1. YAZARLAR

  2. Cihan AKTAŞ

  3. Fas Kolajı
Cihan AKTAŞ

Cihan AKTAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Fas Kolajı

A+A-

     Bu şehrin insanları bayram için nereye gitmiş olabilirler? Sözünü ettiğim şehir, kızkardeşim Aynur’un yaşadığı Muhammediye. Bayram için civar şehirlerde yaşayan Türkiyeli ahbaplar gelip gidiyor. Bense Muhammediye halkının nerelere kaybolduğunu merak ediyorum. Ortak cevap, insanların evlerine kapandığı yönünde. Bayram, yakın akrabalarla evlerde derinlemesine yaşanıyor. Kadim adı “Fedela” olan Muhammediye’nin ahalisi görece varlıklı, yoğun ve sürekli çalışmakla başı hoş değil; anlatılanlardan çıkardığım bu. Siesta alışkanlığını bile yukarı ve aşağı çekerek genişletiyor, adeta günlük ihtiyaçları nispetinde çalışıyor esnaf. Öteden beri şehirle ilgili duyduğum “huzurlu, sessiz sakin” şeklindeki nitelemeler, derinlere ulaşamaz, biliyorum. Büyük ölçüde yeni bir şehir oluşuyla Muhammediye, Fas’ın biricik gerçekliğini yansıtıyor değil. 

     1942 yapımı kült film “Kazablanka”dan sonra bu adla tanınan Dar’ül Beyza’dan doğru otoyolla Muhammediye’ye gelirken, sol tarafta  teneke evlerden oluşan mahalleler fark ediliyor. Sokaklarında ipe gerili çamaşırlar dalgalanan bu mahalleler, düz damlarında  çanak antenlerin sıklığıyla da ayrıca dikkat çekiyor.    

     Bir ülkeyle ilgili ilk izlenimler önemli olsa da tartışmaya açıktır. Kimi gezgin evlere, binalara bakarak bir fikir edinir, kimisi kadınların giyim kuşamını inceler, kimisi de çarşı pazar izlenimlerinden yola çıkar. İlk bakış, önyargıdan yoksun olduğu ölçüde çocuksu bir isabetle algılar önüne çıkanı. Buna karşılık bir tür önyargı birikimi çelişkili bilgilerle birlikte ilk bakışı sakatlayarak  oryantalist klişelerle fikir yürütmeye sevk edebilir.

     Mesela teneke mahalleler, ilk bakışım ve bilgilerimle anladığım gibi değilmiş.  Meğer teneke evlerde oturanlar çoğunlukla, bir veya iki evi garanti altına almanın yolunu bulan “gecekondu” sahipleriymiş. Çünkü bu evlerden oluşan mahalle sakinlerine kral sık sık  arsalar, daireler bağışlıyormuş.  

     Ertesi gün ise Rabat yolunda, insanların çeşme önünde kuyrukta beklediği sefalet içindeki baraka mahalleler ilişti gözüme, dönüşte ise aynı mahallelere paralel bir iç yol üzerinde kralın sarayının bulunduğu uçsuz bucaksız bir bahçenin ve at çiftliğinin önünden geçtik.

     Çeşitli  göstergeler Fas’ın, zengin ve yoksul arasında büyük bir uçurumun olduğu bir ülke olduğunun altını çiziyor. Böyle olduğu halde “Arap Baharı”nın bu ülkeye uğramaması, petrolden yoksunluğuyla açıklanıyor. Önceki hafta fiyatı hemen hep sabit olan akaryakıta gelen zam yer yer protesto gösterileriyle karşılanmış. Kralla ilgili farklı yorumlar var. Çok sevildiği söyleniyor, korkusundan insanların ağzını açamadığı da… Otoriter, soğuk savaş kalıntısı cumhuriyetleri yerle bir eden bir “bahar”, monarşik ülkelere niye dokunmadı? Şurası muhakkak ki sözde bile olsa insanlar “cumhuriyet”ten daha fazla şey bekliyor. Fas Kralı 6. Muhammed’in zeki bir adam olduğu ve “Arap Baharı”nın dinamiklerini zamanında fark ederek halk arasında mevcut hoşnutsuzlukların sebeplerine karşı acil önlemler ürettiği de dile getiriliyor. Yönetim gelenekleri  1640’lardaki “Filali Şerifleri”ne kadar uzanan Fas monarşisi, arkasına aldığı Fransa ile birlikte varlığını tabiileştirdiği ve yine Batı desteği nedeniyle alternatifsiz olduğu izlenimini veriyor.  

