1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Fıtrat ve akıl değer üretir mi?
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Fıtrat ve akıl değer üretir mi?

A+A-

Değerleri dinden tecrit ettiğimizde şöyle düşünmemiz icap eder: İnsan iyilik ve kötülüğün, güzel ve çirkinin, doğru ve yanlışın yaratıcısıdır.

Ve bunları insan yarattığı için değiştirmeye de muktedirdir. Fakat ortada bir soru var: Değerler tarih içinde ve kültürel gelişme sonucunda mı teşekkül ediyor? Mesela “adalet ve doğruluk” iyidir, “zulüm ve yalan” kötüdür. Biz insanlar bunu tarih içinde mi öğrendik? Dağ başında yaşayan bir insan da adaletin ve doğruluğun iyi, zulüm ve yalanın kötü olduğunu bilir. Hem “kültür” ne ki bize değerleri öğretebilsin? 18. yüzyıla kadar bilinmeyen, sözlüklerde bile yer almayan kültür –ki sahte ve temelsiz bir inşadır- bize nasıl ahlak, hukuk ve irfan hazinelerinin kapılarını açabilir? Kültürden önce adaletin iyi, zulmün kötü olduğunu bilmiyor muyduk? Biliyor idiysek bunu bize kimler öğretmişti?

İnsanların zaman içinde ürettikleri değerleri değiştirebileceklerini, değerlerin de bireylere, zamanlara ve toplumlara göre değiştiğini düşünelim: Peki, insan hangi durumda ve neyi neyin yerine ikame ederek değerleri değiştiriyor? Ona bu yetkiyi kim verdi, değiştirirken hangi kıstasları kullanıyor? Üstün değerler, helvadan bir put mu ki, bir süre onları yüceltecek, sonra bıktığımız veya acıktığımız zaman yiyeceğiz!

İnsanın hayatına rehberlik eden değerler ilahi menşe’li olup “temiz fıtrat ve selim akıl” tarafından da teyid ediliyor ise “ebedi ve evrensel” değerler sıfatını kazanmayı hak ederler; fakat ihtirasların, nefsin ve bencilliğin rasyonalize ettiği değerler ise hakim güçler tarafından “evrensel” olarak empoze edilirler. Modern ve postmodern değerlerin önemli bir bölümü bizi belli bir evrenselliğe mecbur ediyor, bunlar da hakikatte Batı’nın küresel tahakküm ve hegemonyasına hizmet ediyorlar. Batı’nın empoze ettiği evrensellik rafine totaliterdirler, trafikteki işaret levhası gibi “tek yön”ü gösterirler.

İlahi olmayan değerlerin tabii ki “insan fıtratı”nda belli bir karşılığı vardır, ancak insanın Eşref-i mahlukat olma misyonuna aykırıdırlar. İnsanı hakikatte yüceltmiyorlar, aksine alçaltıyorlar. Söz gelimi beden üzerinden iffetsizliği empoze eden bir değer nasıl insanı yüceltsin? Yasak ağaca yaklaştıklarında Adem ve Havva’nın ilk farkına varıp utanç içinde ve refleksif hareketlerle örtmeye çalıştıkları çıplak bedenleri değil miydi? Beden-giyim ilişkisi açısından orman içlerinde bedenleri çıplak yaşayan “ilkel” bir Afrika kabilesi ile Hawaii adaları plajlarında güneşlenenler arasında benzerlik vardır.

İyilik gibi kötülük de fıtridir, önemli olan temiz fıtratın (vicdan) ve selim aklın “iyi” dedikleridir ki, bunun teminatını ilahi hükümlerin çizdiği hudutlarla sağlar. Mevcut durumda bizi Eşref-i mahlukat kılmayan değerleri hayatımızın rehberi haline getirmişsek bunlar ilahi hükümlerce teyid edildikleri için değil, bozulmuş fıtratımızda ve rasyonalizasyon yapmakla meşgul aklımızda karşılık buldukları için “değer” kabul edilmişlerdir. “Münker ve fahşa” olan hiçbir fiil ve hayat tarzı “iyi değer” sıfatını kazanamaz.

Pozitivizmin çökmesiyle bilimsel bilginin de kesin bilgi sağlamadığı anlaşılınca Batı M.Ö. 5. yüzyıla döndü. Sofistlerin sözcüsü Protagoras “İnsan her şeyin ölçüsüdür” diyordu. Herkes için genel geçer, kesin bilgi ve değer yoktur. Bilgilerimiz duyumlarımızın ürünüdür. Batı Aydınlanma ile Kitab’ı terk etti, pozitivizmin çöküşüyle bilimsel bilgiden de ulum kesince duyumlara indirgediği “beden”i referans almaya başladı. Fıtrat ve akıl bedene hizmet eder hale gelince, değerlerin kaynağı da bedenin hazları, şehveti ve iştahı oldu. Bu bize, bedenin kendine göre “yorumladığı” değerlere güvenilmeyeceğini gösterir. Fıtrat ve akıl, bedeni hazların tasallutu altında “yorum”a hizmet etmektedirler. Bu durumda fıtrat ve akıl bedensel hazların etkisinden kurtulmadıkça güvenirliliğini kaybederler. Bu yüzden değerlerin birinci ve ilk kriteri “din” olmalıdır; fıtrat ve akıl arkasında yer almalıdır. Çünkü Protagoras şöyle diyordu: “Kişi kendine yararlı olanı esas almalı.” Postmodern çağda “yarar” bedenin hazları, küresel güçlerin askeri, ekonomik ve politik çıkarları uluslararası hukuk ve hakları şekillendiren normlar olmaktadır 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.