1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. FİKRİ HÜR, İRFANI HÜR, VİCDANI HÜR NESİL – V
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

FİKRİ HÜR, İRFANI HÜR, VİCDANI HÜR NESİL – V

A+A-


İslam’a göre insan, Rabbi tarafından en güzel şekilde yaratılmış, en güzel vasıflarla donatılmış, iyi ve kötüyü birbirinden ayırt edebilecek yetiler verilmiş ve kâinat kendisinin hizmetine sunulmuştur. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ayrıca O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendinden bir lütuf olarak emrinize vermiştir. Bütün bunlarda düşünenler için işaretler vardır!” (Casiye, 13) İnsana, aklını kullanması ve verilen bu nimetlerdeki nice Rabbani işaretleri düşünmesi salık verilmektedir.

İnsan yaratılış itibariyle özgür kılınmış ama asla başıboş bırakılmamış, Rabbine kulluk etmekle yükümlü kılınmıştır. Rabbimiz buyuruyor: “De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’am, 162) Rabbimiz her şeyi insan için ve insanı da kendisine kulluk etmesi için yaratılmıştır.

Yer ve gök nimetlerinin kendisine müsahhar kılındığı insanın, elbette ki sorumsuz ve başıboş bırakılması düşünülemez. İnsan, kullukta kusur etme veya sorumsuz davranma durumuna düştüğünde, şiddetli bir şekilde uyarılmaktadır. Nitekim yüce Rabbimiz Ayeti Kerimede şöyle buyuruyor: “İnsan, kendisinin (hiç sorgulamadan, hesaba çekilmeden) başıboş bırakılacağını mı sanır? (Kıyamet, 36)

İnsan, elbette ki bu dünyada yapıp ettiklerinden hesaba çekilecektir. Akıllı insan, kendisine verilen yetileri, kendisine bildirilen malumat çerçevesinde ve kendisine gösterilen hedefler doğrultusunda kullanmak durumundadır. Bunun en başında da mümince bir hal üzere yaşamaya gayret göstermek, kötülüklerden sakınıp, iyiliklere rağbet etmek gelir. Allah Resulünün buyurduğu gibi mümin, gördüğü bir kötülüğe gücünün yettiği oranda engel olmakla mükelleftir. Gerçekten mümin insan, Rabbine karşı kulluk sorumluluğunu yerine getirmiş ve varlıklar âleminin en mükerremi olma şerefine nail edilmiştir.

Yaratılıştan kaynaklı insani sorumlulukları yerine getiren insan/lar, içinde yaşamakta olduğu çevresine/tabiata bir uyumu sergiler. Aksi durumda kalan insan/lar çevresi için bir yıkım makinesine dönmektedir. İnsanlık tarihinde bu konuda yığınlarla örnekler vardır. Emredildiği üzere aklını kullanmayanlar, tarih boyunca olduğu gibi, hala bu yıkıcılığa ahmakça devam etmektedirler!

Özgürlük kavramı da pek çok kavram gibi günümüz/çağdaş/modern düşünce sistemleri tarafından içi boşaltılmış bulunmaktadır. Gerçek bağlamından koparılan özgürlük telakkisi, tam bir sorumsuzluğa, hoyratlığa, serkeşliğe alet edilmektedir. Bu nedenle özgürlük telakkisi, bazen tam bar bağnazlığa-barbarlığa varmakta; bazen de bir kurum, kurul, gurup veya kişinin inisiyatifine bırakılarak zulme payende edilmektedir.

İlahi ölçülerin yok sayıldığı, güç- kuvvet ve maddenin ilahlaştırıldığı, mevki-makamın kutsandığı çağdaş/seküler/beşeri sistemlerde halklar bir meta haline getirilmektedir. Halklar, bir taraftan yönlendirilen kof yığınlara dönüştürülürken, bir diğer taraftan da çağdaş bir köleleştirme icat edilmektedir. Nice hinlikler neticesinde sorumsuzca afakî bir insan tipolojisi nevzuhur edilmektedir. Fıtratı yok sayan bu yeni asalak nesil kişiliksiz, niteliksiz, gayesiz, günübirlik şekilde yaşamakta ve fikren(!), irfanen(!), vicdanen(!) şer mihraklara kul-köle olmaya mahkûm edilmektedir!

Oysa özgürlük, irade ile bağlantılı olarak sorumluluk getirmektedir. İrade, fıtraten insana verilmiş bir ayrıcalık olmakta ve insan, bu ayrıcalığı yerinde kullanmak suretiyle Rabbi katında büyük bir değere haiz olmaktadır. Günümüzde batı menşeli, dürtü ve güdülerin yönlendirdiği, şehvet, heva ve heveslerin doyumunun amaçlandığı, serbestiyetin/sorumsuzluğun özgürlük olarak addedildiği hezeyanı, belki de özgürlüğe yapılan en büyük ihanettir. Zira bütün bu hal, tutum, durum ve davranışlar, insanı gerçek benliğinden yoksun bırakmakta ve adeta soysuzlaştırmaktadır.

