1. YAZARLAR

  2. FORUM

  3. Feodal Zihniyetten Ümmet İçinde Millet Olm
FORUM

FORUM

FORUM
Yazarın Tüm Yazıları >

Feodal Zihniyetten Ümmet İçinde Millet Olm

A+A-

Feodal Zihniyetten Ümmet İçinde Millet Olmaya Doğru Bir Adım/Zeki SAVAŞ

Bu makalede, Müslüman Kürd halkının ümmet ailesi içinde rolünü onurluca üstlenen kardeş bir millet olarak yerini alabilmesi için pratik adımlar eşliğinde zihinsel bir değişime olan ihtiyaç üzerinde durulacaktır.

Bir kavmin millet olabilmesi için birinci merhalede kendi içinde çatışmacı kültürün yerine konuşma ve paylaşmaya dayalı uzlaşı kültürünü ikame edebilme, siyasi birlik ve bütünlük oluşturabilme, toplumsal dokusuna uygun katılımcılıktan meşruiyetini alan temsiliyet kurumunu ihdas etme, dini ve diniyle çelişmeyen ulusal değerlerini yaşatıp geliştirecek siyasal alan açma başarısını gösterebilmesi gerekir.

Kürd toplumunun siyasal alandaki başarısızlığının süregelen önemli nedenlerinden biri tarihsel süreç içerisinde oluşan feodal yapı ve bundan neş'et eden çatışmacı zihniyettir. Son yarım asırda şekilsel olarak zayıflayan feodal yapıya karşılık, Kürd toplumunun kültürel genlerine yerleşen feodal çatışmacı zihniyet, varlığını koruyor ve sol ile İslami düşünsel temellerde ortaya çıkan siyasal-askeri alana taşınmış Kürd siyasal yapılarında bir tür "siyasi feodalizm" şeklinde tezahür edip Kürd halkının millet olmasını engellemeye devam ediyor.

Asırlar boyu beylikler, hanlıklar, ağalıklar ve aşiret reislikleri şeklinde Kürdistana egemen olan feodal yapıda millet şuuru zayıftır. Buna mukabil beylik, hanlık, ağalık ve aşiret kültürü, kökleri tarihe uzanan bir derinliğe sahiptir. Bu kültürde, milletinin yerine, aid olduğu ve aidiyet duygusuyla bağlı olduğu yapıyı koruma, güçlendirme ve kendi dar alanında egemen kılma duygusu gelişkindir. Bu kültür çatışmayı, benliği, dar alanlardaki egemenlik kavgasını körüklemiş ve bir yaşam tarzı haline getirmiştir. Uzlaşarak, paylaşarak daha büyük hedeflere kilitlenmek yerine, dar alanlar ve küçük hedefler üzerinde yıpratıcı ve büyük düşünmeyi engelleyici bir zihniyet ve hayat telakkisi içinde var olunmuştur.

Sanayileşme ile birlikte kırsaldan kentlere doğru göç eden Kürdler, şehirleşip siyasallaşmalarına ve hatta feodalizme savaş açmalarına rağmen feodal kültür ve zihniyetin derin tesiri altında kaldıklarının ve onu siyaset alanına ve sistemine taşıdıklarının farkında olmamışlardır.

İki örnek üzerinden konuyu somutlaştırabiliriz:

