1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Gadır-i Hum'dan beklenen Mehdi'ye!
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Gadır-i Hum'dan beklenen Mehdi'ye!

A+A-

 

Hicri 10/Miladi 632'de Hz. Peygamber (s.a.) haccetmek üzere Mekke'yi ziyaret etti.

Bu sırada Hz. Ali (r.a.) Yemen taraflarında bir seferde görevliydi. Bir ara o da yerine birini vekil bırakıp hac ziyaretine gitti. Dönüşte ganimet kumaşlarının elbise olarak dikilip dağıtıldıklarını görünce sert tepki gösterdi. Hz. Ali, kamu malının askerler tarafından bölüşülmesini kabul edemezdi. Ganimet meşru otorite tarafından ve herkesin savaştaki katılımına göre dağıtılmalıydı. Askerler keyfî bölüşüm yapmışlardı. Hz. Ali, elbiselerin çıkarılıp hak sahiplerine verilmesini emretti, ama bir kere paylarını kapanlar emre itaat etmedi. Tartışmalar sertleşince askerler dönüşte Hz. Ali'yi Efendimiz'e şikâyet ettiler.

Hz. Peygamber, tarafları dinledikten sonra şöyle buyurdu: “Ey İnsanlar! Ali'yi şikâyet etmeyin! Allah'a andolsun, Allah'ın Zatı veya yolu hususunda Ali şikâyet edenden daha kaba değildir.”

Hz. Peygamber, hac ibadetini eda ettikten sonra Zilhicce'nin 18'inde Medine'ye gitmek üzere yola çıktı. Gadıri-i Hum denen bir su birikintisi yakınlarında adına Cuhfe denen bir yere ulaştılar (16 Mart 632). Bu sırada Maide Sûresi'nin 67. ayeti indi: “Ey Peygamber, Rabb'inden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun.” Hz. Peygamber, ashabı toplayıp şöyle buyurdu: “Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır.”

Burada Şia âlimleri ilginç bir iddiada bulunup, Maide 55. ayetin de Ali'ye işaret ettiğini söylemektedir: “Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun elçisi, rüku' ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü'minlerdir.” Onlara göre, daha önceden inmiş olmasına rağmen, Hz. Peygamber, insanlar kabul etmez de dinden çıkar, diye gizlemiş, bunun üzerine 67. ayet inmiştir.

Şiilerin iddialarını 14 noktadan kritik edebiliriz:

1) Her iki ayet Hz. Ali'nin imametine delil teşkil etmez. Nasslar sabit, delaletleri sabit değildir;

2) Hz. Peygamber'in kendinden mütalaa ile inen bir ayetin tebliğini ertelemesi düşünülemez;

3) Yemen'de cereyan eden olayda Hz. Peygamber, Hz. Ali'nin haklılığına vurgu yapmıştır;

4) “Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır”  imamete delil teşkil eder mi? Sünni muhaddisler bu sözü sahih kabul etmemişlerdir;

5) Eğer imamet dinin usulünden olup Hz. Ali ve soyundan gelenlerin imameti kesin olsaydı, hem Kur'an-ı Kerim, hem Hz. Peygamber “Namaz, oruç, zekat” gibi bunu apaçık belirtirlerdi;

6) Bize bu konuda mütevatir haber gelmiş değil;

7) Nass ve ta'yin olsaydı, ilk üç halifenin seçimi sırasında konu gündeme gelir, tartışılırdı;

8) Hz. Ali, belki imam olmak istedi ama ondan “Bu benim hakkımdır” yolunda iddia gelmedi. Nass olsaydı, Hz. Ali çekinmez, diretirdi;

9) Hz. Ali her üç halifeye biat etti, onlara danışmanlık yaptı. Hatta Ebu Süfyan, onu Hz. Ebu Bekir'e karşı kışkırtmayı denedi, o iltifat etmedi;

10) Hz. Ali, kızı Ümmü Külsüm'ü Hz. Ömer'le evlendirdi;

11) Kâğıt kalem isteyen Hz. Peygamber'in ne yazacağını bilemiyoruz;

12) Hz. Peygamber, Hz. Ali gibi, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'le ilgili de övücü sözler söylemiştir; hatta hastalığında mescide çıkan kapıları kapatmış, sadece Hz. Ebu Bekir'in kapısını açık tutmuş, namazda kendi yerine onu imam tayin etmiştir;

13) H. 40/M. 661'de Harici Abdurrahman bin Mülcem Hz. Ali'ye suikast düzenlediğinde, Abdullah bin Cündeb ona “Hasan'a biat edilmesini istiyor musun” diye sorduğunda “Ne emreder, ne nehyederim” demiştir;

14) Hem Muaviye, hem Haricilerle Hz. Ali arasında süren tartışma ve savaşlarda “nass, ta'yin, vesayet” hiç gündeme gelmemiştir.

Sünni bakış açısından Şiilerin iddiaları kabul edilmemekle beraber, bağımsız-sivil âlimler ve Sünni ma'şeri vicdan hiçbir zaman Muaviye'nin saltanatını onaylamamış, Hz. Ali'yi haklı bulmuştur. Kelam ve fıkıh açısından mesele böyle. Ama bir de elbette sosyal-psikolojiyi ilgilendiren boyutu var.

Hariciler, Sıffin'de Tahkimden sonra ümitlerini kaybedince, siyasal nihilizm diyebileceğimiz kurtuluşu kılıcın gücünde aradılar; Ehl-i Beyt ve takipçileri de Hz. Hüseyin'in Kerbela şehadetinden sonra yakın vade iktidardan ümitlerini kesince, kusursuz ve mutlak adil imam arayışını Mehdi'de somutlaştırıp beklemeye başladılar. Madem Müslümanlar tevhidi ve adaleti  tesis edecek lideri başlarına geçiremiyorlardı, bu durumda adil imamı (Mehdiy-i müntazar) Allah'tan beklemekten başka yol kalmıyordu.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.