1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Gayrimüslimleşme
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Gayrimüslimleşme

A+A-

Modernliğin bu topraklara girişi gayrimüslimler üzerinden oldu. Dünya ticaret ağlarıyla entegre olmaları ve kentliliğin kalbini oluşturan zanaat ve kültür faaliyetleri içinde yoğrulmaları, onları zamanın getirdiği fikirlere de açık kıldı. Nitekim matbaayı ilk getirenler, eğitimde büyük hamleler yapanlar, matbuat alanında ürün verenler esas olarak onlardı. Öte yandan gayrimüslimler devlete cemaat, yani bir bütün olarak muhatap oldukları için, kendi içlerinde bağlayıcı bir karar mekanizması oluşturmuşlardı.

Bu durum modernlikle gelen yeni hak taleplerinin önce gayrimüslimler tarafından seslendirilmesine neden oldu. Devlet ise bir yandan modernleşmek istiyor, ama aynı anda da modernleşmenin ima ettiği eşitlikçi anlayıştan ürküyordu. Böylece söylemde bir dizi reform yapmak isteyen, ama uygulamada engelleyici bir tavıra gömülüp kalan bir bürokrasi doğdu. Ne var ki devletin bu tutumu, gayrimüslim cemaatlerin beklentileri ile yaşadıkları arasındaki makası her geçen gün daha da açmaktaydı. Bu toprakların tarihini bilenler, Anadolu gayrimüslimlerinin yine de son ana kadar umutlarını koruduklarını, Osmanlılıktan vazgeçmek istemediklerini biraz da hayretle tespit etmişlerdir.

Bunlar yaşanırken Sünni kesim modernleşme yönünde çok daha yavaş hareket etmekteydi. Söz konusu farklılaşmanın nedeni ise din değil, Sünnilerin doğrudan devlete bağlı ve bağımlı bir cemaat olmasıydı. Bu sadece bir toplumsallaşma modeli değil, bir psikolojik tutumdu da... Cemaat için doğru kararların devletten beklendiği bir ruh hali egemendi. Dolayısıyla devletin modernlik karşısında ikircikli olması, Sünni cemaati de siyaseten muhafazak&rlaştırdı. Gayrimüslimlerin karşılanmayan hak talepleri ise devlet bakışıyla değerlendirildi. Böylece gayrimüslimlerin özde ayrılıkçı oldukları fikri egemen olurken, Sünniler giderek onlardan uzaklaşıp devlete yapıştılar.

Aslında Cumhuriyet ironik olarak Sünnilere önemli bir iyilik yaptı... Çünkü laik cemaatin oluşması ve devletle bütünleşmesi, Sünnileri devletten uzaklaştırarak özgürleştirdi. Bugün muhafazak&r kesimde ortaya çıkan yeni burjuvazinin aynı zamanda yeni bir kültürel rönesansı ima ettiği yakın zamanda anlaşılacaktır. Bugünün dinamiği sadece yeni bir rant ve çıkar alanının değil, aynı zamanda yeni bir hak ve özgürlük anlayışının da temelini atıyor.

Bu süreçte en az öğrenen ise devlet oldu... Cumhuriyet’in üzerine inşa edildiği vulger materyalist anlayış, sonraki yıllarda ideolojik devletçiliğe dönüşürken, özgürlüklerden ve son kertede toplumdan ürken bir yönetim doğdu. Geçmişte günün özgürlük anlayışından ürken Osmanlı devleti için gayrimüslimler ne ise, günümüz Cumhuriyet’i için de Müslümanlar ve Kürtler odur... Bugün de farklı bir özgürlük normu var ve devlet söz konusu kesimlerin taleplerini baskı yasaları ve uygulamaları ile durduracağını sanıyor.

Tabii ilginç olan Sünni cemaatin çoğunluk olma avantajıyla hükümet olabilmesi. Ancak 2002’den bu yana beş altı tane darbe girişiminin olduğunu öğrenince, ‘asıl’ gerçekliğe geri dönüyorsunuz. Öte yandan Kürtlerin böyle bir avantajı da yok. Devlet karşısında özgürlükçü olan Sünnilerin, Kürt meselesinde bir anda devletçi hale gelmeleri ise, cemaatçi siyaseti bilenleri şaşırtmıyor. Böylece liberal demokrasinin sağladığı imk&n sayesinde Sünni kesim sanki kendisine devletle toplum arasında ‘güvenlikli’ bir yer arar hale geliyor. Kürtler ise içinden geçtiğimiz şu ‘post modern’ dönemde Cumhuriyet’in gayrimüslimlerine dönüşüyorlar.

Devletin Kürtlere bakışı, sırf farklı kimlikleri nedeniyle sorun çıkartan bir aymazlık tanımından hareket etmekte. Oysa bu talepler günümüzün hak ve özgürlük anlayışı açısından son derece sınırlı... Dolayısıyla asıl sorun devletin yetersizliği. Ama bununla yüzleşmektense, Kürt meselesine asayiş bağlamında bakılıyor ve asker& tedbirleri sosyo ekonomik adımlarla desteklemenin sorunu çözeceği sanılıyor.

Gerçekten de bölge insanıyla yapılan anketlerde en fazla muzdarip olunan konuların şiddet ve yoksulluk olduğu görülmekte. Ne var ki yine aynı insanların algılamasında bunların ikisi de birer sonuç... Söz konusu sonucun tek nedeni ise kendilerinin Kürt olması, çünkü devletin bu sonucu bizzat ürettiğine ilişkin yaygın ve peyce gerçekçi bir kanı var. Nitekim Kürt meselesinin temelinde, bu insanların vatandaş olarak muhatap alınmamaları ve bu tutumun bilinçli bir devlet tercihi olması yatıyor.

Aynen bir buçuk yüzyıl önceki gayrimüslim meselesi gibi... Hak ve özgürlükler açısından dünyaya devletten daha hızlı adapte olan bir cemaatin varlığında, bu devlet geleneği paralize oluyor. Gerçi devletin bile yaşananlardan öğrenmesi gerektiğini düşünebilirsiniz... Ancak toplum tasavvuru olmayan, kendisini toplumun bir parçası olarak algılamayan devletlerde öğrenme de pek olmuyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.