Sosyalist düşünce temelinde şekillenen PKK'nin kurucu önderi Öcalan, Urfa gibi feodal yapının güçlü olduğu bir bölgeden ve kırsaldan Ankara kentine gelmiş, siyasalda okumuş ve siyasileşmiştir. İlk dönem Apocular olarak ortaya çıkan militanların da kahir ekseriyetinin kırsaldan katılan gençlerle kırsaldan üniversitelere gitmiş gençler olduğu biliniyor. Feodal yapının içinde doğmuş ve şekillenmiş bu insanların şehirleşip yeni ideolojilerle tanışarak siyasi mücadele başlatması ve hatta ağalara karşı savaş açması, bu insanlardaki derin kültürün değiştiği anlamına gelmez. Söylemler, kavramlar ve hedef değişmiştir ama feodal kültür ve yöntemler de siyasal alana taşınmış, siyasi feodalizm şeklinde zuhur etmiştir. Çünkü PKK (I) konuşma ve paylaşma yerine çatışmayı esas almış, (II) kendisinden başkasına hayat hakkı tanımamış, (III) iç eleştiriye kapılarını kapatmıştır. Bu özellikler, aynen feodal kültürün temel kodlarıdır. Öcalan'ın yerine bir aşiret ağasını, militanların yerine de aşiretin silahlı adamlarını koyduğunuzda bire bir yöntem ve yönteme ilişkin zihniyet örtüşmesi görülür. Farklılık, aşirette aşiretin çıkarı, ikincisinde ulusal çıkarların hedef olarak belirlenmesidir. Benim itirazım da tam bu noktadadır. Bir millet feodal kültür, zihniyet ve yöntemlerle millet olamaz.

PKK, bu mantığını önceleri doğrudan ve son yıllarda da KCK vasıtasıyla kendi çekim alanındaki siyasi partiler için de hayata geçirmiştir. Nüfuzunun olduğu yerlerde zora başvurarak herkesin Örgütün desteklediği partiye oy vermesini istemesi ve aksi davrananları cezalandırması, feodal zihniyeti siyasal parti sistemine taşımaktan başka bir şey değildir. Şekil değişiyor ama zihniyet değişmiyor.Aşiretin ve ağanın yerini örgüt ve parti alıyor.

İkinci örnek: Önceleri İlim grubu olarak bilinen sonraları Hizbullah olarak tanınan ve devrimci İslam temelinde şekillenen hareketin kurucu önderi Hüseyin Velioğlu da feodal yapının güçlü olduğu Batman-Gercüş bölgesinden Ankara'ya gelmiş, siyasalı okumuş ve siyasileşmiştir. Kurduğu hareket güçlenince ve silahlı mücadeleyi başlatmaya karar verince en azından bir dönem için birinci örnekteki yöntemi bire bir uygulamıştır. Bu yöntem örtüşmesi, PKK'yi taklit ile izah edildi. Oysaki, iki hareketteki muhteşem yöntem ve yönteme ilişkin zihniyet örtüşmesi, feodal zihniyetin sol ve İslami düşünsel temellerde şekillenen hareketlerde siyasi feodalizm olarak tezahüründen başka bir şey değildir. Sorun, kültürel ve zihinsel bir sorundur. İki örnek arasında ideolojide fark, yöntemde ittifak olmuştur. İtirazım da tam bu noktadadır. Feodal zihniyetle ümmet içinde gelişmiş bir millet olunamaz.

Mezkur iki örnek, konuya ilişkin uç noktaları oluşturduğu için verdim. Kürdistan'daki tüm siyasal yapılarda şu veya bu oranda feodal kültürün izlerini bulmak mümkündür.

Köyden kente taşınıp siyasal bir tercih ve örgütlenme içinde olmayan Kürdler'de de feodal zihniyetin korunduğu müşahede edilmektedir. Batman kent merkezinde çocukların kavgasına karışan büyükler arasında çıkan çatışmada iki kişi hayatını yitirdi, kaç kişi yaralandı. Suruç'ta hem de Ramazan ayında yine benzer sebeplerden çıkan kavgada kaç kişi hayatını kaybetti. Bu tür olayların çok sayıda benzeri var. Kırsalda yaşanan çatışmalar ise çok daha fazla. Kentlerde yaşayan, şehirleşmiş gözüken ve siyasi bir akım içinde yer almayan bu insanların şehirdeki sosyal ilişkileri henüz feodal zihniyete göre devam etmektedir.

Kürd toplumunda kök salmış olan paylaşmak yerine kavga etmek şeklindeki zihniyetten Kürd aydınları da nasibini almıştır. Kürd aydını Mehmet Uzun'un, "Avrupa'daki Kürd aydınları sığındıkları bu gettolarda birbirileriyle kavga edip durdular" dediğini aktarıyor Orhan Miroğlu.

