1. YAZARLAR

  2. Hilâl Kaplan

  3. Gandi Kemâl’den ‘direnme hakkı’na
Hilâl Kaplan

Hilâl Kaplan

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Gandi Kemâl’den ‘direnme hakkı’na

A+A-

Ana muhalefet partisi CHP iç savaş istiyor. Sözü hiç dolandırmadan çağrısı yapılanın iç savaş olduğunu söylemek gerekir. Bu açık bir suçtur.

Bu haftaki grup konuşmasında CHP liderinin sözlerine bakar mısınız:

“Bir ulusal kurtuluş savaşı başlatmak zorundayız. Anayasası askıya alınmış, parlamentosu baskı altında bir toplum var. Bu süreç biraz daha devam ederse, halkın direnme hakkı ortaya çıkacaktır...”

Ülkenin ikinci partisi ulusal kurtuluş savaşı çağrısı yaptığına göre, bu ülke vatandaşlarının en az yarısının düşman ilan edilmesi değil de nedir?

Hatırlayalım, CHP’li Ayşenur Aslan da, daha bir ay önce Ulusal Kanal’da katıldığı programda ne demişti:

“Artık CHP de öğrenmeli ki demokrasi dediğimiz şey sadece ve sadece artık sandıktan geçmiyor. Bugün Kürt siyasi hareketi, nasıl yüzde 40 küsur ile gelmiş AKP iktidarını masaya oturtup bilek güreşi tutuyor. Arkasında silahlı mücadele var. Onun getirdiği bir gözdağı var. Arkadaş biz de silahlı mücadeleye başlayalım demiyorum. Ama silahlı ya da silahsız mücadele etmek, bedelini ödemek, gericiliğe, faşizme, baskıya, her türlü çağdışı ideolojiye karşı ödevimizi yapmamız lazım. Bu ülke çok kolay kazanılmadı, kolay vermemeliyiz. Her şey daha yeni başlıyor.”

‘Liberal’ Mehmet Altan da “iç savaşın kanlı cehenneminden geçmeden” bu ülkenin iflah olmayacağını anlattığı yazısında en çok kimlerin ölmesi gerektiğinin altını çizmişti:

“Bir de Türk-Kürt, Alevi-Sünni gibi devlet eliyle yaratılmış  “iç bölünmeler” yaşayan bu iki büyük kesim birbirlerine düşmanlaştılar.”

Nasılsa bahsettikleri o ‘kanlı cehennem’, onların kanlarıyla sulanmayacak!

Gülenciler de, ‘cesetlerimizin sokaklarda dolaştırıldığını görseniz bile sokaklara inmeyeceksiniz’ diyen hocaları yakası açılmadık beddualar ettiğinden bu yana iflah olmadıkları için her fırsatta iç savaş çağrısı yapıyorlar. En son Abdülhamit Bilici, Zaman’daki köşesinde, bir başka ‘eski İslâmcı-yeni yancı’dan alıntıyla şu ifadelerle bitiriyordu yazısını:

“AKP demokrasiye geçse hem Türkiye hem Ortadoğu için çıkış olurdu ama şişeyi kapatmayı seçti. Artık iç çatışma olmadan meşru yolla iktidardan gitmesi de zor.”

Kemâl Kılıçdaroğlu’nun son grup konuşmasında bahsedilen ‘direnme hakkı’, uzun zamandır altyapı çalışması yapılan bu iç savaş fikrinin süslenmesinden, meşrulaştırılma çabasından başkası değil.

Dün Ali Bayramoğlu’nun isabetle hatırlattığı gibi, ‘direnme hakkı’, 1960 darbesine giden yoldaki en önemli argümandı. Nitekim 1961 anayasasının başlangıç metninin ilk cümlesi de şuydu:

“Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimi’ni yapan Türk milleti...”

Yönetilebilir bir Türkiye’yi yönetemeyeceklerini anlayanlar, Türkiye’yi toptan yönetilemez hale getirmek, ülkeyi o bahsettikleri ‘Ortadoğu bataklığı’nın bir parçası haline getirmek istiyorlar.

Şunun şurasında dört ay sonra demokratik seçimlerin yapılacağı bir ülkede seçime girecek olan anamuhalefet lideri o kadar aciz ki sandığı değil sokağı, umudu değil ölümü işaret etmekten utanmıyor. Bu nefret ve şiddet dilinin önüne geçmek zorundayız. ‘Bizim iktidar olmadığımız ülke batsın’ demek, bu memlekete düşmanlık etmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar