1. YAZARLAR

  2. M.Yasin Haskanlı

  3. Filistin Meselesi Sadece Filistin Meselesi Değil
M.Yasin Haskanlı

M.Yasin Haskanlı

Yazarın Tüm Yazıları >

Filistin Meselesi Sadece Filistin Meselesi Değil

A+A-

 

 

Filistin meselesi İslam dünyasının küresel ölçekte yaşadığı buhranların bir izdüşümüdür. Geçtiğimiz asırda yaşanan iki cihan harbi ve öncesi sonrası meydana gelen olaylar Filistin meselesinin bugününü şekillendiren gelişmeleri yarattı. Yıl 2017 ve 69 yıllık bir acı, İslam dünyasının kanayan acıtan yarası olmaktan çıkmadı. Sorunun çözümüne dairde kısa vadede umut verici bir durum gözükmüyor.

Filistin meselesi dolayısıyla ümmetin ortak paydası olan Kudüs’ün işgal altında olması, küresel ölçekte İslam dünyasının halini ortaya koymaktadır. Filistin meselesinin üç boyutu ve tarafı vardır:

1-Küresel oyun kurucular açısından

2-Yahudiler açısından

3-Müslümanlar açısından

Dünya istikbarı açısından Filistin sorunu, İslam toplumunu baskılama aracı olarak kullanılmaktadır. Sorunun yüzyıl önce başladığı şartlar değişmiştir. Avrupa’nın Yahudilere karşı işlediği günahın bedeli Filistinlilere kesildi 1948’de. O gün için BM ve egemen İngiliz siyaseti Avrupa’nın yeni dünya düzeni için Yahudilerle olan problemlerden kurtulmasını gerektiriyordu. Yahudilerden kurtuldular da. Kurtulurken de Yahudilere yurt olarak Filistin topraklarını uygun gördüler.

Sonraki dönemler için ise sorunun işlevi daha hayati oldu Batı için. Kurdurulan Siyonist İsrail devleti ileriki dönemde şu amaçla hep desteklendi ve korundu. İslam coğrafyasının tam ortasında Ümmete meydan okuyan ve hiçleştiren bir işleve dönüştürüldü.  İslam medeniyetinin önemli sembollerinden olan Kudüs’ün esareti üzerinden silik kişilikler ve politikalar inşasına imkân sağlandı. Filistin meselesinde başarısızlığa mahkûm her an ümmette yenilginin adı oldu.

Yahudiler açsısından Yahudi mitolojisinin olmasa olmazıdır Filistin toprakları. Tarihleri, dinleri bu coğrafyayla özel bağ kurmalarını sağlamaktadır. Toplum olarak Filistin’de barış içinde bir Yahudi toplumunun var olması elbette kabul edilecek insani bir durumdur. Yahudilerin binlerce yıllık tarihleri ve maceraları kimi zaman Filistin ile kesişmiş kimi zamanda toplumsal/siyasi ve ahlaki şartları onları Filistin’den uzaklaştırmıştır. Yahudiler tıpkı kendilerinden sonra gelen Hıristiyan’lar ve Müslüman’lar gibi kutsiyet atfederek sahiplenme yoluna gitmişlerdir. Bu arzular Allah’ın arzında insanın dile getirebileceği ve her toplumun sahip olduğu haklardandır.

Ancak sorun Yahudi ve Hıristiyan siyaset. Bu siyasetlerini tarihte Filistin ile olan bağlarını zulüm ve ahlaksızlık üzerine kurdular. Filistin’de egemenleşmek için, Filistin’de yaşayanlara türlü haksızlıklar reva görüldü. İlahi dinlerle bir ortak nokta hüviyetindeki Filistin dolayısıyla Kudüs el değiştirerek yüz yıl öncesine geldi ve tarihinin en köklü değişimine uğradı. Siyonizm fikrinin fikir babası Theodor Herzl’in başlattığı yeni kurgu, tarihteki örneklerini geride bırakacak bir çabaya, siyasete ve desiseye yol açtı ve bugünün İsrail/Filistin ilişkisini inşa etti.

Müslüman’lar açısından güçlülükleri ve zayıflıklarına bağlı olarak Filistin hep uçlarda yer aldı. Ümmet olunabildiği dönemler Kudüs’te var olmak ümmete dünya ölçeğinde güç kattı. Tam aksine Kudüs’ün elden çıkması dünyada sıkıntılı yılların peş peşe yaşanmasına sebep durumlardan oldu.

