1. YAZARLAR

  2. Ahmet AY

  3. Fetullah Gülen Neden dönmedi?
Ahmet AY

Ahmet AY

Ahmet AY
Yazarın Tüm Yazıları >

Fetullah Gülen Neden dönmedi?

A+A-

Yaşımız müsait, 78 kuşağıyız ve yakın geçmişi iyi hatırlıyoruz.

Yani Fetullah Gülen’i de Recep Tayyip Erdoğan’ı da çok eskiden beri iyi tanıyoruz.

Kim ne yapmış, nerede kalmış, nasıl kalkmış oturmuş…

Gençlik yıllarımız İslamcılığın 3. Kuşağı yani ülkede İslamcılığın yeşerdiği dönemdi. İran devrimi, 12 Eylül faşist darbesi, Afganistan cihadı, Enver Sedat’ın öldürülmesi, Lübnan baskınları bizim İslami okumalarımızın en revaçta olduğu dönemlerde gerçekleşti.

Tabi,

Bu yıllarda Nur/culuk Hareketi de farklı gruplarla ateizme karşı en sağlam duruşunu sergiliyordu. Bizler bir yandan üstadın Risalelerini dinler, öbür yandan da Rahmetli Erbakan Hocamızı takip ederken M. Akif, Necip Fazıl, Yahya Kemal, M. İkbal, Seyyid Kutb, Mevdudi, M. Bakır EsSadr, Said Havva, Ali Şeriati'yi okurduk.

Hiç unutmuyorum,

30 Mayıs 1980’de (ya da 31 Mayıs) MSP’nin düzenlediği Sivas Mitingi için Bingöl’den 2 otobüsle yola çıkmıştık. Aramızda Risaleleri çok iyi okuyanlar da vardı. Fetullah Gülen’in ise MSP ve miting için kötü konuştuğunu duymuştuk. Muhteşem bir miting gerçekleştirmiştik. İlk kez bu kadar insanı bir arada gördüğümde bütün Müslümanların burada olduğunu düşünmüştüm.

Sivas mitinginden 3 ay sonra mağduru olduğum 12 Eylül darbesi ülkenin hafızasını sıfırlamak, insanların değer kodlarını ters yüz etmek için yapıldı. Fetullah Gülen bu süreçte faşist Evren ve darbesine destek yazıları yazdı. Anlayacağınız, bu darbe öncesi ve sonrasını çok iyi biliyoruz. Sonra 1983 seçimleri ANAP’lı yıllar.

İşte bu yıllarda Fetullah Gülen ismini daha çok duymaya başladık. Ali Bulaç’ın ifadesiyle “ağlak hoca” ağlar, zıplar, baygınlık geçirir, Kur’anı kürsüden aşağı fırlatır ve böylece cemaati etkiliyordu. Devlet de“irtica furyasına rağmen” alttan alta Fetullahçılara her türlü imkânı sağlıyordu.

O yıllardan beri Fetullah Gülen’i biliyoruz. Bizi tanıyanlar bilir, yıllarca onun anlattıklarının hurafe olduğunu hatta mücadeleci Müslümanların önünü kesmek için istihbaratların kendisini desteklediğine dair kaygılarımızı dile getiriyorduk.

Derken 1990-1995 yıllarında JİTEM-PKK-Hizbullah-Menzil çatışmaları oldu. Bu dönemde Batıdan gelen "JİTEM ve çok özel harekatçılar"ın pek çok yerde “HOCAEFENDİ”nin menkıbelerini! ve “ülkenin bölünmez bütünlüğü için ne yapmaları gerektiği”ni konuştuklarını duyuyorduk. Bu konuşmalarından Kürt köylerinin yakılması, faili meçhuller, sınırsız işkencenin fetvası alınıp gelinmiş miydi bilmiyoruz!? Ama Fetullah Gülen’in bunlar için ne dualar ettiğini biliyoruz.

Konumuz bu değil, bunlara ve daha nicelerine hazırlamakta olduğum kitabımızda bulmak mümkün.

Fetullah Gülen bizim için yabancı biri olmadığı gibi sonradan tanıdığımız biri de değildi. Bu yazıyı okuyan pek çok kişinin hatırlayacağı gibi 28 Şubat İsrailci darbeyi Fetullah Gülen desteklemişti. Sonra bu darbeci Komutanların kararları için "komutanlar yanlış karar da verse kararları müctehidlerin içtihadları gibidir,kararlarında isabet var ise iki, hata olsa bir sevap kazanırlar" diyecekti.

