1. YAZARLAR

  2. Bayram ZİLAN

  3. Fukuyama’dan Sokrates’e Geri Dönmek
Bayram ZİLAN

Bayram ZİLAN

Milat Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Fukuyama’dan Sokrates’e Geri Dönmek

A+A-

     Başbakan Erdoğan’ın son açıklamasıyla birlikte iyice açığa çıkan, ancak hakkıyla tartışamadığımız veya tarafgirlik yaparak, ideolojik pencerelerimizden bakarak tartıştığımız aile ve kadın-erkek ilişkilerini “bırakınız yapsınlarcılık”ın açmazları ve/ya toplumsal dokuya kâr/zararı bağlamında masaya yatırmamız gerekiyor.

     Hemen not düşmek gerekir ki bu mesele Batı toplumlarında bizden çok daha evvel tartışılmaya başlandı. Türkiye’de özellikle içki saatleri ve kürtaj düzenlemesiyle alevlendi, kız ve erkek öğrencilerin aynı evde kalması meselesiyle zirveye çıktı. Aile ve kadın-erkek ilişkilerinin mevcut durumunu otoriterlik ve yaşam tarzına müdahale gibi argümanlarla tartışmak, resmin daha büyüğünü görmeye engel olduğu gibi, sağlıklı bir netice alınmasını da engellemektedir.

     Bu mesele son zamanların belki de en önemli tartışmasıdır. Ve bu tartışmanın çok tarafı olmasına rağmen odağında Liberaller ve Muhafazakârlar bulunmaktadır.

     Liberaller, -haklı olarak- devletin özel yaşama müdahale etmesini, toplum mühendisliği yapmasını istemiyor. Muhafazakârlar da aile kurumunun her geçen gün daha da zedelendiğini, serbestiyetin bu zedelenmeyi daha da arttırdığını ve dolaysıyla devletin buna müdahale etmesi gerektiğini söylüyor.

     Liberallerin savı, özellikle Türkiye gibi geçmişi mühendisliklerle dolu, devlet eliyle dizayn kültürünün egemen olduğu bir ülkede daha rasyonel gözükmektedir.

     Ancak liberal düşüncenin dünya toplumlarına artılarını ve eksilerini değerlendirmek, müdahalesiz bir yaşamın toplumu nereye götürdüğüne, toplumsal dokuyu tahrif/tahrip edip etmediğine bakmak gerekir.

Modernleşme, serbestleşme ve “bırakınız yapsınlarcılık” süreciyle birlikte boşanma oranlarında hızlı bir artış, doğurganlık oranlarında azalış, evlenme yaşında yükselme ve evlilik dışı ilişkilerde önemli bir artış meydana geldi.

     Geniş aile yaşantısı, yerini önce çekirdek aileye, sonra da bireysel yaşantılara bıraktı. Bugün artık 18 yaşına gelen birçok genç ailesinden ayrı bir evde yaşıyor. Batı’da nüfus artışı durdu, nüfus azalmaya başladı. İstatistiklere göre Türkiye nüfusu 2020’de durma noktasına gelecek. Bunun yanı sıra boşanmaların çoğalması, çocukların ebeveynsiz yetişmesine neden olmakta ve buna paralel suç oranları da artmaktadır.

     Asıl tartışılması gereken nokta da burada karşımıza çıkmaktadır. Bu olumsuzluklara müdahale edilmeli midir? Müdahale edilecekse kim etmelidir?  Olası bir müdahale, özgürlük kısıtlaması ve/ya yaşam tarzına müdahale anlamına mı gelmektedir?

     Erken dönem liberalizmde önce devletin sıfır müdahalesi öngörülmüş, bireyler doğal seleksiyona terk edilmiş, güçlü olanın hayatta kalması hedeflenmişti. Ancak bu düşüncenin engelli ve yaşlı gibi dezavantajlıları olumsuz etkilediği, toplumsal yapıyı tahrip ettiği fark edilmiş, bunun önlenmesi için devletin müdahale etmesi uygun görülmüş, “devletin dezavantajlılara pozitif ayrımcılık yapması” ilkesi benimsenmişti.

     Bugünün liberalizminin önündeki en büyük açmaz da yine “müdahale” hususudur. Toplum, olumsuz sonuçlar ortadayken kendi kaderine terk mi edilmelidir?

     Liberal düşüncenin, Muhafazakâr düşünceyle uzlaşabileceği 3. bir yol var mıdır?

     Hiç şüphe yok ki, Muhafazakârlar içerisinde liberalizme yakın duran, özgürlüğü savunan, toplumsal mühendisliği reddeden hatırı sayılır bir çoğunluk var. Liberaller içerisinde de toplumsal dokunun zedelenmesini istemeyen, serbestiyetin doğurduğu olumsuz sonuçların engellenmesini isteyen önemli bir kitle mevcut.

     Tartışmanın odağındaki her iki kesimin uzlaştığı nokta bireysel ve toplumsal erozyonun önlenmesi ise, geriye müdahalenin kimin tarafından yapılacağı konusu kalmaktadır.

     Burada öne çıkan uzlaştırıcı kavramlar ‘önlem almak’ ‘teşvik etmek’ ve ‘seçme hakkı tanımak’tır.

     Gerek aile kurumunun korunması, doğurganlık, nüfus planlaması, gerekse boşanma ve suç oranlarının azaltılabilmesi için devlet bir takım önlemler alabilir.  

     Bu önlemler teşvik etmek ve seçme hakkı tanımak üzerine temellendirilebilir.

     Evlenmek isteyen ancak maddi imkânsızlıktan dolayı evlenemeyen gençlere maddi yardım sağlanabilir, doğurganlığı arttırmak için çocuk yardımları arttırılabilir. Bunun yanı sıra evlilikte 5, 10, 15, 20. yılını dolduranlara farklı kolaylıklar ve imkânlar tanınabilir.

     Burada önemli olan teşviklerin toplumun tercihine bırakılması ilkesidir.

     Devletin ‘teşvik’ ve ‘önlem’den bir adım daha öteye geçmesi, doğrudan ‘özel alana müdahale’ anlamına gelir ki bunu ne Muhafazakârların ne de Liberallerin kabul etmesi mümkün değildir. Bu alanın tek muhatabı ‘aile’dir.

     Son tahlilde Fukuyama ‘tarihin sonu’ dediği günden bu yana her geçen gün, tarihin başına dönme ihtiyacı daha çok ortaya çıkıyor.

     ihtiyaç, “bırakınız yapsınlarcılık”ın yan etkilerinin iyileştirici etkilerini aşmaya başlamasından kaynaklanıyor. 

     Adam Smith’in ‘görünmez’ dediği eli görmeyen kalmadı. O el, toplumsal dejenerasyonun baş mimarı olan kapitalizmin eliydi. Bu kirli eli, bize yıllarca görünmez el diye yutturdular.

     Dejenere olmuş toplumun, bozulmuş aile ve kadın-erkek ilişkilerinin yeniden düzelmesi için asıl şimdi ‘görünmez bir el”e ihtiyacımız var.

     O ele ulaşmak, Fukuyama’dan Sokrates’e uzun, ince bir yol kat etmeyi gerektiriyor.

     Bu bir geriye dönüş demek.

     Doğaya ve yaşama yapılan ‘yapay’ müdahaleden;

     Öze, doğala, toprağa geri dönüş demek.

     Ve bu geri dönüşe insanların ve insanlığın çok ihtiyacı var.

     Dünya Demokrasi Hareketi

     Genel Başkanı

     Twitter: @bayramzilan


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.