     Fakat şu çok açık: Bir baharı olacağına inanmaya yakınlaşmışsa bile sorularına yön değiştirmiş olmalı insanlar, Libya’dan, Suriye’den, Mısır’dan sonra…

     Dar’ül Beyza’da başlıca özelliği görkemiymiş gibi görünen II. Hasan Camii’ni incelerken, “âhlı bir cami” olduğunu anlattılar. Halktan zorla alınan vergilerle yapılmış; belki de şân olsun diye. Halk kesimleri de o nedenle kılınan ilk namaza katılmamış, protesto etmiş camiyi. Kur’an’ın uyarıları geliyor akla: Temeli hangi niteliğin üzerine olmalı bir caminin… 

     Evlerde, kafelerde, cemaat ortamlarında yükselen  itirazlar meydanlara ulaşmadan köşe başlarında, sokaklarda kendi içine gömülmeye zorlandı. İnsanlar, yaygın sufi terbiyeden ileri gelebilir, gündelik ilişkilerde, kamusal mekanlarda incelikli, nezih davranışlar sergiliyor. Ezan okunduğunda omzunda seccadesiyle camiye koşan kadın ve erkekler, dünya meseleleri konusunda son derece ilgisiz olamaz. 

     Her kesimden kadın ve erkek aynı giyside buluşuyor: Cellabe. Modern ve laik bir zihniyete sahip kadınlar da, mütedeyyinler de cellabe giyiniyor. Türlü renklerde uzun ve bol, kapşonlu  geleneksel kadın giyimi olarak cellabeyi başı örtülü olmayan kadınların da yaygın olarak kullandığını gözlemledim. Erkekler mat renklerde ve beyaz cilbabe tercih ediyor. 

     Baskın renklere sahip şehirleri var bu ülkenin. Muhammediye’nin rengi yavru ağzı, halk arasında sıklıkla “Kazablanka” ismine atfen “Kaza” diye çağrılan Dar’ül Beyza’nınki  turuncu, Marakeş “Kırmızı Şehir” olarak biliniyor. Fransa Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitiren mimarlık öğrencileri için bir deney alanı olmuş Dar’ül Beyza; “Kazablanka” olarak ünlenirken. Karmaşa içinde her sokak her mekan asıl adrese gidilirken uğranılan geçiş ve maruz kalınan bekleme alanı gibi bir içeriğe bulaşıyor; her piyanolu liman kulübü o anlamda bir bakıma Rick’e (Humphrey Bogarts’a) ait. Şehir, adıyla bütünleştiği  filmin zamanında donup kalmış gibi bir müstemleke ülkesi şehri dağınıklığı sunuyor. Muhammediye evleri daha bir özenli geldi bana. Cepheleri ne karanlık ne de abartılı şekilde işlenmiş. Yüksek duvarlar küpe çiçeğini andıran çiçeklerle örtülü. Bahçeler, evlerin denizlikleri çiçek tarhlarıyla, saksılarıyla süslü.  Konuk olduğumuz evin sedirli sofası, safran rengiyle yüz kişiye yetebilirmiş gibi uzayıp gidiyor.  

     Bir Fas şehrinin gündelik hayatı Murabıtlar üzerine,  Abdülkerim el- Hattabi hakkında ne söyler, hangi imgeleri sunar… Eski sömürge, sömürgecilik dönemini yerleşen kültürü yer yer yansıtıyor;  magazinlerin ve reklamların dili Fransızca. Hakim dil Fransızca. Bazen Fransızca’dan Arapça’ya geçiş yapıldığı anı fark edemiyor insan. Hançere ortaklığı var. 

