1. YAZARLAR

  2. Songül Pala

  3. Farkında Olma Hali
Songül Pala

Songül Pala

Songül Pala
Yazarın Tüm Yazıları >

Farkında Olma Hali

A+A-

Hayatımızda yer tutan her konu, basitten karmaşığa doğru bir gelişme gösterir. İnsanın bunu anlayabilmesi ya da zihnen yerleştirebilmesi için belki de çocukluk denen bir dönem var, hayatımızda. Bir çocuk için açlık, susamak bunlar ihtiyaç bu ihtiyaçlar karşılandığında da doyum söz konusudur. Bir çocuğun hayatında iyi-kötünün durumu da nettir. Canını acıtan kötü, yüzüne güzel bir gülümse ile bakan küçük bir hediye ile mutlu eden iyidir.

 Büyümek için sabırsızlanan dünün çocukları, bu günün büyükleri bizler; çocukların basit hayatının sadeliğine-netliğine özlemle bakar, ‘ne kadar kolay bir hayatları’ olduğunu düşünür, yer değiştirmek isteriz, onlarla. (modern hayatın her gün yeni bir sorumluluk ve endişe yüklediği bizlerin, bu sonuçları çocuklarımızla da paylaşmamızdan(!) kaynaklı artık çocukların da imrenilecek hayatlarını ters-yüz etmeye başladık.)

Büyüklerin hayatında çocukların aksine net olan alanlar –kişinin karakteri ve inançları belirlediği- yok denecek kadar azdır. Mutlu olmanın tanımı kişiler arasından öte, kişinin iç dünyasında bile sürekli bir değişiklik içerisinde. Başarı denince ortak bir tanım bulmak imkansız. Bu tür insanın kişisel beklentilerinin belirleyici olduğu konularda ortak noktalarda buluşulamaması, bir yerde olağan.

İstisnai olan, aynı dine inananların ortak mutluluk-mutsuzluk, başarı-başarısızlık alanlarının olması gerektiğidir. Mutlu olmanın yolu vicdan diye tanımladığımız sorumluluk bilincinin tatminiyle mümkündür. Buna giden adım ise ilk önce çevremizdeki ve halka genişledikçe yaşadığımız toplum en sonunda dünyadaki olup bitenden kendini sorumlu hissetmektir.

Başarı da aynı şekilde dini inancı olan bizler için ayrı bir önem ve tanım içerir. Hedeflenen noktaya mutlaka varmak, istenen şeyi elde etmekten öte; başarı, bu hedeflere ulaşmak için gidilen yolda takınılan tutum gözetilen değerlerdir. Önemli olan, tespit edilen hedefin ihtiyaç olup-olmadığının netliği ve bu hedefe yürürken kullandığımız araçların amaca uygun araçlar olması ve kesintisiz bir şekilde yola devam isteğidir. Sonuçta yürüdüğümüz yol bizim başlattığımız bir yol değil. Bizler istikameti net bir yol haritasının yolcularının oluşturduğu kervana zamanı geldiğinde dahil olmuş bireyleriz. Dünya döndükçe, bu yolun yolcuları hep olacaktır.

Doğru-yanlış, hak-haksızlık, özgürlük-esaret, zalim-mazlum kavramları dinimizin temel ifadeleridir. Bu kavramların içeriğindeki anlamları dinimizin ilkeleri belirler. İnsanlığın huzuru için Rabbimiz tarafından belirlenmiş ilkeler hayatımızın yol işaretleridir.

Bir dine inanıyor olmak, tarafını belirlemeyi gerektirir. Yukarıda değindiğimiz kavramlar içerisinde hangi sıfatı kendimize yakıştırdığımıza karar verir ve kimin-kimlerin yanında olmayı istediğimizi yaptığımız tercihlerimizle belirleriz.

İnsanların yaşamında kullandığı iletişim araçları, muhatap olduğu insan ve fikir çeşitliliği, sahte insan ve sorunlar yumağı, toplum mühendislerinin halklar için yazdığı senaryolar, tarafımızı belirlerken bizlerin doğru safı seçmemizde zorluklara sebep oluyor.