Bütün bunlar, Kürd toplumunun siyasi ve gayri siyasi olmak üzere kahir ekseriyetinin, sosyo-ekonomik ve siyasi ilişkilerini feodal kültüre göre şekillendirdiklerini göstermektedir. Kent koşullarında bile çocuk kavgasını konuşarak çözmek yerine kaç kişinin ölümüyle sonuçlanan şiddet ve çatışma yolunu tercih eden bu zihniyeti değiştirmeden veya geriletmeden millet olmayı gerektirecek ciddi siyasal konularda medenice, konuşarak, tartışarak, uzlaşarak çözüm üretmeyi beklemek gerçekçi değildir.

En ayrıntı bir sorunda (çocukların kavgası gibi) şiddeti problem çözücü bir araç olarak görme düşüncesinin siyasete taşındığına ve "bu halk zordan/sopadan anlar" şeklinde formüle edindiğine tanık olduk/oluyoruz. Bu formülü savunanlar konuşarak, paylaşarak, uzlaşarak ve ikna ederek sorunları çözmenin zorluğuna katlanamadığı için kestirme bir yöntem olarak şiddeti benimsemiş olsa da sonuç aynı yere çıkıyor.

Cumhuriyet tarihi boyunca Kürd sorununu siyasi yöntemlerle çözme imkanı hiçbir zaman son bir iki yıldaki kadar oluşmamıştı. Oluşan uygun siyasi çözüm ortamının PKK tarafından yeniden şiddet temelli çözüme kaydırılması da eleştiri konusu olan zihniyetten bağımsız değildir. Çünkü çatışarak sorun çözmeyi konuşarak sorun çözmeye tercih eden baskın bir kültür söz konusudur.

Siyasal şekle bürünmüş feodal zihniyetten uzaklaşmadan ve kültürel bir devrim yapmadan hangi ideolojik temelde olursa olsun, tezahür edecek hareketlerin Kürd halkını millet olmaya doğru taşıyacak kapasiteyi barındıramayacağı inancındayım. Aşiretin yerine koyduğumuz siyasal yapılarımızın çıkarını milletimizin çıkarıyla değiştirmemizi sağlayacak esastan bir zihniyet sorgulaması ve değişimi yapmadan geliştireceğimiz siyasi mücadeleler, bizi Millet ve milliyet adına veya din ve ümmet adına uygulanan feodal zihniyetin mağdurları olarak yaşamaya mahkum edecektir.

Çözüme nereden nasıl başlanabilir?

Kürdistan'da kinetik ve potansiyel durumda olan iki temel akım bulunuyor. Birincisi, sol ideoloji temelinde şekillenen ve kahir ekseriyetini PKK'nin ve yan kollarının temsil ettiği yapılanmalardır. İkincisi, İslami değerleri önceleyen ve ulusal meselelere önem verip çözümünü isteyen İslami yapılardır. Kürd toplumunun gerçek temsilcisi, bu iki kesimin toplamıdır. Fiili durumda iki taraftan hiç biri tek başına gerçek temsiliyeti üstlenebilecek konumda değildir. Bir tarafın örgütlü ve silahlı olması, bu gerçeği hiçbir şekilde değiştiremez. Örgütlü olmak ve silahlı mücadele vermek ayrı bir konu, toplumsal dokuyu meşru bir şekilde temsil edebilmek ayrı bir konudur.

Konuşarak, paylaşarak ve birleşerek çoğulcu bir şekilde büyümek yerine bastırarak tekilci ve tekelci etkinlik oluşturma kültürü, birinci kesimde silahın gücü dolayısıyla doğrudan bir şiddet ve uzlaşmazlık şeklinde tezahür ederken, ikinci kesimde de makro değerler diyebileceğimiz temel ilkeler etrafında ortak bir güç oluşturamama şeklinde varlığını sürdürüyor. Alttan alta silahsız bir ihtilafın varlığı da bir gerçek. Sonuç, dini değerleri ile ulusal haklarını yaşatarak millet olmak isteyen Kürd halkının gerçek bir temsiliyetten mahrum kalması şeklinde kendini gösteriyor. Gerçek ve etkin bir temsiliyet olmayınca da Kürd sorununu esastan çözmek zorlaşıyor.

Bir yandan zihniyet devrimini gündemleştirip gereğini yapmaya çalışmak ve öte yandan "iki aşamalı temsiliyet projesi" için çaba sarf etmek gerekiyor.

Birinci aşama, İslami değerleri önceleyen kesimlerin dini ve ulusal haklar temelinde ortak bir temsiliyet imkanını araması ve bunu zorlamasıdır. Bu imkanı aramak, herkesin kendini feshedip bir çatı altında vahdet oluşturması değildir. Detaylarda anlaşmak da değildir. Temel problem üzerinde ortak bir temsiliyet oluşturma imkanını zorlamaktır. İslami kesim bu zoru başarabilirse, iki önemli adım atılmış olur. Birincisi, temel meselelerde uzlaşma ve birleşme erdemliliği, olgunluğu sağlanmış olur ve çatışmacı kültürü kıran somut bir örneklik oluşturulur. İkincisi, Kürd toplumundaki ekseriyetin temsil sorunu çözülür. Dindar Kürdlerin ciddi bir temsil sorunu vardır.

Mütedeyyin Kürd yapılanmaları arasındaki derin farkların farkındayım. Çünkü uçuruma dönüşmüş o derin farkların içinden geldim. Ama hepimizi etkileyen ve yıpratan bir sorunu yaşıyorsak, ilgili sorunun çözümüne dair mutabakat aramaktan başka çıkar yol bulmak güçtür. Farklılıklar zorla teke indirgenemediğine ve ikna yoluyla da usul ile fru'da vahdet sağlanmadığına göre, farklılıkları koruyarak uzlaşı üzerinden ortak bir temsiliyet oluşturmaktan başka çözüm imkanı bulunmamaktadır.

İslami değerleri dışlayan Kürdler için sadece ulusal değerler birleştirici rol üstlenirken mütedeyyin Kürdler için hem dini esaslar hem de ulusal sorunlar birleştirici unsurlardır. Dolayısıyla Müslüman Kürdler, ümmet içinde etkin bir millet olmak için daha büyük bir imkana sahiptir. Daha rahat birleşebilmeli ve örneklik oluşturabilmelidir. İki birleştirici temel unsura karşılık farklılıklara yol açan unsurlar gerçekte talidir ve aşılmaları mümkündür.

Normal şartlarda fürua ilişkin farklılıklardan ötürü icma halinde olmamak doğaldır ancak büyük bir hedef veya kuşatıcı bir tehdit söz konusu ise, bu iki mevzuya dönük bütünlük oluşturamamak ammenin felaketine yol açabilir. İdrak ettiğimiz koşullar, hem büyük bir hedef açısından hem de kuşatıcı bir tehdit bakımından kritik bir dönemi ifade etmektedir. Türkiye Kürdistanındaki Müslüman Kürdler, yaşadığımız süreci doğru analiz edip bütün Kürdleri kendi içinden ve dışından tehdit eden gelişmeleri görmez ve sürece müdahil olmayı sağlayan önleyici ve çözücü tedbirler üzerinde düşünüp harekete geçmez ise, başta Müslüman Kürdler ve sonra da bütün Kürdler uzun yıllar pişmanlık duygusu içinde kendi kendilerini kınayabilirler.

Konuya, var olan farklılıklar üzerinde yoğunlaşarak bakıldığı zaman, ortak bir temsiliyetin mümkün olmayacağı neticesine varılır. Ancak hedefin büyüklüğüne ve Müslümanların ortak bir güç olarak sürece müdahil olmamalarının yol açacağı kuşatıcı tehlikelere bakarak konu değerlendirilirse, Müslüman Kürdlerin temsiliyeti ciddi bir biçimde gündem olabilir ve imkanlar zorlanabilir. Mütedeyyin kesimin bu zoru başarması, ikinci aşamanın gerçekleşme şansını da büyük oranda arttıracaktır.