İslam ve Müslümanlar açısından Adem’den başlayan tevhid mücadelesi bütünlüğü içerisinde Kudüs mukaddestir. İslam’ın ilk kıblesi, peygamberlik öğretisinin önemli fiziki ve manevi havzası olmuştur.  Hz. Ömer ve Selahaddin-i Eyyubi tarafından ayrı ayrı fethedilirken de bu hassasiyet önemli bir rol almıştır. Elbette Kudüs’ün fethi aynı zamanda hâkim güçlerin tebaaya uyguladıkları zulümden dolayı da gerekliydi ve en nihayetinde de böyle oldu.

Bizim Filistin ile maceramız hazindir son çağa gelindiğinde. Bu kadar imkâna rağmen bir avuç Siyonist’in meydan okuması ile karşılaşıp ve Kudüs’ten olmak izah edilecek gibi değildir. Bu vakıa yani Filistin’in düşmesi, Filistin meselesini aşan boyutlardadır. Klasik sömürgecilikten çağdaş kapitalizme geçen emperyalistler İslam dünyası ile alakalı planlamaların içerisine kilit nokta olarak Filistin’i yerleştirdiler. Filistin ve periferindeki coğrafya sürekli istikrarsız ve kan kaybeden, varlık gösteremeyen bir akıbete uğratıldı. Batı, Müslümanlar için kullanmakta bu meseleyi, İsrail Batının bu hassasiyetinden yararlanmakta. Karşılıklı kazan kazan durumu sürmekte. Batının ve Siyonist rejimin bu ittifakı İslam dünyasının ayağa kalkmasını önleyici işbirliğinin göstergesidir.

Bu mesele çözüm olarak temelde zor olmasa da bugün açısından bizlere hayli güç gelen ve kırılmalar yaratan bir konu.

Teknik olarak meselenin izahında bulunmayacağım. Ancak duygu olarak ve bu meselenin dünya Müslümanları ve özelliklede son dönem dile gelen söylemler açısından iyi kritik edilmesi gerekir.

Filistin meselesi bir dönemin önemli bir hassasiyeti oldu. Birçok İslami camia ve kurumun çıkış ve slogan meselesiydi. Zamanla değişimler yaşandı Kudüs yerinde ve aynı vaziyette dururken bir kısım tartışmalar meselenin önemini tartışmaya açtı. Zira birçok ülkede yaşanan etnik meseleler, adaletsizlikler, hak ihlalleri Filistin meselesiyle yarıştırıldı/tartıştırıldı. Ümmet mefkûresine karşı olunan kızgınlığın acısı neredeyse Filistin’den çıkarılmaya çalışıldı ki, bu algı çok da iyi niyetle yapılan bir durumda değil. Ulusalcılık dalgasının zehirleyici yönü akli selim ve hak elde etme amacını aşarak tekfir edici bir durumu doğurdu.

Yaşanmakta olunan durumun küresel bir bakış açısına sahip olunmadan izahı bu tür kısır suçlamaları ve eleştirileri doğurmaktadır. İslam dünyasında baskıcı rejimlerden tutunda etnik sorunlara, ekonomik orantısızlıklara kadar birçok sorunun altında elbette küresel oyun kurucuların planlamaları mevcuttur. Elbette kolaya kaçıp tüm suçu birilerine atmak değil niyetim. Tabi ki bizim bize dair bir yığın kusurumuz var. Ancak sorunlarımızı teşhis ederken düştüğümüz yanılgı İslam’a karşı konumlanan emperyalizm kadar büyük. Bir bütünü kaçırarak karanlık odada fili tarif ettiğimiz halet-i ruhiyemiz,bizi sağlıklı sonuçlara ulaştırmayacaktır.

Filistin meselesi,  Filistin ulusu meselesi değildir. Filistin meselesi, İslam dünyasının ve adalet arayan tüm insanlığın sorunudur. Endişe yada soruna bakış, Filistin’de ve bölgedeki örnekleri çok olan bir devletin inşası değildir. Bu soruna en temelde eğilme sebebi Kudüs’ün bizim için ifade ettikleridir. Vereceğimiz mücadele ve dile getireceklerimiz Filistin ulus meselesi değil Kudüs’ün mukaddesatınadır.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum