1. YAZARLAR

  2. Opr.Dr. Engin YILMAZ

  3. Geçmiş Olsun Ahmet Altan’dan Kurtuldunuz
Opr.Dr. Engin YILMAZ

Opr.Dr. Engin YILMAZ

UFKUMUZ
Yazarın Tüm Yazıları >

Geçmiş Olsun Ahmet Altan’dan Kurtuldunuz

A+A-

 

Ahmet Altan Taraf’daki yazılarına son verdi…

Türkiyedeki milliyetçi-muhafazakâr iktidar ve onun yandaş medyası sizlere büyük geçmişler olsun…

Şimdilik onun demokrasi, hak ve adalet içerikli sivri yazılarından kurtulmuş bulunuyorsunuz.

İstediğiniz şekilde ve bolca kına yakabilirsiniz….

Son zamanlarda alışkanlık haline getirdiğiniz milliyetçi, statükocu ve antidemokratik uygulamalarınıza da rahatça devam edebilirsiniz...

Yandaş medyanın mahallesindeki yazar ve çizerlerin şu sıralar 3 temel davranışları mevcut:

1-    İktidarın Kürt meselesi başta olmak demokratikleşme konusundaki tüm icraatlarına gözü kapalı destek verenler. Bunların yazılarında kendilerine ait hiçbir fikirleri yoktur. Bütün yaptıkları iktidarın söylemlerini köşeleri aracılığı ile okuyuculara ulaştırmaktır. Bu tipler iktidarın doğru ya da yanlış tüm tutumlarını şiddetle alkışlamaktadırlar. Hatta içlerinde öyleleri vardır ki dalkavuklukta sınır tanımayarak iktidarın demokrasi isteyenlere karşı daha sert tutum sergilemesini bile savunurlar. Bu tiplerin en temel beklentisi iktidarın nimetlerinden pay almaktır. Bunlardan Kürt kökenli olan biri yaptıklarına ödül olarak milletvekilliği ile ödüllendirildi. Ve hala, diyet borcunu kendi halkına küfretmekle ödüyor.

2-   KCK tutuklamaları, Kürt asimilasyonu, Pozantı’da ırzına geçilen çocuklar ve Uludere katliamı gibi konulara hiç girmeyenler. Bunlar gerçeği gören, bilen ama iktidarın hışmına uğrayarak köşesini ve konumunu kaybetmeyi göze alamayan “Dilsiz Şeytan” lardır. Yazıları genelde Türkiye gündeminin netameli konularından uzak suya sabuna dokunmayan içeriktedir. Uludere’de 34 Kürd’ün bedeni paramparça olurken onların yazılarında borsanın yükselişi veya faizin düşüşü gibi iktidarın başarılarını övme vardır.

3-    Zaman zaman iktidarın ve başbakanın yanlışlarını ürkek ve çekingenlikle ifade edebilenler. Bu grup yazarlar yandaş medyada oldukça azdırlar. Bunların eleştirileri belirgin ve net değildir. Eleştirileri genellikle “ama” ve “fakat” bağlaçları ile devam eden bir sonraki cümlede yumuşar, cılızlaşır ve yapılan yanlışları geçerli bir sebebe bağlayarak iktidar yeniden aklanır. Buna örnek olarak Uludere katliamının yıldönümündeki Ahmet Taşgetiren’in yazısı gösterilebilinir. Taşgetiren yazısında Uludere’de bir ayıbın yaşandığını ve bunun aydınlatılması gerektiğini “ancak” AKP iktidarının bu olaydan sorumlu tutulamayacağını ve hatta başbakanın bu ayıbın farkında olduğunu ve çözmek istediğini yazmaktadır. Görüldüğü gibi bu tip yazarlar ellerini ne mazlumdan nede iktidardan çekebilmektedirler. “Çevir kazı yanmasın” misali hem vicdanlarını hemde iktidarı idare etmeye çalışmaktadırlar. Akıllarınca bu yolla demokrat görüntülerine ve haktan yana duruşlarına halel getirmek istememektedirler.

AKP’nin MYKY’sında yer almış Ayşe Böhürler  Ahmet Altan’ın Taraf’dan ayrılması üzerine yazdığı yazıda Ahmet Altan için “üstenci bakışı olan biri” diye nitelemiş. Uzun zamandır Ahmet Altan’ı okuyan biri olarak onun kendini üstte gören bir ego sergilediğine rastlamadım. Bu nedenle Ahmet Altan “üstenci” değil ama demokrasi ve insan hakları ile ilgili her konuda sizlerden fersah fersah “üstün” dür. İktidar yandaşlarının onun yazılarındaki hakkı söyleyen sivri ama tutarlı dili karşısında kendilerini aşağıda ve ezik hissetmeleri doğaldı.   

Ahmet Altan kudretli generallere, askeri vesayete, derin yapılara en sonunda da rotasını demokrasi ve açılımdan döndürerek Ankaralılaşmaya çeviren başbakana en ağır eleştirileri pervasızca yaparken sizler en insani bir olay olan Uludere meselesinde bile hak ve hukuka ait tek kelime etme cesaretini gösteremediniz.

Ayşe Böhürler ve yandaş medyada yazan muadillerinin asla bir Ahmet Altan olamayacağını Uludere olayında gördük. Böhürler olay sonrası MKYK toplantısında bu konuyu gündeme taşımaya kalkınca başbakandan yediği fırça hala hafızamızdadır. Aynı kişinin yediği fırça sonunda İslami literatürde “dilsiz şeytan” olmakla aynı manaya gelen “susma orucuna giriyorum” sözü ile diğer yandaşlarının gösterdikleri klasik tavrı sürdürmesi bizler için hiç de sürpriz olmadı. Çünkü sizlerin ruh dünyanızı ve sizlere tanınan sınırların nerede bittiğini artık iyi biliyoruz.

Sizler; koro halinde yazdığınız yazılarda AKP iktidarına methiyeler dizerek milli ve manevi bir görevi yerine getirdiğinize inandınız. Oysaki meth-ü senalarla dolu olan bu yazılar iktidarın ayıplarını halktan gizleyen ibret vesikaları olarak tarihteki yerini alacak. Hani Hz. Ömer devlet başkanlığı esnasında mescitte bulunan vatandaşlara “eğer haktan ayrılırsam tepkiniz ne olur” demişti de dinleyenlerin içindeki en zayıf karakterdeki bir vatandaş kılıcını Hz Ömer’e doğrultarak “ seni bununla yola getiririz” demişti. Nerede o günkü Müslümanların en sıradanının hakkı ve doğruyu cesaretle gösteren tavrı, nerede sizin “dilsiz şeytan” olmayı meziyet kabul eden tavrınız…. Yazar, çizer, düşünen beyinler olarak başbakanı yanlışlarından koruma ve doğruya yöneltmek yerine, onun son zamanlarda iyice belirginleşen milliyetçi söylemlerine tabi olarak doğru yada yanlış tüm icraatlarına alkış tuttunuz. İnisiyatif alamıyorsunuz. Gündemi ve stratejiyi daima başbakan belirliyor. Sizse köşelerinizde sadece başbakanın söylemlerini dillendiriyorsunuz.

Başbakanı eleştirmek mi? Haddinize mi düşmüş… Allah bilir ya; aklınızdan geçirme cesaretinde bile bulunmamışınızdır. Yandaş medyada başbakanı eleştirenlerin başına nelerin geldiğini hepimiz biliyoruz… Doğruları söyleme cesaretini gösteren Ali Akel gibileri gazete ve TV. lerinizden kovmakla yetinmediniz yandaş olmayan medyada ki bazı iktidar muhaliflerini de patronlara baskı yaparak susturdunuz. Hatta daha da hızınızı alamadınız bazı gazeteci ve yazarları terör örgütü suçlamaları ile cezaevlerine hapsettiniz.

