1. YAZARLAR

  2. M. Şakirê Koçer

  3. EZEN EZİLEN İLİŞKİ VE ÇELİŞKİSİ ETRAFINDA
M. Şakirê Koçer

M. Şakirê Koçer

Yazarın Tüm Yazıları >

EZEN EZİLEN İLİŞKİ VE ÇELİŞKİSİ ETRAFINDA

A+A-

Cizre mirleri (Bedirxanî) döneminde Cizre yöresinde yaşayan Hıristiyan bir azınlık kendisi de Hıristiyan olan elebaşları tarafından zulüm görmekte ve hoş olmayan bir muameleye tabi tutulmaktadırlar. Onlar da bir şekilde bir yolunu bulup bu duruma bir son vermek için uzun uzun düşünüyorlar. Gizliden gizliye kendi aralarında fikir teatileri yapıyorlar. Kendilerince bir karara varıyorlar.

-Bize zulüm yapan elebaşımız (patrik) bizim de onun da dini olan Hıristiyanlığı istismar ediyor. Patriklik makamından fırsat devşiriyor. Bugünden sonra, eğer hepimiz topluca Müslümanlığa geçersek; Cizre'de yönetimde bulunan Müslüman Mirlerin himayesinde kendimize bir yer kazanırsak artık bu zalim ve istismarcı patrikten de böylece kurtulmuş oluruz.

Bu şekilde, bizim gibi dünyaları olmayan, iktidarları olmayan, fakirlerin ve yalın ayaklıların kaybedecekleri bir şeyleri olmaz. Hem muktedir olan Müslümanlarla aynı dini paylaşarak, yeni din kardeşlerimizin himayesinde kendimize yeni bir dünya, yeni bir imkân da sağlamamız mümkün olacaktır.

Tabi ki Patrik, Hıristiyan reayasının bu gizli plan ve kararlarından haberdardır. Patriklik üzerinden sağladığı dünyalığının kendi altından çekileceğini görerek tez elden reayasından önce Cizre Mirine varır. Acele Müslümanlığa kabul buyrulmasını, bugüne kadar ömrünü delaletle heba ettiğini, bugünden sonra Müslümanlık tacını başına geçirilmesini istediğini söyler. Müslüman Mir bu durumdan memnun olur. Onu tebrik ve taltif eder. Birkaç gün Bırca Belek‘te (mirin sarayı) misafir ederek bir çok ikramda bulunur.

Hıristiyan azınlık kendi din adamının yapıp ettiklerinden habersiz bir şekilde Bırca Belek’in yolunu tutuyorlar. Müslüman Kürt Mirine varıyorlar. Büyük bir selamlama; saygı ve ihtiram içinde meramlarını ifade etmeye çalışıyorlar.

-Efendimiz; bugüne kadar meğerse yanılmışız. Tarihimizi ve de ömrümüzü delalette heba etmişiz. Kendimize yazık etmişiz, meğerse Muhammed Peygamber (s), İsa Mesih’in (s) dininin tamamlayıcısı ve son peygamberdir, derler.

Bu durum karşısında Cizre miri daha da sevinir ve onları ağırlamak için makamına alır. Bir de ne görsünler; bakıyorlar ki Patrik te orda hem de müstesna bir yerde yaslanıp duruyor. Onları alttan alta gülümseyerek ve süzerek, tabiî ki onlar şaşırıp kalıyorlar. Bir Ona bir de Mire bakıyorlar. İçlerinden biri Mire seslenerek:

– Ey Cizre Miri madem topluca Müslüman olduk; o halde bizim başımıza bir Müslüman yönetici görevlendir. Böylelikle hem dünya, hem de ahiret işimiz yoluna girsin. Saadet ve mutluluk günleri bize de uğrasın. Cizre Miri:

- Hay hay! Ne münasebet, hemen görevlendireyim. Aslında biraz da şanslısınız, belki bilmezdiniz o halde size bildireyim. Sizden önce sizin din adamınız da buraya gelip Müslümanlığı seçti ve huzurunuzda onu size idareci olarak görevlendiriyorum. Çünkü sizi iyi tanımayan bir Müslüman yerine, sizi uzun yıllar yöneten, sizi iyi tanıyan, sizden biri olan birini görevlendirmek kadar isabetli birini göremiyorum der.

Aslında bu hikâye tarih boyunca yaşanagelen mustaz’af ve müstekbirlerin arasında baş gösteren ilişki ve çelişkinin tipik bir serencamıdır. Mustaz’afların tarih içinde özgürlüklerini sağlamak, zalim ve despot yöneticilerden kurtulmak uğruna sarf etmiş oldukları yanlış yönelimler ve umut bağladıkları yanlış reçeteler, onları tekrar gerisin geriye esarete sürüklemiştir. Kendilerine zulmeden müstekbirlere attıkları kementler dönmüş, kendi boyunlarına dolanmıştır. Hikayedeki Hıristiyan şunu bilmiyordu; mütreflerin, yani iktidarı, dini, serveti ve kuvveti kötü kullananların aslında isimleri Hıristiyan da olsa, Müslümanda olsa, şu veya buda olsa tabiatlarının bir olduğunu, temel maksatlarının her yolla zalimane iktidarlarını sağlamak olduğunu, güçlülerin zayıflara karşı devamlı ittifak içinde olduklarını her fırsatta el ele vererek, zayıfları nasıl gülünç duruma düşürdüklerini, onları zelil ve hakir kıldığını bilmiyorlardı.

Nerden bileceklerdi ki; Kendi Patrikleri ne derece İsa Mesih’ten (s) nasiplenmişse, belki ondan daha az Cizre Müslüman Miri de Muhammed Peygamberden (s) nasiplendiğini. Keşke bilselerdi; Onların Hıristiyan dünyalarının iktidar pazarındaki din tüccarlarının aynısının Müslüman ismiyle tanınan müktedirlerin arasında da mevcut olduklarını. Onlar Hıristiyanlık üzerinden dünyalıklarını sağlamakta, bunlar da, Müslümanlık, ya da bir başka güçlü; başka din üzerinden, bir diğeri bir başka ideoloji ve değerler manzumesini payanda yaparak.

Nereden bileceklerdi ki; Bizans İmparatoru Konstantin Hıristiyanlık üzerinden; İran Kisrasının, Zerdüştilik üzerinden; Emevi Meliki Muaviye'nin, müslümalık üzerinden aynı gayrı meşru iktidara yöneldiklerini. Biribirilerinden ilham alarak mustaz’afları aşağıladıklarını, zelil ve esir kıldıklarını. Evet o zavallılar bunu nereden bileceklerdi ki..….

Bu dramanın daha değişik benzerleri, yine Kürt halkı içinde öteden beri bir vakıadır. Kürt halkının kadim cehaletinden beslenerek ( yanlış anlaşılmasın ben kadim cehalet derken her Kürdü kastetmiyorum.) yine Kürt halkı içinde türlü zulümlere ve suistimallere önayak olan şeyhlik, ağalık, beglik ve hatta mollalık ( tabi ki istisnası var) kurumuna karşı doğal bir tepki uyandı. Artık bu geleneksel kurumların derde deva olamayacağı iyiden iyiye anlatılmaya çalışıldı. Yalın ayaklı Kürt; artık bu kurumlara inanamaz, güvenemez ve boyun eğemez oldu. Ama tıpkı yurttaşları olan o azınlık Hıristiyanlar gibi onlar da, yanlış yönelimlerinin kurbanı oldular. Zulümle, istismarla ve emek hırsızları ile başlatacakları mücadelelerini, mücerret olarak Allah’a ve O’nun hakkı, adaleti, aklı, ahlakı ve özgürlüğü ikame eden yoluna-dinine dayandıracaklarına, sabırla, emekle ve çaba ile kendi dünyalarını onaracaklarına, kuracaklarına; kalktılar, kapitalizme, sekülerizme, modernizme, liberalizme, demokrasiye, laikliğe, sosyalizme, komünizme ve benzeri doktrinlere kafa sardılar.

Oysaki bu doktrinler, felsefe ve ideolojiler, esas olarak şeytanda, yalanda ve talanda birleşiyorlardı. Bu sistemlerin en belirgin özellikleri, ya Allah’ı kabul etmemek, ya da O’na ortak koşmaktır. Bu sistemler, kadim cehaletin, geleneksel zulmün ve zorbalığın hâlihazırdaki ifadeleridir. Bu ruh ve zihniyet tarih boyunca sadece ve sadece karanlıkları doğurdu, fesat ve bozgunculuğu yaydı, insana zulmetti. Zulmü, zorbalığı, gaspı, öldürmeyi, yıkmayı ve yakmayı öğretti.

Ruhların, zihinlerin ve davranışların doğru temelde inşaasına engel oldu. Ümran’ın kurulmasına engel oldu. Sulhun, barışın, kardeşliğin, yüce meziyetlerin ve üstün ahlakın yayılmasını önledi. Savaşı, silahı, istilayı ve kanı doğurdu. Birinci dünya savaşı, ikinci dünya savaşı, yaşanan savaşlar, silahlanma yarışı, sonu gelmeyen düşmanlık, kin, nefret…. Evet bütün bunlar, bu şeytanist ideolojilerin eserleridir.

Bu karanlık ve cehalet menşeli düşünceler, hayatı, insanı, Yüce Yaratıcının (Allah) düzeni olan kozmosa eklemlemeye karşı durarak, hayatı ve insanı kaosa mahkûm ettiler. Halihazırda cehenneme dönen dünya, bu düşüncelerden dolayı bu hale geldi. Bu karanlık bizi de esir aldı, yani Kürt, Arap, Acem, Türk vesaire….o nezih Allah yolunu şaşırır olduk, bölündükçe bölündük, paramparça olduk. İpi kopulan bir tespihe döndük. Aramıza duvarlar örüldü, düşmanlıklar sokuldu, birbirimize yabancı muamelesi yapar hale getirildik. Evet zayıf kaldık, çaresiz kaldık, cahil kaldık, aç kaldık.

Hakikat böyle iken en büyük hakiki güç ve kuvvet sahibi olan Allah’a sığınacağımız yerde, O’na dayanıp, Patrike, Mire, Şeyhe, Ağaya, Beye, Mollaya karşı atağa geçeceğimiz yerde; kalktık başka meşru olmayan güçlere sığındık. Örneğin Avrupa’ya, Amerika’ya, onların düşüncelerine, kurumlarına, dünya devletlerine, Türkiye devletine sığındık ve güvendik, onlardan göründük, onlara benzemeye kalkıştık. Kendimizi demokrat adettik, laik adettik, çağdaş adettik. Liberal, seküler, sosyal demokrat, Türkçü, Kürtçü olarak adettik. Okullara gidememiştik; ama çocuklarımızı çağdaş okullara gönderdik, kimimiz şu partiye, kimimiz başka partilere yöneldik.

Kendi aklımızca bu yönelimlerle kendimizi patriğin, mirin, şeyhin, ağanın, beyin ve mollanın tasallutundan kurtarmaya çalışıyorduk, ama nafile… çünkü biz mazlumların, mahrumların, mağdurların ve mahkumların tuttuğu bu yol yanlıştı. Kendi tağutlarımızdan kurtulmak için daha güçlü tağutlara sığınmamız, onların cazibedar isimlerine ve kavramlarına kendi tercihlerimizi bağlamamız yanlıştı. (demokrasi, insan hakları, çağdaşlık, ilericilik, bilimsellik. modernizm, evrensel normlar, devletler ve devletler arası hukuk kriterleri vb) bütün bunların içi boş kavramlar olduğunu, halihazırda yaşanan mezalim zaten ispat etmiş durumdadır.