Doğrusu 28 Şubat sürecinde kendisine çok hakaret ettik, haksız da değildik. Cebrail as’ı ağır ithamlarla geri çevirmesi, başörtüsü hezeyanları Müslümanlara ve ülke insanına post modern darbeye sunduğu katkıyla ihanet etmişti. Bizler de bunu anlatmayı ihmal etmedik. O yıllarda pek çok Gülenci ile tatsızlıklar yaşadık.

Derken 2002 seçimleri geldi,

Bu seçimlerde 28 Şubat ihaneti hafiflemedi. 2007 seçimlerine kadar Gülencilerle limoniydik. Kısmen gerçek de olan Ergenekoncularla ilgili gerçek-sahte belgelerle öyle bir algı operasyonuyla bizleri yanılttılar ki “galiba geçmişte yaptıkları hatayı darbecilere vurdukları bu darbeyle telafi ederler” dedik ve Gülencilere hoşgörülü olmaya başladık. Ta ki 2009 KCK operasyonlarına kadar.

KCK operasyonları başlamadan kısa süre önce asker anneleri PKK’lıların anneleriyle buluşmuş, ortalık çözüm sürecini yakalamanın vermiş olduğu güvenle rahatlamış ve PKK 14 Nisan 2009 günü uzun süreli ateşkes ilan etmişti.

Bu deklarasyondan kısa bir süre sonra (16 Nisan 2009) başlayan KCK operasyonlarıyla süreç ağır darbe almıştı. Bu operasyonlardan öte aralarında belediye başkanlarının da bulunduğu onlarca tutukluyu -daha önce hiç yapılmamış şekilde- adliye önünde kelepçeleyen ve bu görüntüleri servis edenlerin, asılsız iddialarla KCK tutuklamalarını alabildiğince genişleten emniyet-yargı ayağının Gülenci olduklarını öğreniyorduk.

Süreci sekteye uğratanların Gülenciliğinden şüphemiz kalmamıştı. İlgili yerlere söylediysek de fitne uyanmasın diye bunu uluorta her yerde anlatmadık.

Bir bu mu?

Mavi Marmara açıklamasındaki hadsizlik, 13 Eylül 2011’de Osla görüşmelerinin internete sızdırılması, Roboski sonrası tezviratları, 7 Şubat 2012 MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın alınma çabaları, Çözüm sürecini bulandırmaları,  Geziye destekleri…

Bütün bunları bilmemize rağmen sırf “bizler fitneye sebep olmayalım diye” her şeyi sineye çektik. Yazılarımızda “Hocaefendi” dedik, fitnelerden “Hocaefendiyi ve cemaati tenzih ederiz” dedik,“Bu fitne cemaatin işi değil, cemaate sızmış bir güruhun işidir” dedik…

Yani, anlayacağınız biz “fitne bizden çıkmasın” dedikçe Gülenciler fitnenin ateşine benzin taşıdılar.

Ve 17-25 Aralık paralel darbe teşebbüsü.

Bizim için de artık haine hain, fitne fesadı yayanlara da ehli fitne demekten başka çare kalmamıştı. Bu süre içinde neler yaşandı biliyorsunuz;

MİT Tırlarına operasyon, montaj ses kayıtlarının internete sızdırılması, 30 Mart 2014 seçimlerinde Ak Parti aleyhine CHP’nin desteklenmesi, “muta nikâhları, harami, Yezid, Firavun, Hâman, hırsız” gibi ahlaksızlığı gözyaşları içinde bırakan hakaretlerin yanında bir de “Yezid (dönemin başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan) hasta, cin, büyü, sihir, tedavisi imkânsız” tezviratları, 10 Ağustos Ekmel Ekmel Ekmel…

En son paralelci yargıçların 25 Nisan 2015 tatil günü korsanvari yöntemlerle tutuklu paralelcileri tahliye kararı…

Aslında bu yazıyı “O dönem başbakanımız ve cumhurbaşkanımızın bilgileri dâhilinde Fetullah Gülen’le görüşüp Türkiye’ye dönmesini istedim, bana zamanı değil dedi, dışarıda ne çevirmekte olduğunu ve hangi yabancı unsurların tesirinde olduğunu bildiğimiz için Türkiye’ye gelsin istedik. Bu bir testti, sınavdı. Kendisi ‘şimdi vakti değil’ dedi… Anladık ki Humeyni gibi dönmeyi kafasına koymuştu… Her ne surette olursa olsun, hükümete karşı, devlete karşı bir tavır içinde olmayacağını söyledi. Ak Parti’ye karşı da tavır içinde olmayacağını söyledi”diyen başbakan Davutoğlu’nunFetullah Gülen ile ilgili bu açıklamasını yorumlamak için yazmayı düşünmüştüm ki yerimiz doldu.

Başka bir yazıya inşaallah.

ahmetay_

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.