İlginç değil mi?

“Ateist” dediğiniz bir adam,  iktidar yandaşı medyadaki dindar olduğunu iddia eden siz tüm yazarlardan daha fazla adaletin, hakkın ve hukukun yanında yer aldı… Akıl sır erdiremiyor insan: Bu nasıl bir paradox ve nasıl bir İslami(!) anlayışdır ki Rahman ve Rahim olan Allahın dinine hizmet ettiğini iddia eden sizlerin vicdan ve merhametinizin toplamı bir ateistin vicdanı ve merhameti kadar olamıyor?. Biz Kürtler “Hék navé xudaye” deriz. yani “Hak Allahın adıdır”… Oysaki hakkı savunduğunu iddia eden sizlerin adalet terazisi feci şekilde bozulmuş durumda.  Bu tenakuzun nedeni Allahın dini olmayacağına göre problemin kaynağı sizlersiniz. Çünkü; “Ateist” dediğiniz adam hakkı savunup hakkın terazisini doğrultmaya çalışırken, hakka taptığını iddia eden sizler hakkın terazisini doğrultmak yerine haksızlıkları örtecek kılıfları hazırlamakla meşguldünüz…

Ahmet Altan’ın yazılarını bu kadar güçlü kılan ve farklı kesimlerce saygıyla okunmasındaki sır neydi? Onun yazılarını eşiz kılan; kaynağını haktan, adaletten ve evrensel özgürlükten alan mantık örgüsüdür.  Bu en büyük tılsım ve güçtür. Edebi kabiliyeti ise hak ve adaletten kaynağını alan bu gücünü sadece perçinlemektedir.

Peki sizin yandaş medyada neden ses getiren kaliteli yazılar çıkmıyor?

Çünkü sizler; Ahmet Altan gibi inanarak yazmıyorsunuz. Kafalarınız karışık, zihinleriniz bulanık. Bu nedenledir ki yazılarınız da kafalarınızın karışıklığına paralel olarak bulanık, cılız ve okuyana tat vermiyor.

Vicdanlarınız ayrı, çıkar ve menfaatleriniz ayrı şeyler fısıldıyor sizlere. Kalemleriniz haktan, adaletten ve özgürlükten yana değil, iktidarın amaçları doğrultusunda yazıyor.

Çünkü sizler; Uludere’de savaş uçakları ile bedenleri parçalanan katır sırtlarındaki Kürt çocuklarının cenazelerine bırakın gözyaşı dökmeyi; acaba iktidarı bu olaydan nasıl kurtarırız telaşı ile içinde hiçbir evrensel adalet değerlerinin olmadığı yazılar yazdınız. Manşetleriniz bedenleri vahşice parçalanan o çocukların sivil değil “terörist” olabileceğini ima etmekteydi. İçinizden bir köşe yazarı “Uludere’deki çocuklara ağlamak PKK’nin değirmenine su taşımaktır” diyerek Uludere katliamının gündemde tutulmasını vatan hainliği olarak niteledi.

Çünkü sizler; Ülkenin en temel meselesi olan Kürt meselesinde kafa yoran, çaba sarf eden ama iktidarın paralelinde düşünmediği için KCK operasyonları ile siyasi soykırıma tabi tutularak cezaevlerine doldurulan onbini aşkın Kürdü görmezden, duymazdan gelip hayâsızca üç maymunu oynadınız. Hatta bazılarınız her tutuklama dalgası sonrası iktidarı itidale çağırmak yerine zafer manşetleriniz ve alkışlı yazılarınızla daha da tahrik ettiniz.

