1. YAZARLAR

  2. Cihan AKTAŞ

  3. Fıkıh, roman ve komplo
Cihan AKTAŞ

Cihan AKTAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Fıkıh, roman ve komplo

A+A-

Bir şeylere hep hazırlıksız yakalanıyoruz. Kötü kentleşme, sosyal medya ve işte, son olarak arka arkaya Mısır, Rabia Meydanı; derken Suriye’de sarin gazı katliamı… Beklenmedik anda gelip çatan kötülük, başa gelen yıkıcı ve acı olayları komployla açıklama eğilimine güç katıyor. Komploları hesaba katma konusunda ise çok tedbirli ve hazırlıklı olduğumuz söylenemez. Galiba Seyyid Kutup’un “Hareket fıkhı”nı kervanın yolda düzülmesi olarak anlamayı tercih ediyoruz.

Kaçakyolcu.com, içinde bulunduğumuz dönemin dil ve duyarlık karmaşası konusunda şair ve yazarların sorumluluğunu araştıran bir soruşturma yaptı geçtiğimiz günlerde. Anlamlı bir soruşturma: Geleneğimizin muhasebe yapma değerini üstleniyor ve nerede hata yaptık, diye soruyoruz. Aynı gelenekte dünyanın bütün yükünü üstlenmeye götüren bir sorumluluk duygusunun sebep olduğu bazen huzursuzlukla bazen de teyakkuzla açıklanabilecek tutumun  geçirdiği en yeni sınavlar da bu soruşturmanın sebeplerinden biri olarak göründü bana. Gezi Parkı’nda şehri ve yeşil alanı savunan eylemcilerin soru ve tepkilerine de hazırlıksız yakalandık. Çevre ilgisi nedir ki “mahalle” dışında, şehir neyimiz olur bizim… Fıkıhta öze inmek yerine iktibaslarla yüzeyde seyrettiğimiz için de olay ve duruma hazırlıksız yakalanmaktan kendimizi alamıyoruz.  

1960’lardan itibaren ruhsuz kentleşme eleştirisini dile getiren metinlerin altında İslami duyarlığa sahip şair ve yazarların imzası yok muydu?  “Ülkendir taş ve beton bu yanlışkent/ Her gün bir yanın biraz daha taş senin” diye yazdı şair; defalarca okuduk, söyledik. Bize ait, bizim şehir ve tabiat eleştirilerimizi benimseyen soruları “çapulcular” nasıl olabilir de sahiplenebilirdi?  

Fıkıh, haberin analiziyle bilginin kullanışlı hale getirilmesi değil midir?   Açık ki hizmete kendimizi adamışken incelikli/sürekli yeni açıklamalara ihtiyaç duyan çevre bağlantılarını ihmal eder olmuşuz.  Fıkhın ufuk açıcılığını değil despotizmini konuşmaya yazgılıymışız gibi…

Bunun yanı sıra şiirle, romanla ilişkimiz  netameli.   Kitap sanki gençlik çağının duyarlıklarına cevap veren bir ekran gibi algılanıyor kimi bilinçlerde. Yıllar geçiyor, aynı kitaplardan benzer mısralar ve cümlelerle sürdürülüyor, kitap atıfları.  Herkesin kelime dağarcığında şiir kırpıntıları var. O nedenle de mesela roman sabrı diye isimlendirdiğim kurgu hazırlığına dönük bir anlama çabasının uzağında durmaya yüce anlamlar yüklüyoruz.

“Muhafazakar sanat” tartışmaları sırasında bunu yazmıştım: Müslüman varsıllar kitaba, yayıncılığa destek vermeyi 1980’lerde olduğu kadar önemli bulmuyorlar. Sanat ve edebiyat bir lüks, çoktan hazır edilmiş  bir kültürel paket muamelesiyle konuşuluyor. Oturmuş kalıpların dışındaki arayışlar bozguncu muamelesiyle karşılanıyor. 

Bir tanımlama problemiyle malul olduğumuz muhakkak. Sağcı mıyız, muhafazakâr mı, yoksa sadece Müslüman mıyız?  

Peki, Rabia, menkıbelerle ve sinema filmleriyle tanıdığımız takva ehli kadın niye bugüne kadar Türkçe bir romanda anlatılmadı? Adı İstanbul’da bir meydana konulmak istendiğinde, kibirli kenterlerin asabı bozuldu: Kimmiş ki Rabia? “Besbelli Türk değil!”

Bizler çok şey söylemek isteyen alfabe engelli bir toplumun dil muharipleriyiz. Kelimelerimiz yaralı ya da protezli. Kadın olarak “bayan” ünvanına kapılıyor, “kapalı” olarak nitelendirilmeyi normal karşılıyoruz. Tesettürlü hanımlar tarafından çıkarılan yeni bir dergi medyada, yazarları tarafından “yaşam tarzı”, “keyifli anlar yakalamak”, “huzurlu modern insanlar görmek istiyoruz” şeklinde ifadelerle tanıtılıyor.  Tüketim ideolojisinin eleştirisinin özellikle tesettürlü kadınlara dönük yayın yapan dergiler alanında kalın bir paranteze terk edildiği izlenimi ediniyor insan.    

