1. YAZARLAR

  2. Cihan AKTAŞ

  3. ‘Film Arası’, ‘Hayal Perdesi’
Cihan AKTAŞ

Cihan AKTAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Film Arası’, ‘Hayal Perdesi’

A+A-

Çoktandır yazmak istiyorum her iki dergi üzerine, sıcak gündem izin vermiyor. Film Arası’nın Eylül sayısı “Türk Sinemasında Darbeler”i ele alan bir dosyayla çıkınca, artık zamanı geldi, dedim.Üstelik Hayal Perdesi’nin son sayısı da zengin bir Kiyarüstemi dosyası içeriyor; daha fazla gecikemezdim.

Sinemasever Müslüman gençler, “Dinî bir sinema nasıl olur” sorusunu bunca yıl sonra geride bıraksalar bile, gündemin zorlamasıyla sıklıkla dönüyorlar aynı soruya. Asil ve asli soruların peşinde, oyuncuyu kandırmaya çalışmayan sinema, oluyor bu sorunun cevabı. Aklıma 1990’larda İran sinemasında “dinî sinema” bağlamında süren tartışmalar geliyor. Sonuçta hiç de mütedeyyin olarak görülmeyen iki yönetmenin iki yapımı, Kiyarüstemi’nin Dostun Evi Nerede?’siyle, Rahşan Beni İtimat’ın Nergis’i, hem toplumsal gerçekçi içeriği, hem de sadakate vurgusu, her şeye rağmen iyilikten umudunu kesmeme gibi temalarıyla pek çok dinî motif bulunan sayısız filme göre daha “dinî” sayıldılar.


Hayalperdesi.net Kiyarüstemi sinemasını işte bu açıdan mercek altına yatırıyor son sayısında. İran Devrimi’nin oluşturmaya çalıştığı yeni sinema etrafındaki mühendislik çalışmalarından hiç etkilenmemiş bir yönetmen varsa, o da Kiyarüstemi’dir. Sinema çizgisi İslami bir devrim gerçekleşti diye kesintiye uğramadan kendi yolunda ilerlemiştir Kirazın Tadı’nın yönetmeninin. Hayal Perdesi’nin iki bölüm hâlinde tasarlanan ve ilki eylül başında yayımlanan dosyalarında Kiyarüstemi sinemasının bu kendine özgülüğü enine boyuna irdeleniyor.


“Yakın Plan Kiyarüstemi” başlığını taşıyan ilk bölümünde ben de Kiyarüstemi’nin Şirin’i üzerine izlenimlerimi yazdım: “Bir de o açıdan bak Şirin’e.” Aslı Gibidir’i inceleyen Zeynep Gemuhluoğlu’nun yazısı Jean Luc Nancy’nin Kiyarüstemi sineması için yaptığı değerlendirmeyle başlıyor: “Ne temsil ne de belgecilik, ancak kanıt.” Murat Pay Kiyarüstemi sinemasını “yerlilik” değil “kendilik” olarak oluşturan sebepleri açmaya çalışıyor. Enes Özel’in Rüzgâr Az Kalsın Bizi Götürecekti filmi için yaptığı irdeleme, Karatani’nin Derinliğin Keşfi’nde yer alan “Manzaranın Keşfi” yazısı ile paralel okunmalı. Hilal Turan, Kiyarüstemi’nin ustalığını pekiştiren ‘Köker Üçlemesi’nin arka planını ele alıyor.


Film Arası’nın öykücü bir GYY’i var: Suat Köçer. Film Arası dergisinin Eylül sayısının çıktığı gün Küçükyalı’da Gülcan Tezcan ve Suat Köçer ile birlikte denize bakan bir kafede oturmuş, askerî darbelerin sinema ve edebiyattaki görünüşleri üzerine konuşuyorduk. Gülcan için Film Arası yazıları gazetecilik koşuşturmaları arasında derin soluklanmalar anlamına geliyor.


Balyoz Davası sonuçları kimisine göre zulüm, kimisine göre adaletin yetersiz bir şekilde de olsa yerini bulması. 12 Eylül darbesini takip eden yıllar boyunca askerî darbeden çekmiş aydınların iç kanamalarını, bezginliklerini yansıtan filmler yapan yönetmenlerin, bu filmlerde oynayan oyuncuların, Balyoz’u ideolojik bir şekilde değerlendirmeleri bir tuhaf gelmiyor bana; başka türlü cümleler duyduğumuzda heyecana kapılıyor, bir gelişme adına sevinç duyuyoruz ancak.

Balyoz Davası sonuçları tartışılırken bir ara Üç İhtilal Çocuğu başlıklı kitabımdaki öykü kahramanlarını düşündüm. Çoğunun hayatı gazete manşetlerinin kışkırttığı mizansenler yüzünden hayal ettikleri geleceğe doğru ilerlemedi. “Darbe en kötü sivil idareden daha kötüdür” diyorTunç Başaran Film Arası’na ve 1960 İhtilali’ne “devrim” niteliği yakıştırılmasındaki zihinsel fukaralığa dikkat çekiyor. 28 Şubat’tan sonra etrafında dolaşan mürteci damgası üzerine hatıralarını anlatan Mesut Uçakan, Kelebekler Sonsuza Uçar- İskilipli Atıf Efendi filmini gösteren Kanal 7’ye bu yüzden kapatma cezası geldiğini de hatırlatıyor. Reis Çelik darbe yoluyla gelen güvenliğin görece boyutunu irdelerken, apolitikleşirken zihnen de güdükleşen kesimlerde oluşan iktidara sempatik görünme eğilimine dikkat çekiyor. İsmail Güneş, “bu ülkede inanılarak yapılmıştır işkence” şeklindeki tesbitiyle, sıradan insanın içindeki darbeciyle yüzleşmesinin gereğinin altını çiziyor: Eline fırsat geçen kendi lehine bir darbeye destek sunmaz mı... Başbakan Erdoğan dün yapılan AK Parti Kongresi’nde, “Bu ülkede darbeler dönemi kapanmıştır” dedi. Sivil dinamiklere ve yeterliliğe en büyük güvensizliğin “aydın” kesim tarafından dillendirildiği günlerden geçiyoruz bir yandan da. Bakıyorum da kimse kolay kolay, “yok, bu toplum yeni bir darbeyi kabul etmez” diyemiyor. Niye ama? Darbecileri cezalandırmak çok önemli, ama darbeye izin veren kurumsal zaafların giderilememesi, darbe heveskârlarını cesaretlendiren dinamiklerin serseri mayın misali dolaşımda kalması anlamına geliyor.

Siyasetin sıcak, hızlı, yorucu gündemini sinema dergileri tarihin ve geleceğin verileriyle süzerek bugünde anlamlandırırken kalıcı bir kaynağa dönüştürüyor. O taraf ya da bu taraf değil, liyakatin, emeğin, insafın ve umudun bakış açısına dönük vurguyla akıyor sayfalar. Anlatım özgürlüğü her zaman, sanat ve edebiyatın yanında siyasete de ilham verecek güçte hakkaniyetli açıklamalara izin veren bir düşünümselliğin başlıca imkânı.


cihanaktas1@gmail.com


twitter.com/chn_aktas

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.