1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. GAP ‘Kürt Sorunu’nu çözmeye yeter mi?
GAP ‘Kürt Sorunu’nu çözmeye yeter mi?

GAP ‘Kürt Sorunu’nu çözmeye yeter mi?

A+A-

20 yıldan fazla bir süredir, terörle mücadele gerekçesi ile gerektiğinden çok daha fazlası harcanan, dağlara, taşlara bomba ve kurşun olarak savrulan milyarlarca dolar, heba edilen kaynaklar sadece GAP’ı (Güneydoğu Anadolu Projesi) değil, DAP’ı da (Doğu Anadolu Projesi) ihya etmeye fazlasıyla yeterdi. Gerçek olan şu ki, GAP kaynak yetersizliğinden değil, siyasal irade yetersizliğinden dolayı gündemden düştü. AK Parti GAP eylem planıyla güçlü bir siyasi irade ortaya koymuştur. Farklı hükümet dönemlerinde bölgeye yönelik hazırlanan yaklaşık 30 kadar ‘paket’in gerçekleşmemiş olması, bundan sonra da gerçekleşmeyeceği anlamına gelmez. ‘GAP Eylem Planı’ ile bölge insanının sönmeye yüz tutmuş umutlarının yeniden yeşerdiğini görmeliyiz.

Rafta tozlanan sözler

Kuşkusuz, GAP’la ilgili her şeyi ekonomiye indirgemek son derece yanlış. Yaşanan krizlerin, işsizlik, yoksulluk ve sefaletin, belirsizliğin, korkularımızın asıl nedenlerini aramalıyız. Çünkü bu, Türkiye için sadece iktisadi bir mesele değil, siyasal ve sosyal sonuçları olan bir projedir. Bugüne dek tamamlansaydı, en azından ne içeriye ne de dışarıya karşı endişelerimiz bu kadar derin olmaz, küresel krizlerden de bu kadar etkilenmezdik. Ya da ABD’nin Irak’a müdahalesinden sonraki gelişmeler bizi bu kadar korkutup etkilemezdi. Bilmeliyiz ki ‘Güneydoğu sorunu’ yetmiş milyonun ortak sorunudur. Güneydoğu kalkındırılmadan Trakyalı, Egeli, Akdenizli de rahat etmeyecektir. En az üç buçuk milyon kişiye istihdam yaratacak olan bu devasa proje, hem ekonomik hem sosyal açıdan çöküntü halindeki, nüfusumuzun yüzde 10’unun yaşadığı bir bölge için, dolayısıyla Türkiye’nin ayağa kalkması için önemli fırsattır.

Ancak, sadece ekonomik boyutlardan ibaret kalacak GAP’ın, ‘Kürt Sorunu’nun çözümünü sağlayacağına inanılıyorsa, hükümette, Sayın Başbakan da bir yanılgı içindedir. Çünkü ‘Kürt Sorunu’; ekonomik, sosyal, psikolojik, kültürel, siyasal pek çok yönü olan bir sorundur. Kürt meselesini doğru teşhis etmeden, nedenlerini iyi anlamadan çözüme yönelik ileri sürülen fikirler, atılacak adımlar veya yapılacak reformlar gerçekçi olmayacaktır. Daha önce de örneklerini Özal, Demirel ve Mesut Yılmaz da gördük. Mesele daha çok ekonomik ve toplumsal boyutlarıyla ele alınmış ve bu çerçevede tedbir alınmaya çalışılmıştır. Kuşkusuz ekonomik ve sosyal tedbirler, bölge refahını sağlamak için önemlidir. Ancak öngörülen tedbir paketlerinin hepsi, bölge gerçeğini oluşturan diğer unsurları dışladığı için başarıya ulaşamamıştır. Çünkü esas olan, Kürt meselesinin siyasal boyutudur. Mesut Yılmaz bu çerçeve de ‘AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer ‘ demiştir. 1995’de Başbakan Demirel ve Başbakan Yardımcısı İnönü, Diyarbakır ziyareti sırasında daha ileri bir adım atıp ‘Kürt realitesini tanıyoruz’ demişlerdi. Hatırlarsak Demirel de şunları söylemişti: ‘Kürt kimliği diyoruz. Artık buna karşı çıkmak mümkün değil. Türkiye, Kürt realitesini tanımak zorunda. Artık ‘Sen Kürt değil Türk’sün, Orta Asya’dan beraber yola çıktık, dillerimiz yolda değişti.’ falan diyemeyiz. Bu devleti beraber kurmuşuz. Osmanlı dağıldığında iki büyük kavim kalmış: Türkler ve Kürtler. Devletimiz üniter, azınlık yok. Hepimiz bu ülkenin sahibiyiz. Türkiye’de Kürtçe konuşan vatandaş da her şeyin sahibi.’ Bu sözlerin gereği yapılmadığı gibi açılan paketler tozlu raflara kaldırıldı. Cumhurbaşkanı da olan Demirel’in ağzından bir daha hiç duyamadık bu sözleri.