Çağdaş, modernist, pozitivist, laisist, ateist, kapitalist, liberalist… tasavvulara dayalı beşeri –cahili eğitim sistemleri, saymaya çalıştığımız olumsuzlukları ve daha fazlasını öz bünyesinde barındırmaktadır. Dünyayı yaşanmaz hale getirenler, insanlığı karanlık meçhullere gark edenler, her şeyi dünyalıklar üzerine bina edenler, nitekim bu eğitim sistemlerinin tornasından geçerek yetişen (sözüm ona insan kılıklı) canavarlardır.

Özgürlüğün alanı, özgürlüğün gerçek sahibi tarafından belirlenmelidir. Başka bir değişle insan, özgürlüğün sınırlarını kendisini yaratanın koymuş bulunduğu sınırlarda aramalıdır. Gerçek olan şu ki, insanın fıtrat yasasını en güzel şekilde bilen, belirleyen, düzenleyen, hayat biçimi olarak en uygun/ideal kıvama getiren; fıtratın da, yasanın da yegâne sahibi olan yaratıcısıdır.

“Ben cinleri ve insanları bana kulluk etsinler diye yarattım!” (Zariyet, 56) ilahi beyan, insanın en büyük sorumluluğunu bizlere hatırlatmaktadır. Rabbimiz, bizlere bu sorumluluğu hatırlatmakla kalmamış, tarih boyunca hayata dair yol işaretlerini içeren tüm bilgilerle beraber, bu yol işaretlerine nasıl uyulacağını gösteren pak önderler de göndermiştir. Bundan dolayıdır ki insanlar, büyük olsun-küçük olsun, gizli olsun-açık olsun bütün fiillerinden hesaba çekilecektir. “Kim zerre miktarı hayır (bir amel) işlemişse onu görür; kim zerre miktarı (bir amel) işlemişse onu görür!” (Zilzal, 7-8) ilahi uyarı, akıl sahibi insanlar için bir ışık işlevini görmektedir.

Efendimiz (sav) ne güzel buyurmuştur: “Bir yarım hurma veya bir güzel söz ile dahi olsa kendinizi ateşten koruyun!” (Buhari, Edeb, 34) İnsanların, en küçük dahi olsa yapıp-ettiklerinin karşılığını göreceğini buyuran Rabbimizin emrini ne kadar da güzel izah buyurmaktadır. Bir yarım hurma ile dahi olsa, bir küçücük güzel söz ile dahi olsa ateşten korunmak hususu, çok naif bir hassasiyeti göstermektedir. Bu hassasiyet ki, o kadar küçük olmasına rağmen, toplumsal anlamda devasa hikmetleri, güzellikleri içinde barındırmaktadır. Bir güler yüz, bir tebessüm, en küçüğünden dahi olsa bir ikram; yürekler arasında nice uhuvvet, muhabbet, merhamet köprülerinin kurulmasını sağlayabilmektedir. Yürekten gelen küçücük bir dokunuş, yüreklerdeki nice devasa yaraların devası olabilmektedir. İslam’ın önemle tavsiye buyurduğu bu naif hassasiyetlerin günümüzde yitirilmiş olması, insanoğluna çok pahalıya mal olmaktadır.

İnsanoğlunun daha da kahredici zorluklara maruz kalmaması için, eğitimin muhakkak insan fıtratına uygunluğu yeniden ele alınmalı, uygulamaya konulmalıdır. Bilinmektedir ki, her şey olmasa da pek çok şey eğitim ile başlar ve eğitim ile düzelir. Zira eğitim, kişiliği oluşturma, fıtrat cevherini açığa çıkarma ve işleme faaliyetleridir. Peygamberler tarihine bakıldığında, bütün peygamberlerin Rabbi tarafından en güzel şekilde eğitildikleri ve daha sonra da topluma karışarak tebliğ ve irşat çalışmalarına başladıklarını görmekteyiz.

Bu vesileyle, eğitime HİRA’DAN başlamak gerekir. Hira eğitiminin temel alındığı/alınacağı eğitim sistemi ile ancak insanlık şu an yaşamakta olduğu hengâmeden kurtulabilir. Bu eğitim ile insanlık asli mecraına/fıtrat yapısına dönüşü gerçekleştirebilir.

Zira Hira eğitimi, fıtrat eğitimidir.

Hira eğitimi, insanın gerçek benliğine dönüş eğitimidir.

Hira eğitimi, insanoğlunu şirk bataklığından çıkma/çıkarma eğitimidir.

Hira eğitimi, benlik eğitimidir, suret eğitimidir, siret eğitimiidir.

Hira eğitimi nefis eğitimidir, nefes eğitimidir.

Hira eğitimi, karakter eğitimidir, irade eğitimidir, beden eğitimidir, ruh eğitimidir!

Hira eğitimi arınmadır, safileşmedir, durulmadır.

Hira eğitimi, insan kıvamını alma-bulma ve Hakk üzere olma eğitimidir.

Hira Eğitimi, tümüyle batıldan beri ve Hakka vasıl olma eğitimidir!

Bir sonraki; “HİRA EĞİTİMİ’NİN ÖZELLİKLERİ” konulu yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olalım.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.