Kimsenin göründüğü gibi olmadığı yetişkinler dünyasında, olayların faillerinin üzerindeki sis perdesi, bulanık algılamalara sebep oluyor. Genellikle, iletişim araçlarını, medyayı ve paranın gücünü elinde bulunduran egemenlerin senaryolaştırdığı ‘gerçeklere’ inanır buluyoruz, kendimizi.

Bu inanış ve egemenin belirlediği rol dağılımı sonucunda kendimize belirlenen rollerden birini seçerek ‘taraf’ oluyoruz. Aslında kendimizin ve inandığımız dinin belirleyici olmadığı bu oluşturulmuş ortamda ‘iyinin-doğrunun’ yanında yer aldığımızı varsayarak vicdanlarımızı tatmin etmiş, kendimizi; bu varsayımlarımız üzerinden yapıp-ettiklerimiz nedeniyle başarılı, bu ‘başarı’ nedeniyle mutlu oluyoruz.

Bu tercihlerimizin doğru ve hakkaniyet kararları olup-olmadığını nasıl bir yolla sorgulayacağız?

1) Kişinin çevresindeki mevzuları doğru değerlendirebilmesi, sorun olarak karşısına çıkan konularda bağımsız-yanılgısız bakabilmesi için, iç dünyasında tutarlı bir değer yargıları zincirinin olması gerekir. Biz Müslümanlar, hali hazırdaki insan üretimi değer yargıları ve yasaları kabul etmediğimizi, insanın huzuru için eksik-kusurlu olduğunu iddia ediyoruz, söylemlerimizde.

Yaşamın içinde ise sorunları çözmek için başvurduğumuz çözüm yolları, farkında olarak veya olmayarak, eleştirdiğimiz kaynaklardır. Örneğin ekonomik sömürünün insanı getirdiği noktayı eleştirir ve bunun ana sebebinin kapitalist sistemler olduğu eleştirisini yaparken, aynı anda bu sistemin bütün mekanizmaları ile işlerimizi yürütürüz. Mazeretimiz de ‘yaşadığımız ülkenin ekonomisinde bu şartlarda iş yürütüldüğü, eğer biz de bu argümanlarla çalışmazsak sistemde barınamayacağımız’ dır.

Aynı şekilde siyasi alanda yer edinebilmek için yaptığımız yarışta demokrasi taraftarlığımız bir hedef haline gelmiştir. Bunun nedeni de, belki de yaşadığımız coğrafyada hep azınlıkta kalmanın yaşattığı mağduriyetler nedeniyledir. Ancak salt çoğunluk üzerine kurulmuş mekanizmaların, geriye kalan azınlıkları (haklı-haksız, doğru-yanlış ayırımı olmaksızın) ne kadar zor durumda bıraktığını kendi tecrübeleriz ile anlamış olmamız gerekiyordu. Aksine çoğunluk olup aynı despotluğu kendimiz dışındaki ‘öteki’lere yapmak için çabalar bulduk, kendimizi.

Kadınların geçmişten bu güne yaşadığı haksızlıkları, elinden alınan özgürlüğünün çözümü olarak ‘kadın-erkek eşitliği’ söyleminin arkasında durarak çalışmakta bulduk, çözümü. Meselenin ‘erkek’ gibi olmak olmadığını, erkeğin de acınacak durumda olduğunu görmek yerine, erkeğin yaptığı ‘özgürlüğünden’ kaynaklı bütün yanlışları yapma yolunu seçtik.

İçinde bulunduğumuz gayri İslami koşullardan kaynaklı sorunları bertaraf etmek için giriştiğimiz ‘geçici’ çözümler zamanla hedeflerimiz haline geldi. Bu hedeflere ulaşmak için gereken ne ise yaptık. Bu süreç bizi söyleminde İslam, fiiliyatında ise başka bir ‘şeye’ dönüştürdü.

