1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. FETÖ, HETÖ VE ÖTESİ
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

FETÖ, HETÖ VE ÖTESİ

A+A-

Ben ilk kez 1983 yılı sonbaharında FETÖ ile tanıştım. O zamandan beri de gittikçe hain emellerini daha iyi tanıdığımı düşünüyorum…

O yıl (1983) Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri bölümüne öğrenci olarak girmiştim. Namazında, niyazında olan ve hatta abdestsiz dışarı çıkmamaya gayret eden gariban taşralının biriydim. İlk kez Ankara’ya gelmiştim. Gerçi daha lise yıllarımdan tanıdığım bir ağabeyin adresini almış ve öylece Ankara’ya gelmiştim. Geçici olarak O’nun kaldığı bekâr evinde birkaç gün kalmıştım. Ama kalıcı bir ev de arıyordum. Bir gün okulun bitişiğindeki İmam Hatip Lisesi mescidinde namaz kılarken, bir öğrenci ile ayaküstü tanıştım. O da bizim okuldaymış. Kaldığı öğrenci evi de hemen okulun çaprazında, ana yola cephe beş altı katlı binalardan birindeymiş. Ve kendi evinde bir kişilik yer olduğunu da söyleyip, beni eve davet etti. Ders bitiminde buluşup eve gittik. Ev, komple duvardan duvara halı serili, telefonlu, televizyonlu, o zamanlarda öğrenciler için son derece lüks bir ev… Ev çok konforlu olmasına rağmen her şey bana müthiş itici geliyordu. Akşam yemeğine kaldık… Yemekten sonra çay, çaydan sonra Risale dersi, sonra televizyon izlemeleri… Yatı vakti müsaade istedim. Evde kalıp kalmama konusunda biraz daha düşünmem gerektiğini belirterek, evden çıktım. Tam dışarı çıktıktan sonra da derin bir “ohh” çektim… Kalmakta olduğum eve geldiğimde, ağabey geç kaldığıma epey meraklanmıştı ve durumu anlattım. Ağabey, söz konusu ev gitmeme pek olumlu bakmadı, ama yine de bir şey demedi… Birkaç gün geçtikten sonra yine ağabey, rahmetlik Esat Coşan Hocanın öğrencilerinin evlerinden birini bulmuştu. Oturup konuştuk ve o eve gitmeye karar verdim.

Adıyamanlıydım. Kürt’tüm. Gerçi o zamanlar Gazi Eğitim Fakültesinde ağırlıklı olarak ülkücü öğrenciler varmış… Ama az da olsa doğulu, ulusalcı Kürt öğrenciler de bulunuyormuş. Onlar da kendilerince varlık göstermeye çabalıyorlarmış. Nihayet o gençlerden de yanıma gelip tanışmak istediklerini söyleyenler oldu. Bir gün onlarla da okulun bahçesinin bir köşesinde oturup sohbet ettik. Üç kişilerdi. Ben yalnızdım. Benden üst sınıfta olmalarına rağmen çok saygılı, sıcak davranıyorlardı. Ama konuştuklarının hiçbir cümlesi, kelimesi bana hitap etmiyordu. Ben ahlaktan, kardeşlikten, ümmetten, maneviyattan bahsederken; onlar toplumsal haklardan, sömürüden, sosyalizmden Kürt ve Türk ayrımından ve Kürtlere yapılan haksızlıklardan bahsediyorlardı. Onların da fikirlerini, zikirlerini anlamıştım. Daha fazla dinlememem gerektiğine kanaat getirdim. Eğer biraz daha dinlemeye devam edersem, onlar da evlerine davet edeceklerdi v e ikinci bir kâbus yaşamak istemiyordum! Buna fırsat vermemek için cesaretimi topladım ve söyleyeceğim son cümlemi söyledim: “Kardeşlerim, bana gösterdiğiniz ilgiden dolayı sizlere teşekkür ediyorum, ama ben sizin gittiğiniz yolun yolcusu değilim.” Hiç beklemedikleri bir anda ve hiç beklemedikleri bir cevap almışlardı. “Yine de görüşmek isteriz.” Dediler ve vedalaşıp ayrıldık. Üç beş adım yürüdükten sonra yine derinden bir “ohh” çektim. Ama bu sefer ohh çekerken, içim daha rahattı. Zira artık benim kalacağım bir evim ve anlaşabileceğim birkaç arkadaşım vardı!!!

Evet, 1983 yılında tanıştığım bu ikiz gruplardan ve aynı zamanda masum halkımızın başına bela olan birinci gurup (FETÖ)’yü, ikinci grup ise HETÖ’yü oluşturmaktadırlar.