İkinci aşama, mütedeyyin Kürdleri temsil eden yapıyla sol temelde şekillenmiş olan yapı arasında bir uzlaşı sağlamaktır. İkinci adımı bekleyen zorluklar daha fazladır. İki tarafın da çok ciddi rezervleri olacaktır. Kırılması güç tabuları ve zihniyetleri vardır. Daha da önemlisi inanç ve ideolojik temelde karşıtlık vardır.

Kürd halkı ve temsilcileri, ciddiye alınan onurlu bir millet olmak istiyorsa, katılımcılıktan ve toplumun değerlerini yansıtmaktan meşruiyetini alan bir temsiliyet oluşturmak zorundadır. Böyle bir temsiliyet de ancak iki kesimin eşit şartlarda toplumsal bir mutabakat sağlamasıyla gerçekleşir.

PKK ve yan kuruluşları, dini değerlere olan yaklaşımlarından ötürü otuz yıllık mücadelelerine rağmen Kürd halkının yarısını bile temsil edemiyor. Örgütlenmek, savaşmak ve bedel ödemek, uğruna bedel ödenen toplumun tümünü temsile yetmiyor. Toplumun tümünü temsil, toplumun tümünün değerlerini temsi ile olur. PKK, Kürd halkının tümünü temsil etme potansiyelini taşımıyor. Kendilerini Kürd halkının tek temsilcisi görmeleri, bu derin gerçeği değiştirmez. Silah zoruyla temsilciliği dayatmak mümkündür ama o zaman da temsiliyet meşruiyetini yitirir. PKK, temsiliyetteki meşruiyet sorununu çok iyi biliyor ama bunu kabullenmek istemiyor. Bir millet için savaşmak ve bedel ödemek, o topluma benimsemediği değerler manzumesi üzerinden temsilicilik dayatmayı meşrulaştırmaz. PKK bedel ödediği için tek temsilcidir diyenler, Kürd halkını bilerek veya bilmeyerek aşağılıyor. Bedel ödemek eğer meşruiyetin kaynağı ise, bütün diktatörler meşrudur. Çünkü bedel ödemeden kimse diktatör olmamıştır ve olamaz. Örgütlü güç olmak ve bedel ödemek ayrı bir konu, toplumsal değerler üzerinden meşruiyet elde etmek apayrı bir konudur. PKK'nin Kürd halkının tek temsilcisi olduğuna inananlar, meşruiyetin kaynaklarını ya bilmiyorlar veya görmezlikten geliyorlar. Bu tür tezleri savunmak yerine hepimizin, Kürd halkının meşru temsiliyetinin nasıl sağlanacağı üzerinde yoğunlaşması, çok daha yararlı olacaktır.

İki taraf ortak bir temsiliyet oluşturamadıkça ne Kürd halkı nezdinde ne de Türk devleti nezdinde Kürdlerin meşru ve ciddi bir temsilcisi var olamayacaktır. Kendi içinde kendi ana sorunlarıyla ilgili ve kendi halkının tümünü kuşatan bir temsiliyet çıkarma zorunluluğu açıktır. Bu temsiliyetin, "Kürd Danışma Meclisi" şeklinde olabileceğini bir önceki forum yazısında tartışmaya açmıştım.

Millet olma erdemliliğini gösteremediğimiz, millet olmaya doğru ilk adımları dahi atamadığımız zaman başkaları tarafından bir milletin temsilcileri gibi kabul görmeyi nasıl bekleyebiliriz? Kendi içinde konuşamayan bir millet başkalarıyla nasıl konuşacak? Kendi farklılıklarını korumayı bilmeyen, kendi farklılıklarıyla bir bütün oluşturamayan ve kendi farklılıklarıyla barışık bir toplum oluşturamayan bir millet, başka milletlerle nasıl barışık bir ortam oluşturacak? Kendi içinde barışmayan, kendi içinde barış sürecini başlatamayan bir millet nasıl başkalarıyla barış sürecini başlatıp barışı sağlayacak?

Bu sorulara ve konunun tümüne büyük düşünerek, din ve millet zaviyesinden bakarak yaklaşabilirsek, ciddi bir zihniyet değişimini gündeme alabilir ve pratik adımlar bu zihni değişime eşlik edebilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar