1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. FİKRİ HÜR, İRFANI HÜR, VİCDANI HÜR NESİL - I
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

FİKRİ HÜR, İRFANI HÜR, VİCDANI HÜR NESİL - I

A+A-


Varlık âleminin öznesi insandır. Zira Yüce Rabbimiz tarafından yeryüzü insana müsahhar kılınmıştır. Bu konu ile ilgili olarak Ayeti Kerimede şöyle buyrulur: “ Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan, sonra semaya yönelip onları yedi kat gök olarak tastamam tanzim eden O’dur. O, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara, 29)

Varlıkların öznesi olarak yaratılan insanın “özne”liğini koruyabilmesi, ancak fıtri özelliğini bozmadan özgür kalabilmesine bağlıdır. Özgür olmayan insan bir nesneye dönüşür. İnsanın özgürlüğü; kendisini her türlü beşeri, nefsanî ve dünyevi tasallutlardan arî kılması oranında gerçekleşebilmektedir.

Kendini tanımak, özgür olmanın/kalmanın ön şartıdır. Kendini tanımayan birisi, neyi, nerede, nasıl, ne kadar ve niçin yapacağını kestiremez. Hayat bir başlangıç ve bir de bitiş noktası olan bir yolculuktur. Bu yolculuk, çok engebelidir ve yine bu yol üzerinde nice tehlikeler, riskler vardır. Bütün bunları sağ salim aşabilmesi için kişinin kapasitesini, gücünü, yeteneğini, sabrını, tahammülünü, kararlılığını, sevgisini, aşkını; neyi isteyip neyi istemediğini net bir şekilde bilmesi gerekir. Bir bakıma kişilik haritasını hakkıyla bilmeli ki, bu haritadaki işaretlere göre hayatta yol alabilsin. Bu yolculuk esnasında yerine göre pozisyon alabilsin, sakınabilsin ve sapkınların her türlüsünden korunabilsin. “Dünyayı iyi bilen aldanmaz, ahreti iyi bilen aldatmaz ve kendini iyi bilen aldatılmaz!” demiş Mevlana.

Bu üç veriye ait bilgiler, elbette ki insanı aslına yönelten, fıtrat üzere yaşayabilme imkânı sağlayan bilgilerdir. Dünya-ahiret ve nefs arasındaki üçlü kombinasyonu sağlam kuran, bu bağı iyi kavrayan kimse, elbette ki fıtri mizanın ölçülerini anlamış demektir. O mizan ki, Rabbi Rahman tarafından kurulmuş, batılın her türlüsünden beri kılınmıştır. O mizan ki yanlış ölçüp biçmekten beridir. Mizan bilincine sahip kimse, nefsinde dünya ve ahret ilişkisine dair dengeyi iyi kurar. Ölçü sahibi şöyle buyurur: “O gün (amelleri tartacak) terazi haktır! Kimin tartı(sevap)ları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir! Kimin de tartı(sevap)ları hafif gelirse, işte onlar ayetlerimizi inkâr ettiklerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır!” (A’raf, 8-9)

İnsan, artı ve eksi olmak üzere iki uçlu olarak yaratılmıştır. Zira bu artı-eksi uçlar, tabiatın bütün alanlarında geçerlidir. Kadın-erkek, doğru-yanlış, hak-batıl, madde-mana, gece-gündüz, yer-gök… gibisinden çoğaltmak mümkündür. İnsan, fıtratındaki bu iki kutupluluk ise toprak-ruh ikilisidir. Bu iki uçtan hangi tarafa meyledilirse, kişinin o yönü güç kazanır ve diğer ucu gölgede kalır, sönükleşir. İnsanın edindiği bilgiler, yaşama biçimi, zihinsel dünyası, algılama gücü ve geliştirdiği/sahip olduğu değerler manzumesi, bu iki uçtan güçlü kılınana göre şekil alır. İnsandaki madde tarafı(eksi ucu) daime denaeti/deniliği muhtevidir. İnsanı Rabbani ölçülere göre daime eksi tarafa yöneltir. İnsandaki mana (artı-ruh) ucu ise daima hakka, adalete, doğruya yöneltir. Dolayısıyla insanın başına gelenler, bir türlü insanın kendi elleriyle yapıp-ettiklerinden kaynaklanmaktadır.

Gerçek/doğru bilgiler, insanı istikamet sahibi eder. Kur-an’ı, insanlar için yol gösterici bir nur kılarak onu felaha götürür. Nitekim Rabbimiz; gaybi bilgilere iman etmeyi, namaz kılmayı, rızıklardan dağıtmayı, Rabbinden gelenlere ve ahirete yakinen inanmayı takva sahiplerinin özellikleri arasında sayarak; müflih olmanın göstergeleri kılmaktadır. Elbette ki bunlar, sıdk ile Rabbine teslimiyetle beraber, dosdoğru bilgiler ışığında ve dosdoğru yol/hayat üzere olmayı gerektirmektedir. İşte bütün bunlar insanın yetişme ortamı ve tarzı ile kıvam kazanmaktadır.