FETÖ, Müslüman olarak geçinen; ama ırkçı, şövenist, hak ve hukuk tanımaz, ahlak yoksunu, kendi cemaatlerini mezhep haline getiren; mezhebini de dinselleştiren bir güruh olarak geldi bana! Kendi dışındaki hiç kimseyi Müslüman olarak görmezler. Ama kendileri de gerçek İslam’dan fersah, fersah uzaklarda, büyük şeytanın kuyruğu olmanın dışında bir işlevselliği olmayan bozuk bir zihniyet sahibidirler. Büyük şeytanın yardımıyla ve kendi nevine has özellikleriyle sonra devasa bir yapıya

dönüştüler… Çünkü bu gafiller, büyük şeytanın (ABD) bir ileri karakolu haline geldiler. Bu da yetmedi, ana merkezlerini büyük şeytanın çadırına (Pensilwanya) taşıdılar. Ki ancak bu şekilde daha etkin olarak büyük şeytana daha iyi hizmet edebilsinler ve Müslümanlara da daha büyük zarar verebilsinler!!! Çünkü 1979 Yılında gerçekleşen (şimdi her ne kadar özgünlüğünü yitirmiş ise de) İran İslam İnkılâbı, büyük şeytanı gerçekten de kaygılandırdı, canavarlaştırdı. Bunu müteakip, büyük şeytan (ABD) bir yandan İslam ümmetinin çeşitli coğrafyalarını işgal ederek kan gölüne çevirirken; bir yandan de kendisine sadık bir kukla İslam anlayışını tahsis etme yoluna gitti. Bu paye de biçilmiş kaftan olarak FETÖ’ye tevdi edildi.

İşte ikiz kardeş terör örgütleri: Fethullahçı Terörü Örgütü ve Hendekçi Terörü Örgütü!!! İkisi de aynı yemlikten beslenmektedirler. İkisinin de yuları aynı ellerdedir! İkisi de yerli değerlere ihanet içerisindedirler. İkisi de halka rağmen, halka düşman saflarda şerefsizce yer almaktadırlar…

FETÖ, HETÖ ve ÖTESİ derken, şimdi ötesinden biraz bahsetmeye çalışalım:

Bundan bir asırdan daha fazla bir zaman önceydi!!! Ümmetin başında eksiğiyle aksağıyla da olsa, hatasıyla yanlışıyla da olsa bir Osmanlı Devleti vardı… O devlet, Ümmetin birliğini, bütünlüğünü temsil ediyordu. Osmanlı Devletinin varlığı, o dönemin küresel müstekbirlerini, o dönemin büyük şeytanını hayli rahatsız ediyordu. Zira küresel müstekbirler, dünyanın dört bir yanında sömürgeler edinmiş ve sömürü çarklarını keyiflerince çeviriyorlardı. Ama İslam ümmetinin topraklarında öyle istedikleri şekilde at oynatamıyorlardı. Dolayısıyla müstekbirler ve avenelerinin Osmanlı Devletini sonlandırmaları çok anlamlı ve çok önemlidir!!!

(Unutmamak lazım ki; her daim iblis, elbette iblisliğini yapar ve yapacaktır. Müslümanlar için üzücü olan iblisin iblisliğini yapması değildir. Ama Müslümanlar için üzücü olan; Müslümanlardan görünüp, iblisin avenesi olması ve bu duruma da bir takım Müslümanların kanmasıdır. Ve üzücü olan; Müslümanların, kendilerine Rabbi tarafından verilen görev ve sorumluluklarını bihakkın yerine getirmemeleridir!!! Üzücü olan, Rabbimizin kardeş olarak buyurduğu insanların bu kardeşlik hukukunu görmemeleridir, anlamamalarıdır, yaşamamalarıdır!!!)

“Osmanlı Devleti yazık ki ölmüştür! Babı Ali Hükümeti yazık ki ölmüştür! Affedersiniz, hata ettim! Yazık ki demeyecektim, iftihara değer ki ölmüştür! Çünkü onlar ölmeseydi, milleti öldüreceklerdi! Sonra devamlı olarak hakaret ve tecavüze maruz bırakılan meclis-i mebusanlar da ölmüştür! O’nun yerini, Türkiye Büyük Millet Meclisi almıştır.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları C. 15. S.77)

Evet!!!!!!!

Osmanlı Devleti ölmüştür!!! İftihara değer ki ölmüştür!!!! Bab-ı Ali Hükümeti de iftihara değer ki ölmüştür!!! Hatta Meclis-i Mebus an’da iftihara değer ki ölmüştür!!! On binlerce, yüz binlerce mazlum halk da iftihara değer ki ölmüştür!!! Kürt ve Türk halkları da iyi ki; öldürülenler öldürülmüş ve sağ kalanlar da birbirini öldürmek üzere düşman kılınmıştır!!! Müthiş bir zihniyet!!! Eğer ölmeselerdi, milleti öldüreceklermişşş!!! İşte öldürmenin hain gerekçesi!!! Altı yüzyıldan beri sanki devlet, milleti hep öldürmüş de; kendileri büyük şeytanla bir olup, halkın kurtarıcıları olu vermişler!!!

