1. YAZARLAR

  2. Ferhat KENTEL

  3. Farkında mısınız, Hepiniz Kemalistsiniz
Ferhat KENTEL

Ferhat KENTEL

Serbestiyet
Yazarın Tüm Yazıları >

Farkında mısınız, Hepiniz Kemalistsiniz

A+A-

     Geçen haftaki yazımda… diye başlayamayacağım; çünkü yazma disiplini dağılmış bir köşe yazarı vakası var karşınızda…

     Neyse, Serbestiyet’te bundan yaklaşık iki hafta önceki yazımda öz itibariyle “Yetmez ama evetçilere” küfreden solculara bugün sağcıların eklendiğini yazmıştım. Bu “sağcıları”, iktidarın tek gerçek olduğuna inanmış olan ve iktidara eleştiri getirmeye kalkanları “iktidardakilerden” bile daha yavuz biçimde savunmaya girişen, iktidarın her yaptığını meşrulaştırmaya çalışan, iktidarı eleştirenleri iktidardan önce (belden aşağı) vurmaya çabalayan kibirli, rejim aparaçikleri olarak nitelemiştim.

     “Yetmez ama evet” meselesini özellikle vurguluyorum, çünkü anayasa referandumunda öngörülen anayasa değişikliklerine “evet” diyen, ancak bunların “yetmeyeceğini” söyleyen insanlara “sol”dan açılan savaşı hatırlayın. Her türlü ihanet suçlaması altındaki “yetmez ama evetçiler” her türlü küfrü yediler; adeta linç edildiler. Bu linççilere göre, AKP’nin yaptığı bir şeyi desteklemek “AKP’li” olmakla, yani İslamcı, kapitalist falan olmakla aynı şeydi. Hatta AKP’nin yaptığı her kötülüğün müsebbibi bizzat “yetmez ama evetçiler”di! AKP’nin attığı adımları destekleyen birilerinin “solcu” olmasına imkan yoktu; bunlar olsa olsa “hain” olabilirdi. Yani “ara renk” diye bir şey yoktu; tersine ya iyi ya da kötü bir “öz” vardı; ya burada ya da orada olmalıydınız. Ve bu linççilere göre “yetmez ama evetçiler” de bizzat “kötü” idiler; her kötülüğün arkasında “yetmez ama evetçiler” vardı

     Bu günlerde bu ahaliden birileri –ki onlar bütün gerçekleri, her şeyi önceden bilenlerdir, onların bilgilerinin hikmetinden sual olunmaz!- hâlâ “yetmez ama evetçilerin pespayeliği”nden dem vuruyorlar…

     Şimdiki yeni rejimin sağcı aparaçiklerinin de eski rejimin solcu aparaçiklerinden hiçbir farkı yok. Onlar da ihanet benzeri söylemler konusunda mangalda kül bırakmıyorlar.

     AKP’nin yaptığı her eylemi meşrulaştırmak, hatta kraldan fazla kralcılık yaparak mazur gösterme yarışına girmiş bu sağcı aparaçikler solcu versiyonlarıyla bir tür “iktidar” dilinde, “dikotomik”, “ikili” dil üretmede örtüşmek gibi ortak bir özelliğe sahipler. Bu sağcılara göre de eğer AKP’yi eleştirirseniz, Kemalistlerin, ulusalcıların ekmeğine yağ sürersiniz.

     Onlara göre, AKP’nin Gezi konusundaki tavrını eleştirirseniz, ulusalcılarla, darbecilerle aynı safta bulunmak gibi korkunç bir günahı işlemiş olursunuz. Tabii bu arada, bu aparaçikler kendilerinin, “kahrolsun demokrasi!” diye bağıran ya da haber ve yorum adı altında belden aşağı her türlü tezviratı üreten, onu “Ermeni”, bunu “ajan” diye nitelemeyi marifet sanan, sözüm ona “İslamcılarla” ya da “medya organlarıyla” aynı safa düşmelerini nedense pek dikkate almazlar.