Dostoyevski kahramanının dediği gibi, yapılacak daha acil işler var. Gelin görün ki şimdi bir de ekrana yakalandık. Artık eser değil onun gazete ve ekrandan nasıl ifade edildiğidir önemli olan.  Kitaptan daha önemli olan da sanki, kitap üzerine gazetede basılmış yazı ve bunu mümkün kılan da çoğu zaman, yazarın sunduğu kitabıyla hayatını (kişiliğini) aynı habere yerleştiren “olay”dır.

Ulusçu muhayyilenin varlığımızı dünyanın her yerinde taşra uzamına kilitlemesine karşı duayla, fıkıhla ve şiirle direndik. Cumhuriyet öncesi yazılı kültürümüzle aramıza yüksek duvarlar örülmüştü çünkü. Aradan yarım asrı aşan bir zaman geçti. Köyler kasabalara, kasabalar şehirlere aktı.  Peki, kaç kişiye ulaştırılabildi Diriliş’in, Edebiyat’ın dil devrimi...   

Karakoç’u sürekli ziyaret eden bir arkadaşım, bu ziyaretlerden birine öğrencileriyle katılmak isteyen yorgun “İslamcı” öğretmen arkadaşının şu çekincesiyle karşılaşıyor: “Şiir okumayacak, sadece konuşma yapacaksa gelirim.” 

O denli mükemmelliyetçi ve yeryüzünde cennet yaratma konusunda iddialı söylemlerle yola çıktık ki belli bir oranda hayal kırıklığına uğramamız kaçınılmazdı. Siyasal mücadelede olduğu gibi kültürel alanda da daima yol hali içinde olmak gerekiyor çünkü; “hareket fıkhı” bunu talep ediyor. Sürekli yolda olmayan, roman uzamının eşiğini de aşamaz elbet.  Seyyid Kutup’un “hareketin fıkhı” dediği “her merhaleye uygun hükümler”, kervanın yolda düzülmesinin övüldüğü anlamına gelmiyor oysa. Gelgelelim, bir tür geçiştirmeyle sürüyor kültürel işlerimiz. Sezen Aksu dinlerken kadın sesinin haramlığı üzerine konuşmaktan, bu alandaki tartışmaları üstlenmekten kaçınıyor olmak gibi... Şiir okuma gecelerinin yerini Gülhane tarzı pop festivalleri nasıl almasın? 

“Böyle çıktım alana ve yürüdüm yürüdüm/ Ne görebildi kimse ne anlayabildi beni!” İnsana hizmet için yapılan yatırım sürerken, doğrudan insana yatırımda gecikmeler ve yanılmalar yaşanıyor. Şiirin sadece seçim meydanlarında ve Necip Fazıl’la hatırlandığını dile getiriyor,  tiyatro ve dizi oyuncusu Ahmet Yenilmez.   Roman ise geniş zamana yaslanması ve giriftliğiyle basbayağı kuşkulu bir tür!

Kuşkusuz tamamen siyah ve gri bir manzara da değil tasvire çalıştığımız. Kitap artık biricik okuma aracı sayılmıyor, ancak başka türlü okumaların kitapla bağı sürüyor. İçinde bulunduğumuz yıllarda sanat ve edebiyat enerjisi  siyaset zeminine akıyor. Roman ve öykü yazarları, şairler, siyasi yazılar yazıyor, televizyon programları yapıyorlar.  Bu da bir tür varlık mücadelesi, elbet. Ancak herhalde roman temsilinde edebiyat ve sanata yeterince inanılsaydı, geniş zamana ihtiyaç duyan romancı masasının başında çalışmaya devam ediyor olurdu.  

Komplo teorileri ve beton ucubeler eksik olmuyorsa hayatımızdan, roman da yazılmıyor olmanın eksikliğini duyuracak.  Çünkü roman, insanın iç sesleriyle birlikte hayatın seslerine de kulak veren yazarın muhayyelesiyle işlendiği bir uzam da demek.  Mayıs 2013 başlarında Malatya Kitap Fuarı’nda karşılaştığım bir  hanım kitap dostu  böyle düşünmüyor, roman ve öykü yerine fikir kitabı yazmamı bekliyordu.

“Hazırlıksız yakalanma”dan söz ettim yazımın başında. Kültürel anlamda sürüp giden ve söyleşilerle muhkemleşen derinlikli faaliyet, hazırlıksız yakalanmaya izin vermeyen bir ufku da yapılandırır bir yandan; asla şimdiki zamanın manzaralarına yabancı kalmayan bir ufku. Açık seçik bir geniş zaman izahı, derin ve geniş kurguya dönük zihni faaliyet… Beri taraftan, fıkhın hayatın gelişmesinden uzak bir hükümler yığını olarak görülemeyeceğini de tespit etmişti Seyyid Kutup: “Hareketten uzak, sadece sayfaların arasından dini hükümler veren kişi, hareket halindeki ihtiyaçları göz önünde bulunduramaz ve hesap edemez.”

Siyasette olduğu gibi kültürde de ihtiyacımız olan hareket fıkhının anlaşılırlığıyla birlikte, romancıya özgü sabır. İşte bu sabırdan yoksunlukta enerjimizi daha acil sayılan yeni başlıklara yoğunlaştırırken yıkıcı bir şeylere hep hazırlıksız yakalanıyor ve önerilerle sorunların üzerine gidecek yerde, komplo teorilerinin baskınına uğruyor, bu teoriler üzerinden varlık mücadelemizi tanımlamayı ve tasvir etmeyi sürdürüyoruz.

Dünya Bülteni

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.