1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. FİKRİ HÜR, İRFANI HÜR, VİCDANI HÜR NESİL – III
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

FİKRİ HÜR, İRFANI HÜR, VİCDANI HÜR NESİL – III

A+A-


Rabbimiz, muhtelif ayetlerde Kur-an’ı bir rahmet kaynağı, hak ile batılı birbirinden ayırıcı, uyarıcı, müjdeleyici, düşündürücü, yol gösterici, insanları kurtuluşa ulaştırıcı bir hidayet rehberi olarak tanıtır. Ama tüm bunlardan daha önemlisi de Kur-an, mükemmel bir ahlak, terbiye ve hayat nizamıdır/kitabıdır. Çünkü insanın bütün artı ve eksi yönlerini bilen Yüce Rabbimiz, vahyettiği Kitabı Kerimini, insan/lar için en mükemmel hayat nizamı olduğunu beyan buyurur. Sevgili Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur: “Beni Rabbim terbiye etti ve ne güzel terbiye etti.” (Suyuti, Camiu’s-Sağir;1,12) Hazreti Aişe Validemize Efendimizin ahlakı sorulduğunda: “Siz Kur-an okumaz mısınız? O’nun ahlakı Kur-an’dı.” diye cevap vermiştir. (Müslim, Müsafirin, 39)

Günde beş vakit kıldığımız namazın her rekâtında kendisinin; “Âlemlerin Rabbi” olduğunu beyanla, yalnızca O’na kulluk edip, yalnızca O’ndan yardım dileme ahdinin tekrarlamamız bu terbiye üzere olduğumuzun ikrar ve ibrazıdır. Allah(cc)’tan başka terbiyeciyi tanımak, Allah(cc)’ın hükmüne müdahaledir. Çünkü hakiki ve yegâne terbiye edici kendisidir. Bu müdahale elbette ki insan fıtratını bozacaktır/bozmaktadır. Eğitim-öğretim, günümüzde formel anlamda zirvededir. Lakin bugün insanlık bütün bu gelişmelere rağmen insani ve ahlaki erdemler konusunda tarihin belki de en yetersiz, en karanlık ve en iptidai halini sergilemektedir.

Günümüzde; pedagoji, sosyoloji, psikoloji, biyoloji, antropoloji, sosyal psikoloji, mantık, hukuk, anatomi, fizyoloji, ekonomi, tarih, iktisat, işletme, siyaset ve yönetim gibi bilimlerle beraber bunların alt dallarını da hesaba katarsak, onlarca bilim doğrudan veya dolaylı olarak insanı ele almaktadır. Ama tüm bunlar, Kur-an’ın insanı ele alış biçiminden, insanı yaratıldığı fıtrat/gerçek üzere anlamaktan, ona nüfuz etmekten uzaktırlar. Elde ettikleri her bulgu, topladıkları her veri, ulaştıkları her bilgi/sonuç insanın sağlık ve benliğini bozmakta, huzurunu kaçırmakta, güvenini sarsmakta, derununu yok etmekte ve anlamsız bir hiçliğe sürüklemektedir.

Bu bilim dallarının her birisinin insanı ele alış biçimini uzun uzadıya ele alacak değiliz. Ama şu kadarını söyleyebiliriz: Modern çağın bilimleri genellikle insana bir zaviyeden bakmaktadır. İnsanın sadece maddi/beşeri yönüne odaklanmaktadır. İnsanın gerçek manadaki yapısı olan deruni/psişik/içsel yönünü ya görmemekte ya da görmezlikten gelmekte ve ıskalamaktadır. Bundan dolayıdır ki, bütün çağdaş eğitim öğretim faaliyetlerine, bütün teknolojik gelişmelere, hayatı kolaylaştıran tüm araç-gereçlere ve ekonomik konfora/lükse/rahata rağmen insanlık büyük bir bunalım geçirmektedir. Kapitalist, makyavelist, materyalist, laisist, sekülerist, düalist… türünden bütün eğitim uygulamaları insanı eşyalaştırmakta, nesneleştirmekte; fikren, irfanen ve vicdanen kütürüm haline getirmektedir.