Hayati önemi haiz

Üç yıl önce Başbakan Erdoğan da Diyarbakır’da, sorunu tanımlayıp bir ilke imza atmıştı. İlk defa bir başbakanın ağzından ‘Kürt sorunu’ tanımlaması yapılmış ve devletin yüzyıllık politikasının hatalı olduğu ifade edilmişti. Bu ifadeler, hem Türkiye’nin demokratikleşmesi hem Kürtler adına ciddi bir adımdı. Peki, ne oldu da arkası gelmedi? Ne zaman Kürt sorununun çözümüne yönelik bir adım atılmak istense, görünmeyen bir el devreye giriyor ve geri adım attırmayı başarıyor. Ahmet Türk, DTP Grup başkanı sıfatıyla Kuzey Irak’a yaptığı gezide ‘PKK’yi çözümün önünde engel’ gördüğünü ve ‘PKK’nin artık Kürtlere zarar verdiği’ni açıkladıktan sonra geri adım atarak yanlış anlaşıldığını ifade etmişti. İnsan ister istemez, bu görünmeyen elin aynı merkeze dayandığından kuşku ediyor. Anlaşıldığı kadarıyla devletin derinliğine hükmedenler için de, örgüt için de demokrasi bir çözüm olarak görülmemekte. Ayrıca, Başbakanın ‘GAP Eylem Planı’nı Şanlıurfa da değil de Diyarbakır da açıklaması ve GAP merkezinin Diyarbakır’a taşınması da önemli bir karar. Diyarbakır sadece Güneydoğunun kalbi değil, dünya Kürtleri için bir cazibe merkezidir. Ayrıca, TRT’nin bir kanalının Kürtçe yayınlara tahsis edilmesi de önemli bir adım. Ancak ‘Kürt sorunu’ temel hak ve özgürlükler sorunudur. Bu yöndeki bütün engeller ortadan kaldırılmadıkça sorunun çözümü mümkün olmayacaktır. Başbakan’dan beklentim Diyarbakır gezisinde bir elinde ‘GAP Eylem Planı’, diğer elinde ise Kürt haklarını içeren bir ‘Sivil Anayasa’ projesi ile gelmesiydi. Bu olmadı ama olması yönündeki umudumu sürdürüyorum. Ülkemizde giderek yoğunlaşan, yaygınlaşan ve toplumsal barışımızı zedeleyen gelişmeler bölgemizde ve dünyada yaşanan gelişmelerin bir parçası ve uzantısıdır. Dünyada bir yandan ekonomik, kültürel ve siyasal süreçlere egemen global eğilimle birlikte ulus-devletler özerklik kaybına uğrarken, öte yandan etnik ve dini kaynaklı yerel dalgalanmalar oluşmakta.

Sorumluluk kimin?

Ulus-devletlerin yaşadığı özerklik kaybı, türdeş vatandaş anlayışına dayalı kamu sahasını kültürel farklılıklara dayalı bir açılıma zorlamaktadır. Ulus-devletlerin gelişim sürecinde oluşturulan ve dayatılan ‘benzerlikler’ birlikte yaşamın temelini oluştururken, günümüzde dikkatler farklılıklar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye gibi çok sayıda farklılıkların bulunduğu bir toplum yapısının hangi temeller üzerinde uzlaştırılacağı önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Adı konulmasa da tam bu noktada AK Parti etrafında toplumsal mutabakata yakın bir seçmen kitlesi ve irade oluşmuştur. Ancak AK Parti’nin bu toplumsal desteği güç mücadelesine dönüştürerek değişimi ıskalamasını anlamakta güçlük çekiyorum.

Türkiye ekonomik ve siyasal krizle beraber ciddi bir sistem bunalımı ile karşı karşıyadır. Türk-Kürt, Sünni-Alevi, laik-antilaik eksenlerinde oluşan kimlik bunalımı, toplumsal bağlarımızı zayıflatmış, giderek çatışma eksenine doğru zorlanmaktadır. Toplumda yaygın olarak yaşanan güven bunalımını aşmak, farklı toplumsal kümeleri kendi aralarında ve devlet ile adalet ve barış temelinde buluşturmak; demokrasiden yana açık tavır alarak Türkiye’yi barış, güven ve istikrar içinde bir ülke yapmak, statükodan beslenenlerin dışında, her kesimin en başta gelen sorumluluğudur. Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına dayalı demokratik bir devlet anlayışıdır. Demokratik devlet, her kesime ve her kimliğe eşit mesafede bulunan bir devlet olduğu kadar, bunların bir arada eşitlik ve barış içinde yaşamasını sağlayan bir devlettir.

Demokratik açılım

Sonuç olarak, küresel krizlerin bize yansıyan etkileri dışında, ekonomik kriz başta olmak üzere yaşadığımız krizlerin tümü, değil bu sorunu ortadan kaldırmak; aksine sorunun nedeni olarak karşımıza çıkmaya devam edecektir. Hiç kuşkusuz bu sorunu çözmeden Türkiye’nin istikrara kavuşması ve toplumsal barışını tesis etmesi mümkün değildir. Bunun için GAP ile birlikte demokratik açılımı da içeren bütüncül, tutarlı ve akılcı bir temele dayalı nitelikli bir plana ihtiyaç vardır. Böyle bir planın vakit geçirilmeden hazırlanıp uygulamaya konulması hem GAP’ın hem de ülkemizin geleceği açısından yaşamsal bir öneme sahiptir. Hükümet, daha fazla vakit kaybetmeden devlet adına Kürt sorunu ile mutlaka yüzleşmelidir. Bireyler ve toplumlar için olduğu kadar, devletlerin de acı geçmişleriyle hesaplaşmaları gerekir. Geleneksel devlet politikasının iflas ettiğini, antidemokratik resmî ideolojin sürdürülebilir olmadığını kabul etmeliyiz.

Hayati derecede önemsediğim bir toplumsal talebi de Başbakan’ın dikkatine getirmek istiyorum. GAP’a gösterilen hassasiyetin, on bin yıllık bir tarih ve eşine rastlanmayan bir medeniyet örneği olan Hasankeyf’i yok edecek Ilısu barajını iptal ederek gösterilmesini bekliyoruz. Yeni barajlarımız olabilir ve olmalıdır. Ancak bir tane Hasankeyf’imiz vardır, lütfen yok olmasına izin vermeyelim.

Abdülbaki Erdoğmuş

Star/Açıkgörüş

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.