     Kuzey’in gözleri betondan, arazilerin işlenmişliğinden ve teknoloji grisinden yorgun insanları akın akın Fas’a geliyorlar. Sahil yolunda, trende, çarşı pazarda turist gruplarıyla karşılaşıyoruz. Bir Dar’ül Beyza ikindisinde Prens Caddesi üzerindeki bir kafede Senegalli sanatçı Hassan Thioune’un kumla yaptığı tablolarından oluşan sokak sergisini izleme şansına eriştim.   

     Ancak Fas, özellikle gergin ve stresli, güneşe hasret Kuzey’in stresini attığı ülke, Tunus’la birlikte. Marakeş’te sadece ünlü el Fna Meydanı değil, Ali Bin Yusuf Medresesi’nin de Avrupalı turistlerle kaynadığını gördüm.

     Ayrıca, Avrupa kökenli Müslüman pek çok düşünürün yolu Fas tekkelerinden geçti. Ian Dallas, bir hadisi şeriften ilhamını alan Gariplerin Kitabı’nın peşine düşen bir İngiliz Arşiv Yetkilisi’nin Müslüman olmasının hikayesini  bu ülkedeki tekke / zaviye hayatı üzerinden anlattı. Germaine Tillion’un Harem ve Kuzenler’indeki İslam’ın devrimci yanına karşı cahili geleneği öne çıkaran feodal toplum yapısının Akdeniz çevresindeki  örneği de özellikle Fas oldu.  Endülüs Müslümanları hakkında unutulmuş nice belge ve yoruma Fas’ın – Dar’ül Beyza’nın, Tanca’nın - koruyan, muhafaza eden evlerinde, sokaklarında  ulaşabileceğimizi gösterdi bize Akif Emre, “Elveda Endülüs: Moriskolar” belgeselinde.

     Yola çıkmadan birkaç gün önce Ömer Beyoğlu’nun yazdığı ve yönettiği 13 bölümlük Müzik Tarihi belgeselinin Fas’taki zaviyelere odaklanan bölümünü de dar bir aralıkta izleme şansına sahip olmuştum. Beyoğlu’nun dediği gibi tekkeler derin kültürün vazgeçilmez referanslarını sunmaya devam ediyor.   Müziğin neşesi, resmin firuze ile safran arasında dağılan rengi… Fas insanı Murabıtlar kadar Endülüs Emevi mirasını da taşıyor benliğinde: Muhammediye’de sahile doğru inerken caddeler genişliyor ve yavru ağzı ya da uçuk portakal rengi yerini beyaza terk ediyor. Le Corbusier’in Arap mimarisi üzerine yaptığı “bir değerli ders veriyor olma” şeklindeki tespit Muhammediye için de geçerli: Yürüyerek, ayaklar üzerinde fark ve takdir edilen bir mimari bu; hareket ettikçe gözler önüne seriliyor. Kağıt üzerinde, sabit bir kuramsal nokta etrafında tasarlanan barok mimarinin tersi bir ilkeyle gelişiyor binaların, sokakların, meydanların  düzeni.

     II. Hasan Camii ise, seyrine durduğu Atlas Okyanusu’na ihtişam ve enginlik açılarından muhatap olmaya çalışıyor sanki. Bense  bir sokakta hatta kapalı çarşıda ansızın karşıma çıkan mahalle mescitlerinin güzelliğiyle hatırlayacağım Fas şehirlerini. Ve Muhammediye’de geçirdiğim ilk gecenin sabahında, makamsız çıplak sesle okunan ezanın güzelliğini de hep yanımda taşıyacağım.

     DÜNYA BÜLTENİ

Marakeş'in, ünlü El Fna Meydanı'na yakın bir yerde bulunan ve bu meydanla birlikte UNESCO tarafından koruma altına alınan 800 yıllık camii Koutoubia, 69 metre uzunluğundaki dikdörtgen minaresiyle ve çevresine uyumuyla dikkat çekiyor.

 


1993 yılında tamamlanan ve yapımı 13 yıl süren II. Hasan Camii
özellikle 210 metre uzunluğundaki dikdörtgen minaresiyle Koutoubia
Camii'ni örnek almış gibi görünse de başarılı olunduğu söylenemez
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.