Tabii ki nice bilgiler de vardır ki insanı insanlığından sıyırıp uzaklaştırmakta ve dünyasını da ahiretini da viran etmektedir. “Şüphesiz ki biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağılarlın aşağılısına çevirdik!” (Tin, 4-5) ifadesi, bu gerçeğin bariz göstergesidir. Muhakkak Rabbimiz insanı en güzel kıvamda yaratmıştır. Ama bu kıvamını koruyup kollamayı, şerefini devam ettirmeyi insanın tercih edeceği/ettiği hayat biçimine bırakmıştır. İşte bu noktada insan, doğru bilgi ve doğru hayat üzere olursa, bu fıtri eşrefiyetini, mükemmelliğini koruyabilmektedir. Aksi tercihlerde bulunması halinde tepe taklak gitmekte, tüm yaratılmışların en ehvenine, en şerlisine dönmektedir. Rabbani ölçülerden uzak, beşeri kaygı, endişe, istek ve gayelerinden oluşan, insanı dünyevileştiren bilgiler, tabii ki insanı varlıkların esfeline döndürecektir. Bu gün yeryüzünde yaşanmakta olan bütün hengâmeler, bir bakıma bu durumdan kaynaklanmaktadır.

Kulluk, aynı zamanda sorumluluktur. Hem de gücü yettiğince, kaçacağı, göçeceği olmayan, mutlak ifa edilmesi gereken bir sorumluluk. Üstelik yürekten gelen ve ifa edildikçe kişinin huzur ve mutluluğunu katlayan bir sorumluluk! Eğer bu sorumluluğun ifası sırasında herhangi bir isteksizlik, yılgınlık var ise, yine bu kulluğun anlamı kalmamış, insan sefilleşmiş demektir.

İnsanın yaratılışının anlam ve önemi, Rabbimiz tarafından şöyle ifade buyrulmaktadır: “Hani Rabbin meleklere; ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti! Melekler; ‘Biz seni eksiksiz bilirken ve durmadan övgü ile tenzih ederken, orada fesat çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?’ dediler. Allah; ‘şüphe yok ki ben, sizin bilmediklerini bilirim’ buyurdu!” (Bakara, 30) Böylesine bir gaye (yeryüzünün halifesi) ile yaratılmış olması sebebiyle yeryüzündeki bütün varlıklar kendisine amade kılınmıştır. Aksi durum(lar)da insan, bir metadan/nesneden pek de farkı kalmayacak, hatta bunun da ötesinde zelil ve suçlu bir konuma düşmektedir. Böylece insanlıktan çıkacağı içindir ki, herhangi bir varlığın kendi hizmetine sunulması da söz konusu olmamaktadır. Tabiattaki varlıkların öznesi değil, irade sahibi olmasından dolayı suçlu bir nesneye dönüşmektedir.

İnsan olmanın kerameti, Rabbinin kendisine yüklediği misyon gereği dünyalıklara kulluk etmekten azade olmasıdır. Âlemlere Rahmet olan biricik önderimiz, bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Kahrolsun altına, gümüşe ve lükse kul olan kimse!” (Buhari, Cihad,70) Her ne şekilde olursa olsun, dünyevi varlıklara kulluk, Rabbe kulluğu ilga eder ve insanı her türlü insani kıymetlerinden yoksun kılar. Hâlbuki insan, dünyalıklara kul olmak değil; onlara malik/sahip olmak, onlar üzerinde yetkisi mucibince tasarrufta bulunmak üzere eşref kılınmıştır. Dünyalıklara karşı eşrefiyetinin yok olması, aynı zamanda insanın özgürlüğünün ve özgünlüğünün de yok olmasıdır.

İslam’a göre eğitim, insana, insaniliğini, özgünlüğünü ve özgürlüğünü öğretip yaşamasına imkân sağlama ortamıdır/sürecidir. İslam, eğitimi Terbiye anlamında ele alır ve Müslümanlar için en başta terbiyeci Yüce Rabbidir! Kişinin terbiyesine ait bütün faaliyetler, Rabbani terbiye doğrultusunda olmalıdır. Eğer bir eğitim sistemi, insan fıtratının inşasına yönelik bir gaye ve çaba içerisinde değil ise, o zaman insanın metalaşmasına en büyük alet olma vasfına bürünecektir. Öyleyse insanın özüne hitabeden eğitim, insanın hür iradesinin önünde oluşabilecek muhtemel engelleri kaldırmaya yönelik olmalıdır. Öyle olmalıdır ki insan, gerçekten insani değerlerini yaşayabilsin ve yeryüzü tümüyle kendisine amade olsun.

“O halde sen hanîf olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel!” (Rum,30)

Rabbimiz, bütün yönlerimizle üzerinde yaratıldığımız fıtrat yasasına yönelmemizi emir buyurmaktadır! Yönelmek, hür bir iradeyi gerektirir. İrade, her ne kadar yaratılışla birlikte gelen fıtri bir hassa ise de, en başta kişinin aldığı eğitim olmak üzere, yetiştiği ortamdan, kültürden, gelenek ve görenekten, sosyo-ekonomik durumdan belli bir dereceye kadar etkilenir. Haliyle iradenin güçlü/sağlam olması, önemli ölçüde bu saydığımız etmenlerin kişiye etkisi oranında kıvam alır.

Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” (Buhârî, cenâiz 92)

Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere Rabbimize emanet olalım. Dua ile

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.