Çünkü sizler; Pozantı’da birileri milliyetçi- muhafazakâr görev bilinciyle Kürt çocuklarının ırzına geçtiğinde bırakın İslami(!) duyarlılığınızı, insani değerlerinizi bile sergileyemediniz. Sizler bu olayı örtbas etmeye çalışırken bu olayı Türkiye gündemine taşıyan gazeteciler KCK operasyonları kapsamında cezaevlerine konuldu.

Çünkü sizler; Mardin’de 12 yaşındaki çocuğun kafasına güvenlik güçlerince 13 tane kurşun sıkıldığında oralı bile olmadınız. Yüzünüz bile kızarmadı çünkü vahşice katledilse de nihayetinde ölen size göre bir Kürt çocuğuydu. Ölen çocuk Filistinli olsaydı gözyaşlarınız sel olurdu. Dışişleri bakanı gibi ailesine sarılıp ağlardınız.

Çünkü sizler; inandığınız dinin değerlerine de ihanet ettiniz. İktidarın aşamadığı meselelerde onlara İslami düsturları bile hatırlatmaktan korktunuz. Mesela İslam’a göre tüm diller gibi Kürtçenin de Allahın bir ayeti olduğunu ve bu nedenle her insanın kendi anadili ile eğitim yapmasının Allahın ona verdiği doğuştan bir hak olduğunu yazamadınız.

İşte bu nedenlerle hepiniz birleşeniz bir Ahmet Altan etmezsiniz. İktidar yandaşlığı ortak paydası ile yazdığınız tüm yazılar Ahmet Altan’ın hak ve adaletle bezenen yazı denizinde bir damla bile olamaz. Eminim ki, çoğunuz onun çarpıcı üslubu ve sürükleyici anlatımı karşısında kıskançlıktan çatlamışsınızdır. Hatta öyle tahmin ediyorum ki, onun başbakanı eleştiren yazılarına o ölçüde kaliteli ve çarpıcı üslupla cevap vererek başbakandan bir “aferin” almayı çok arzulamışsınızdır fakat ne var ki buna ne yeteneğiniz nede yüreğiniz kâfi gelmedi. Nadiren de olsa Altan’ın tabiri ile “başbakan tarafından yandaş medyanın köşelerine yerleştirilen caşş’lar”aracılığı ile cevap vermeye çalıştınızsa da aldığınız cevaplarla gülünç durumlara düştünüz. 

Türkiye’de her kesimden insan Ahmet Altan’ı okudu. Hatta kıskançlık ve kızgınlık hisleri ile sizlerde okuyordunuz. Ve o insan yazıları ile medya tarihinin en saygın kişilerinden biri olarak anılacak. Ama sizleri insanlar onun kadar okumadılar ve onun saygınlığına da asla erişemeyeceksiniz. Çünkü yazılarınızda cesaret yok, hak yok, adalet yok ve en önemlisi samimiyet yok…..

Ne acıdır ki AKP iktidarının öncesinde ve ilk yıllarında askeri vesayete karşı gösterdiğiniz o ayakta alkışlanan demokrat tutumunuz son yıllarda yerini milliyetçi ve güvenlikçi politikalara bıraktı.

Şimdi söyleyin! Bu değişimin sebebi nedir? Eskiden gösterdiğiniz demokrat ve özgürlükçü tutumunuza şimdilerde ne oldu?.  Eğer o dönemlerdeki söylemlerinizde samimi idiyseniz demek ki şu an akıl tutulması yaşıyorsunuz. Yani yanlış yoldasınız ve kendinize geliniz. Yok, eğer “gerçek yüzümüz şu anki halimizdir” diyorsanız demek ki eskide ortaya koyduğunuz tüm tutum ve söylemleriniz bir tür “takiyye”den ibaretti.

Evet; artık Ahmet Altan yaz(a)mıyor…

Siz yandaş mahallenin sakinleri, demokratikleşmede u dönüşü yapan başbakan ve onun numune-i timsal içişleri bakanı geceleri artık rahaaatça… uyuyabilirsiniz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.