Ünlü Alman Filozof L. A. Feuerbach şöyle der: “Her şeyin temeli doğadır. Doğanın dışında hiçbir şey yoktur. Her şey gibi düşünce de doğanın ürünüdür. Düşünce maddi bir organ olan “beyinden” çıkmaktadır. Bence maddecilik insanın varlık ve bilgi yapısının temelidir.” (Ludwig Andreas Feuerbach,) (Cevat ÖZYURT, Marx’ta Yanılsama ve İdeoloji Olarak Din, Hitit Ü. S. B. E.Dergisi, Aralık 2014)

Aynı Filozof yine şöyle der: “İnsan için Tanrı olan şey, kendi tini, kendi ruhudur. Tanrı, insanın açığa çıkmış iç dünyası, kesinkes kendisidir. Din, insanın gizli değerlerinin merasimle açığa vurulması, en içten gelen düşüncelerinin itirafı, sevgisinin gizlerini alenen ikrar etmesidir.” (Cevat ÖZYURT, Marx’ta Yanılsama ve İdeoloji Olarak Din, Hitit Ü. S. B. E.Dergisi, Aralık 2014)

Hülasa, Allah(cc)’tan başka Rab tanımanın geldiği sonuç! Batıcı, pozitivist ve çağdaşlığın geldiği nokta burasıdır. Çağdaş, batı temelli eğitimin insana bakışı da bu çerçevededir. Bundan dolayıdır ki, çağdaş eğitim insanı pek çok puta tapmaya yöneltmekte, tefrikayı bayraklaştırmakta, nefsi rehber edindirmekte ve adaleti katlederek, zulmü payidar kılma uğraşısındadır. Bu beşeri/çağdaş anlayışların/tasavvurların insan/lığ/ı getireceği yer bedbahtlıktır, esfelessafilindir!

Allah(cc), kâinatı tümüyle bir yasaya bağlı olarak yaratmıştır. Makro ve mikro anlamda bu yasaya “Sünnetullah” diyoruz. Bütün kâinattaki insicam, tamamıyla bu yasa ile hayat bulmaktadır. İşte Rabbimiz, Resulullah (sav)’in terbiyesini de bu düzen/fıtrat çerçevesinde kâmil kılmıştır. Resulullah, böylece mükemmel bir ahlak, irade ve yaşam biçimi sergilemiştir. İnsanlık âleminin de bu kocaman kâinat ile uyumlu bir hayat sürdürebilmesi için, Resulullah’a verilen ölçüyü anlamalı, kavramalı ve hayatına tatbik etmelidir. Rabbimizin şu muazzam beyanına bakalım;

“Rahman! Kur-an’ı öğretti! İnsanı yarattı! Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti!

Güneş ve ay, bir hesaba göre hareket etmektedir! Otlar ve ağaçlar (Allah’a) boyun eğerler!

Göğü yarattı ve ölçüyü koydu!” (Rahman, 1-7)

Rabbimiz sonsuz merhamet sahibidir. Bu merhamet ile kâinatı yaratmış ve bu merhamet ile kâinatı sevk ve idare etmektedir. Rahmeti ile bütün varlıkların derununa nüfuz etmekte ve mükemmel bir nizam üzere hayat sürdürmelerini bahşetmektedir. İnsanın bu mükemmelliği fark etmesi, bu bilinç ve kıvam üzere olup Rahman’a teslimiyeti, elbette ki kendisine Rabbi katında değer katacaktır.

