1. YAZARLAR

  2. Davut Hoca

  3. GARİP BİR GÖÇTÜR HİCRET
Davut Hoca

Davut Hoca

Yazarın Tüm Yazıları >

GARİP BİR GÖÇTÜR HİCRET

A+A-

 

Yeryüzü denen beldenin sakinidir insanoğlu. Nerede doğmuşsa oraya kurar otağını, oraya yerleşir, orada mukim olur.

Doğduğu da doyduğu da yerdir orası. Sevinçleri, tasaları, hüznü, kederi ordadır, gözyaşlarıdır toprağının suyu, mutluluğunun nağmeleridir dilindeki sözcükler. Beşiğidir doğduğu ev, kabridir son nefesini verdiği yer. Nerede merhaba demişse hayata, orada veya bambaşka bir diyarda eyvallah der dünyaya. Tokluğuna da açlığına da şahittir o topraklar, ağıtlarına ve şarkılarına olduğu gibi.

Amma ve lakin eğer ki bir gün taa uzaklardan bir ses, bir nida onu çağırırsa, eğer ki bir gün yaşadığı topraklarda soluduğu nefes, aldığı hava, içtiği su ona artık acı gelirse, eğer ki bir gün kara bulutlar onun üzerinde şimşekler çaktırırsa, eğer ki bir gün artık yeryüzü tüm genişliğine rağmen ona dar gelirse, eğer ki bir gün yaşadığı mekânda yerin altı yerin üstünden daha hayırlı olursa, işte o zaman yelken açmak vakti gelmiştir başka diyarlara, işte o zaman doğduğu, yaşadığı, ağladığı, haykırdığı o topraklarda artık o bir misafirdir. Artık o, damarlarda durmamacasına akacak kan misali akıp gidecektir ve göçmen kuşlar misali terk etme zamanı gelmiştir o diyarları.

Yeryüzü yaratıldı yaratılalı göç ve hicret hep var olmuştur. İnsanoğlu, kendisi gibi Allah’ın kullarına kin, ihtiras ve inatları uğruna dünyayı zindan etmiş, çoğu zaman mazlum, garip, çaresiz insanları o çok sevdikleri yerlerinden, yurtlarından ayrılmak zorunda bırakmıştır. Kendi yaşam çevresinden ayrılırken gözü arkada kalan, gözü yaşlı, yüreği buruk insanların her fırsatta yerlerine yurtlarına geri dönmeyi düşünmüş ve bu çoğu zaman mümkün olmamıştır. Onca öyle göçmen ve muhacir olan garip kullar, yâd ellerde ruhunu teslim etmiş, hasretiyle yandığı, kök saldığı topraklar gözünde tüterek gözü açık terki diyar eylemişlerdir.

Hicretin Sembolü, Muhacirlerin Gülü ve Efendisi Hz. Muhammed(sav); o çok sevdiği doğduğu Mekke’den hicret etmek zorunda kalmıştır. Herkes gibi o da doğduğu bu toprakları çok seviyordu, ancak kaderin bir cilvesi olarak terk etmek zorunda kalmıştır o diyarları. İmtihan, mücadele, cihad, gayret ve tüm bunlar, O’nu doğduğu ve yaşadığı topraklar olan vatanından, diyarından, memleketinden hicret etmeye mecbur bırakacaktı. Peygamber Efendimiz (sav), doğup büyüdüğü mübarek şehir Mekke'den ayrılıyordu. Ayrılırken devesini durdurdu. Mekke'ye baktı ve ona olan sevgisini şöyle dile getirdi: "Vallahi, sen Allah'ın yarattığı

yerlerin en hayırlısı, Allah katında en sevimli olanısın. Bana, senden daha sevgili, daha güzel yurt yoktur. Çıkarılmaya zorlanmamış olsaydım, senden asla ayrılmaz, senden başka yerde yurt, yuva tutmazdım." Bunu üzerine Cenab-ı Hak, Resulullah'ı (sav) şöyle teselli etti: "Kur'an'ı okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı sana farz kılan Allah, muhakkak ki seni Mekke'ye döndürecek, ahirette de övülmüş bir makam olan en büyük şefaat makamına kavuşturacaktır"(Müslim)

Yeryüzü gemisi su almaya başladı başlayalı önce garip ve mazlumları attılar dipsiz sulara. Yalın ayaklılar vurdu sahillere Alan Kürdi’ler gibi. Sahillere artık balıklar değil çocuklar vurur oldu. Zulmün ve katliamın o korkunç felaketinden kendilerini can havliyle dışarı atan mazlumlar, şimdi binbir mihnet ve acılar içinde yaşayan ölüler gibiler. Gavur kapılarına dayananlar da oradan oraya itilip kakılarak yaşam mücadelesi veriyor. Şimdi artık dünya gezegeninin yeni adı Hicran, Hüzün ve Hicret diyarıdır. Yer aynı olsa da, gök aynı dursa da terk-i diyar ettikten sonra ne yer ne gök tanıdıktır. Yabancı bir yer ve gök arasına sıkışan bu mazlumların feryad-ı figanı yeri ve göğü inletir durur.

Şimdi dili olsa denizlerin okyanusların, diplerine batan nice garipleri haber verirdi. Nice çocukların, kadınların, gençlerin, ihtiyarların kefeni oldu bu soğuk sular. Şimdi artık okyanus dipleri sadece çeşit çeşit balıklarla değil, çeşit çeşit insan bedenleri ile de doludur. Zaten mazlum ve mustazafların kaderi değil midir ya soğuk sular ya derin kuyular. Ama hepimiz de biliyoruz ki bu dünya fani, bu dünya geçici, bu dünya vefasız. Garip ve mazlumların, yalın ayaklıların baki âlemde Rabbi Rahimin onlara hazırladığı eşsiz dünyalar, muhteşem imkânlar, harika lezzetler, benzersiz makamlar var biiznillah. Bu tarafta nice çileler, nice ızdıraplar, nice felaketler, nice işkenceler gördüler, acımazsızlığın alasını yaşadılar, çaresizliğin dibine vurdular. Ancak bu dayanılmaz süreç ne kadar uzun olursa olsun, sonuçta bitmeye, tükenmeye mahkûmdur. Onlara ebedi âlemde hazırlanan nimetler, onların tüm çektikleri ızdırapları bir anda unutmalarına yeter de artar bile.

Hicret, Rabbi Rahimin katında çok saygın bir ameldir. Hicret yoktan vara, azdan çoğa, şerden hayra doğrudur. Hicret, zaman ve mekân sınırlarına tabi olmayan bir ameldir. Hicret, önce gönül dünyasında, ruh âleminde olur, daha sonra mekâna iner. Hicret, içinde hüznü, burukluğu, garipliği barındıran bir ameldir. Hicret, yardan, serden, yurttan vazgeçip Yaradana sığınma amelidir. Hicret, herşeyi elinin tersiyle itip Yaradanın Rahmetine iltica etme eylemidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.