Evet, dünya istikbarı (!)yıkamadıklarını, yerli ihanet çeteleri bularak ve bunlarla el ele vererek, işbirliğine, gönül birliğine giderek ümmeti darmadağın etmişlerdir… Ve bu el ve gönül birliği 1923 yılında son noktasına vararak, meyvesini vermişti!!!! Yüz yıl sonra; 2023’te bu meyvenin hain

ellerden gitme ihtimali belirmişti!!! Bu müstekbirler, bu yeryüzündeki büyük şeytan ve aveneleri tekrar el birliğine, iş ve gönül birliğine giderek ve yine yerli ihanet çeteleri kurarak, aynı sinsi emellerini gerçekleştirme yolun gittiler… Aynı tedhiş hareketleri, aynı katliamlar, aynı süflilikler…

O zaman ki tedhiş hareketinin lideri ne diyordu: “…Hâkimiyet ve saltanat, kuvvetle, kudretle, zorla alınır. Türk milleti de hakimiyet ve saltanatı; isyan ederek eline almıştır….” (M. K. A, Nutuk, s.490) Kırk yıldır HETÖ’ yaptıkları çalışmalarla bir asır önceki haleflerinin yolunu takip ederek hâkimiyeti ellerine almak istiyorlar… Kürt demeden, Türk demeden katlediyorlar… Kadın demeden, erkek demeden katlediyorlar. Diğer çete ( FETÖ’nün devlet içindeki uzantıları) ile elbirliğine giderek bütün bu cürümlerini işliyorlar… FETÖ hainleri de kırk yıldan beri gizleye geldikleri ihanet planlarını haleflerinden öğrendikleri veçhile, 15 Temmuz 20016 akşamında yürürlüğe koymaya kalkıştılar!!!

Hem FETÖ’ nün ve hem de HETÖ’ nün halefi olan çete; uzun çalışmalar neticesinde o günkü büyük şeytanın marifetiyle yapacaklarını yapmışlardır. Şimdiki iki kukla ihanet çetesi de, Ümmete yapacaklarını günümüz büyük şeytanın marifetiyle yapma serkeşliğine düşmüşlerdir. Uçaklarla devletin en can alıcı kurumlarının bombalanmasının, topların, tankların namlularının halka yönlendirilmesinin (FETÖ)ile; bir çok il ve ilçede hendeklerin kazılması ve barikatların kurulmasıyla harabeye çevrilmesinin (HETÖ); Zİlan Deresinden, Kastamonu’dan, Diyarbakır Dağkapı Meydanından ne farkı vardır??? Meclise, Cumhurbaşkanlığına ateş etmenin (FETÖ), Türkiye Kürdistanın’daki köyleri, kasabaları, ilçeleri hendekler kazarak harabeye çevirmenin (HETÖ), ile Bab-ı Aliye yürümenin, Halifeyi İsterük(!) Demenin, o dönem isyanlarının arasında ne fark vardır???

O dönemde İslam coğrafyasında çizilen sınırlar, o günün büyük şeytanı ve aveneleri tarafından sömürmek amacıyla çizilirken; bu günün büyük şeytanı ve aveneleri de tekrardan ve ümmet için kahredici yeni sınırlar çizme hevesindedirler!!! 1096 Yılında küresel müstekbirler mel’un emelleri ile Kudüs’e saldırdılar ve yüz binden fazla masum Müslüman’ın kanına girdiler, 1920’li Yıllarda Ümmetin başkenti olan İstanbul’a saldırdılar ve Hilafet Devletini yıktılar ve aynı zamanda yüz binlerce Müslüman’ın kanına yine girdiler… 2016’da da aynı gayelerle Ankara’ya saldırdılar!!!! Yine yüz binleri katletmek istediler. Aralarında ne fark vardır!!!

Temennim, bu günden başlayarak; hükümetin bu iki tedhiş şebekesinin ve de benzerlerinin üzerine sonuna kadar gitmesidir. Temennim; Türkiye sınırları dâhilinde yaşayan bütün insanların aynı haklara, özgürlüklere, kıymet ve değere sahip kılınmasının yoluna gidilmesidir. Türkiye’deki bütün sorunların; müstekbirlerin hiçbir dahli olmadan; hakkaniyet ve kardeşlik temeli üzerinden gerçekten çözüme kavuşturulmasıdır… Sadece Türkiye sınırları dâhilindeki insanların değil, bütün ümmetin kardeşliğine, birliğine yönelik öncülük yapılması ve adımların atılmasıdır… Şu anda bunların yapılmasının tarihi bir fırsatını Rabbim bizim yöneticilerimize bahşettiğini düşünüyorum…

Yara çok derin!! Sorun çok büyük!!! Müslümanlara da çok büyük sorumluluklar düşmektedir… Konuyu uzatmayalım…

Selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.