Sonsuz Rahmet sahibinin insana bir de Kur-an’ı öğretmesi, güzellikler içinde nice güzellikleri barındırmaktadır. Rahmet içinde rahmet, hakikat içinde hakikat, muhabbet içinde muhabbet, şefkat içinde şefkat! Evet, Rabbimiz işte böyle rahmet üzere öğretti/öğretiyor biz insanlara. İşte böyle rahmet üzere eğitti/eğitiyor bizleri. Resulünü bu minval üzere ve bu ölçülerle eğitti, öğretti ve emsalsiz bir model, emsalsiz bir lider, emsalsiz bir öğretmen kıldı iman eden kullarına! Rabbi terbiye etti O’nu ve ne güzel terbiye etti!

Yukarıdaki Ayetlerde; Rahman, Kur-an, yaratılış, beyanı, öğretmek gibi kavramlar, güneş ve ayın hareketleri, tabiatta cari olan sunnetullah, iç içe, yan yana, peş peşe kullanılmasının elbette nice hikmetleri vardır. Evet, bu kavramlar, insanlar açısından pek çok nimetlerin de habercisidirler. Ayetlerde buyrulduğu üzere öğretme ve eğitim fiilini, Rabbimiz üstlenmektedir. Hem de öncelikle sonsuz rahmet sahibi olduğunu bizlere bildirerek, bizleri bilinçlendirerek!

Rabbimiz, izlere büyük bir nimet olarak beyanı öğretmektedir. Burada Rabbimiz bizlerin aklına seslenmektedir! Akıl ki, beyan terazisine sahip kılınmış, emir ve yasakları anlama/kavrama kabiliyeti ile donatılmıştır. Bu öyle bir nimet ki; insanı eşrefi mahlûkat olmasının en başta gelen özelliklerini içinde barındırmaktadır. Akıl nimeti ki, vahyin ışığında iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, hak ile batılı birbirinden ayırma terazisidir. Rabbini tanıma ve O’na kul olma terazisi. Bu akıl ki; kâinatta hiçbir yaratılmışın/varlığın üstlenemediği yükü yüklenmiştir. Bilerek, isteyerek, iradi olarak yüklenmiş ve kâinat içindeki her şey bu vesileyle insana müsahhar kılınmıştır.

Kur-an, bu sayede öğrenilmektedir. Bu sayede medeniyetler kurulabilmekte ve nice keşiflere imza atılabilmektedir. Akıl nimeti, Kur-an ile yön bulunca, insan/lık tavan yapar. Yeryüzü adeta cennete döner. Ama akıl, Kur-an dışındaki yönlere/yöncülere kapılırsa, işte o zaman insan çöküşe geçer. Sadece dünyalık çöküş değil, ebedi çöküşün girdabına girer. Dünya dahi bir cehenneme dönüşüverir. Bu gün insanların rahat yüzü görmemesi, zulüm ve işkencelerin ayyuka çıkması, gücün adaleti teslim alması, yalan-dolanların gerçeklerin yerini alması, aklın Kur-an dışındaki yönlendirmelere maruz kalmasından kaynaklanmaktadır.

Kur-an, insana hidayet kaynağı olmasını takvaya bağlanmaktadır. Akıl, Rabbani ölçüleri rehber edinirse, bu ölçüler teslimiyeti getirir, takvaya yöneltir. Takva ki; terbiyesini, ahlakını, her türlü iş ve ilişkilerini Kar-an ölçülerine temellendirmesidir.

Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Bir kimse Hazreti İsa’ya gelerek; ‘Ey hayır ve iyiliklerin muallimi! Bir kul Allah’a karşı nasıl takva sahibi olur?’ diye sordu.

Hazreti İsa: ‘Bu kolay bir iştir! Allah’ı canı gönülden seversin. O’nun rızası için gücün yettiğince güzel amellerden bulunursun! Bütün âdemoğullarına da, kendine acır gibi şefkat ve merhamet gösterirsin!’ cevap verip, şöyle devam etti:

“Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi sen de başkasına yapma! O zaman Allah’a karşı hakkıyla takva sahibi olursun!” (Ahmed, ez-Zühd, s.59)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.