2) Yukarıda değindiğimiz başlıktan sonra, ikinci başlık; önümüze sorun olarak gelen bir konunun geliş şekli, bilgi kaynağının kimler olduğu, önümüze sorun olarak konan mevzuyu çözme kapasitemizin olup olmadığı ile birlikte; önceliğin o sorun olup-olmadığıdır.

Bilgi kaynağının güvenirliliği sorununun çıkmazıyla başlayalım. Genel yargımız medyanın güvenilir olmadığı ve bizi yönlendirmeye çalıştığıdır. Asıl sorun ise aslında bu yargıyı sadece kendimiz ve kendimizden olanlar hakkında istenmeyen haberler ile karşılaştığımızda dile getirmemizdir. Bizler için adil olmayan medya, ‘ötekine’ ait ne tür haber yaparsa yapsın, bizler tarafından kabul görür ve ‘ötekine’ karşı tutumlarımızda temel kaynak olabilir.

Aynı şekilde İslami hassasiyetlerimizden kaynaklı olarak bazı konulara tepkimiz, iktidarlarca her zaman ısıtılıp konmaya hazır mevzular olarak kullanılır. Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan bir ümmet olmanın sorumluluk duygusu ile yanı başındaki kardeşinin katledilmesini sorgulanmazken, dünyanın her hangi bir yerindeki Müslümanın sorunu ile perdelenmesine fırsat verebiliyoruz.

 Dünyanın başka bir köşesinde veya komşu ülkedeki insanların yaşam hakkı, inancının gereği olan bir ritüeli yerine getirme hakkı için birkaç gün sokaklara çıkıp, bize gösterilen yerdeki iktidara lanet okuyup evlerimize dönerek vicdanlarımızı rahatlatıyoruz, Müslüman toplum olarak. Bu arada elimizin yettiği gözümüzün gördüğü haksızlıklara harcayacak ne nefesimiz nede vaktimiz kalıyor!

3) Yukarıda anlatmaya çalıştığımız durumumuz nedeniyle, (ne yazık ki) yaşanan süreçlerin sonrasında asıl mevzuyu anlıyor, aslında nasıl bir çıkar ilişkisi ve siyasi oyun içerisinde olduğumuzu fark ediyoruz. Biz odaklandığımız(ya da yönlendirildiğimiz) nokta dışındaki asıl tabloyu, odaklandığımız olayı öncesi ve sonrası ile birlikte değerlendirmiyoruz. Sonuçta kazançlı çıkan kimdir? Sorusunu sormuyoruz. 

Biz Müslümanlar, 20, 50, 100 yıl önceki iktidar mücadelelerinin çıkmazlarını ve görünen ile görünmeyen yüzü arasındaki uçurumu tahlil ediyoruz, kaynaklarımız el verdiğince. İş yaşadığımız ana geldiğinde her şey sil baştan. Irak-İran savaşının kazananını, Irak işgaline sebep gösterilen nedenlerin yalan olduğunun kabulü, 11 Eylül saldırısı sonrasında asıl mağduriyeti kimlerin yaşadığı, güneydoğuda öldürülen masum insanların faili (belli)meçhul olmadığı…….

Sonuç olarak, nefes aldığımız her an bir tercih yapma ile yüz yüzeyiz. Gördüğümüz, duyduğumuz, bildiğimiz her konuda tarafsız kalma gibi bir seçeneğimiz yok. Bu durum bizi bir tarafı tercih etmek zorunda bırakıyor. Bizlerin bu tarafımızı belirleme aşamasında; Ahirette yüzümüzün kararmaması için kendi öz bilincimizle karar verebilmemiz, değindiğimiz ve değinemediğimiz bütün noktaları tekrar tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor.

Yukarıda değindiğimiz şıklar dairesel bir döngü olarak sürekli bir şekilde birbirini besliyor. İç dünyamızda yapacağımız doğru değerlendirmeler dış dünyamızı düzeltecektir. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.