     Başbakan “kızlı-erkekli” muhabbeti yapar; AKP içinden insanlar, utanıp sıkılıp “yok valla demedi” demeye çalışırlar; bizim aparaçikler “adamcağız çok yoruldu; onu da anlamak lazım” derler…

      Ya da bir ülkenin, bizim ülkemizin, yani bütün toplumun başbakanı çok sinirli konuşur, etrafa hot zot çeker, ortalık gerilir; bizimkiler “karşısındakilerin yüzünden; onlar geriyor” diyerek, koşa koşa hafifletici argüman yarışına girerler…

      Bunlara göre, “demokrasi paketi”, “AK Parti’nin yaptığı bir devrimdir!” Ancak “Bu sonuç, toplumun hareketinin becerebildiği; Kürt’üyle, Müslüman’ıyla, Alevi’siyle, kadınıyla, solcusuyla, toplumsal aktörlerin mücadelesiyle varılmış, varılabilmiş bir sonuçtur” demek ya da “evet ama yetersizdir” demek suçtur“AK Parti’yi anlamamaktır” ve “eski Türkiye’nin diliyle konuşmaktır”

     Kürtlerle barış konusunda AKP’nin çabalarını sonuna kadar desteklersiniz; arkasındaki bütün siyasal hesaplara rağmen, ŞivanPerver’li, Barzani’li sahnelerden duygulanırsınız;keşke bu sahneden önce bu devlet / bu hükümet kendi ülkesinin Kürtlerinin de elini bu kadar sıcak sıksaydı dersiniz; beğendiremezsiniz. “Diyarbakır performansı iyidir ama yetmez” diyemezsiniz. Çünkü onlara göre “Diyarbakır devrimdi” demeniz lazımdır.

     Onların hikmetlerinden sual olunmaz yani…

     “Gezi’den yeni bir ses çıktı; Türkiye’nin toplumsal hareketinde bir kilometre taşıdır; hala tartışıyoruz, demek ki ne kadar çok renk varmış” dersiniz… Bütün kibirleriyle, aşağılayıcı ve alaycı dilleriyle, Gezi’nin nasıl da “karşı devrim” olduğunu, başı sonu gerici, antidemokratik bir kalkışma” olduğunu vaz’ederler…

     Kendi kafalarında kurdukları Gezi’den çok farklı Gezi’ler olduğunu, Gezi’de tonla renk olduğunu söylersiniz; “Gezi ruhunun kapkara bir şey olduğunu” söylerler.

     Çünkü onlara göre ya “kara”sınızdır ya da “beyaz”… Tıpkı devrimlerini yaptıktan sonra “karşı devrim” söylemini geliştiren ve “karşı devrimci” avına çıkan Fransız Jakobenlerinin, Bolşevik devrimcilerin, İran’ın “devrimci” mollalarının ya da Türk “devriminin” Kemalistlerinin yaptığı gibi

     Eski rejimin “Tehlikenin farkında mısınız? Menderes’le başlayan karşı-devrim bir kere daha saldırıya geçti” muhabbetinden sonra, şimdi de “AKP devriminin Thermidor’unda da bizim aparaçikler “karşı-devrim” muhabbeti yapmaya başladılar.

     Bu yüzden, bırakın “yetmez ama evetçilere pespaye” diyen solcuları; her yerde “entel-liboş-yobaz” arayan Emin Çölaşan’lardan, Yılmaz Özdil’lerden farkları kalmayan bu aparaçikler “iktidarla” örtüşmüşlüğün şahikasını sunuyorlar bize… Yani sadece AKP “iktidarı”yla olan bir örtüşmeden bahsetmiyorum; bizzat “iktidar” olgusuyla, iktidar diliyle örtüşmüş olan bir zihniyetten bahsediyorum.

     Bu yüzden “yetmez ama evet”e sağdan ve soldan saldıran eski ve yeni rejimin aparaçikleri; -kusura bakmayın, hatta affedersiniz ama- hepiniz Kemalistsiniz!

     SERBESTİYET



 

Önceki ve Sonraki Yazılar