görüyoruz. Antik Yunan’da kadınlar vatandaş sayılmazdı; kamusal alandan soyutlanan kadının temel görevi erkek çocuk doğurmak ve evi çekip çevirmektir. XI. yy’a kadar İngiltere’de kocaları tarafından satılan kadınlar vardı. Eski Hint’te kocası ölen kadının da ölmesi gerekirdi, kocasının cesediyle birlikte yakılmayı reddederse sonsuza kadar lanetlenmiş olurdu.

Tahrif edilen dinlerde olduğu gibi İslam toplumu içerisinde de kadınlar ile ilgili özellikle sosyal hayatta ciddi engeller din adına çıkarılmıştır. İslam’ın aydınlık mesajının çok geniş bir coğrafyaya yayılması ile beraber zaman içerisinde Yahudileşme, Hristiyanlaşma emareleri baş göstermiş, bunun sonucu olarak da yerleşik toplumların uygulamalarını (gelenek- görenek, kültür ve değer yargıları) takip/taklit edilerek bu tür gelenek ve kültürler kitleler tarafından dini anlayış olarak benimsenmiş veya dayatılmıştır. “Kadın erkeğe nispetle eksik yaratılmıştır ve akli kavrayıştan yoksundur” anlayışı, maalesef Müslüman toplumda da hâkim anlayış olarak yerini almıştır. Kadının dini eksiktir; kadın fitne varlıktır; cehennemi kadınlar dolduracaktır gibi asılsız rivayetler sonucu, eski cahiliye toplumuna has inanç ve anlayışlar zamanla egemen anlayış olarak Müslüman toplumun içerisine yerleşecektir. Allah’ın tüm insanlara kurtuluş reçetesi olarak gönderdiği İslam'ın aydınlık mesajı ile kadın- erkek eşit ve aynı haklara sahip iken, zamanla ortaya çıkan tahrifat sonucu ataerkil toplumunun önyargılarını yansıtan, kadınları ikinci sınıf bir konuma hapseden bir mesaj ortaya çıkmış/çıkarılmaya çalışılmıştır.

Kur'an, kadın ile erkeği insan olmaları bakımından eşit, rolleri yönüyle de birbirini tamamlayan varlıklar olarak kabul ederken, dinin özüne ters yorum, tefsir ve rivayetler sonucu İslam toplumunda başta kadın ve kadın hakları olmak üzere çeşitli alanlarda geri kalmışlık sorunu ortaya çıkmıştır. Hemen hemen hepsi erkek olan hadisçiler ve fıkıhçıların, cinsiyetlerini merkeze alan yorumlarıyla da yavaş yavaş eski düzen geri getirilmiş ve kadınları kazandıkları haklarından mahrum bıraktırıvermişlerdir. Peygamberin (a.s.) vefatından hemen sonra kadınların namazlarını camide kılma uygulamasından dahi rahatsızlık duyulmaya başlanmıştır. Kadınların camilerden uzak tutulmak istenmesi zamanla etkisini göstermiş, onların evdeki ibadetlerinin camidekinden daha faziletli olduğu, camiye gitmelerinin fitneye sebep olacağı inancı yerleşmeye başlamıştır. İslam toplumunun en muteber ve saygın isimlerinin eserlerinde bile “şayet kadın olmasaydı erkek şüphesiz cennete gidecekti”, “kadına itaat etmek pişmanlıktır”, “kadınlara yazı yazmayı öğretmeyiniz”, “kadın için iki koruyucu vardır, kabir ve koca”, “kadınlara danışın fakat aksini yapın” gibi rivayetler yer alacaktır. Bunun sonucunda kadın kimliği tarihi süreç içerisinde evrimleşerek bugünkü geleneksel kadın kimliği seviyesine inmiştir. Özellikle Emeviler döneminde bu durum hızlanarak devam etmiştir. Şehirleşme oranı arttıkça kadınların ve özellikle üst tabakada yer alan kadınların kendilerine has bir sosyal hayat tarzı kurdukları ve erkek ağırlıklı sosyal yapıdan çekildikleri görüldü. Kadınların camilerden uzaklaşmaları bu dönemde daha da belirginleşti. Ancak kadınlar ilim ve kültür hayatında önemli bir yer almaya devam ettiler. Hür kadınların toplumsal hayattan çekilmesi ile sosyal hayatta öne çıkan kadınlar, cariyeler oldu. (Karaca, Fatma Emeviler Dönemi Kadınının Durumuna Genel Bir Bakış:Sükeyne bint Hüseyin Örneği. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2010)

 

Yılanın kadını aldatması ve yasak meyveyi kocasına yedirmesiyle başlayan cennetten kovulma hikâyesi, yani günahkâr Havva figürü, tüm gelenekselleşmiş dini(!) kültürlerin kadına bakışında belirleyici olmuştur.

Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişle birlikte insana ve onun potansiyeline yönelik anlayış değişmeye başlar. “Kadın, cin midir, şeytan mıdır, aklı- ruhu var mıdır” gibi kadının var oluşuyla ilgili tartışmalardan “kadın ibadethanelere girebilir mi, kutsal kitaplara el sürebilir mi, oy verebilir mi, yönetici olabilir mi” gibi sorulara varıncaya kadar kadını “insan” yerine koymakta zorlanan bir anlayışın dünyayı yüzyıllardan beri yönettiğini görüyoruz. Yüzlerce kadının ölümüne sebep olan cadı avları, takılan bekâret kemerleri, insanlık dışı işkenceler insanlığın karanlık yüzünün örneklerinden sadece birkaçıdır…

Devam edecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.