Bizler, patriklerden, mirlerden, şeylerden, ağalardan, beylerden, mollalardan ve servet sahiplerinden kurtulmak için gizliden gizliye bu yanlış yönelimlerimizi kurgularken, aslında bizden önce kendi tağutlarımız, bu adreslerin yolunu arşınlamıştı. Onlar, onlarca yıl önce atı alıp Üsküdarı geçmişlerdi. Tağut aslına rucü etmişti ve onlardan tekrar bizim gibi yalın ayaklıları yönetmek iznini almışlardı. Ama bu sefer patrik değil; Müslüman bir yönetici. Mir  değil; şeyh, ağa, beg, molla yada servet sahibi değil; bu sefer askeri yetkili, yargıç, miletvekili, vali, kaymakam, belediye başkanı, rektör, dekan, doçent, baron, patron yada müftü vesairedir.

Mesela Bülent Ecevit’in bir Medine şeyhinin torunu olduğunu nereden bilecektik. Cüneyt Zapsu gibi bir muamma şahsiyetin, bir Hakkari’li eşrafın (Abdurrahim Zapsu) nun torunlarından olduğunu nereden bilecektik. Bilderberg’li, aynı zamanda İsviçre damadı olan Kamuran İnan’ın Hizan yöresinde, Gavs olarak nam salan Şeyh Seyyid Sıbğatullah Arvasi’nin torunu olduğu nereden bilinecekti. Dengir Mir Mehmet Fırat gibi bir baronun, Palu’lu Şehid Şeyh Said’in (1925 kıyamının önderi) torunu olduğunu kaç kişi bilecekti. Şerafettin Elçi’nin, Cizre ağalarından olduğunu, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in, Siirt yöresinden Molla Hasan’ın oğlu olduğunu kaç kişi bilecekti. Eski Diyarbakır Belediye başkanı Mehdi Zana’nın, Silvan Şeyhlerinden olduğunu, Eski Bitlis Milletvekili Muhyeddin Mutlu’nun, Norşin Şeyhlerinden olduğunu, şuan DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün, Qenco adında bir Mardin ağasının torunu olduğunu biliyormuyduk?

Bunlar gibi yüzlerce örneğin onyıllar önce devletin erklerine yerleştiklerini, devlet kurumlarında makam ve yetki kaptıklarını, dünyalarını işbirlikçilik temelinde yükseltiklerini ve kendilerinden daha güçlü bir tağut olan devletin imkankarından fırsat, servet ve rant devşirdiklerini….

Sola bakıyorsunuz, sağa bakıyorsunuz, yukarı bakıyorsunuz, aşağı bakıyorsunuz, bunlar var. Eski küçük tağutlar; kendilerinden daha güçlü olan tağutun (devletin) zalimane paradigmasında kendilerine yer aralamışlar ve her cephede tekrar ezilenleri yönetmeye ve onların iyi niyetlerini, emek, çaba ve değerlerini istismar etmeye adaydırlar. Ama bu sefer eski isimler yok, eski ünvanlar yok, örneğin Alevilerin eski dedesi şimdilik Kemalisttir, cumhuriyetçidir ve rektördür. Hıristiyanların patriği artık Müslüman  kılıfında, Müslümanların şeyhi, miri, ağası, begi, mollası ve zengini artık demokrat, milletvekili, bakan, parlamenter, işadamı, aydın, kılıfında karşımıza çıkmaktadırlar.

Bu meyanda Irak’lı Kürtler; Amerika’ya yaslanmakla iflah olacaklarına eğer inanıyorlarsa yanılıyorlardır. Çünkü onlardan önce onlara düşmanlık eden devletler Amerika’nın şeytanist paradigmasında kendilerine yer edindiler ve Amerika Kürtleri, yönetmek için ilerde o devletleri atayacak. Yani kuzuyu kurtlara terk edip gidecek ve Kürtler de ‘şeytana uyduk lo!’ diyecekleri günlere girecekleri, ihtimal dâhilindedir.

Son olarak diyeceğim şu ki; mazlumların, mahrumların, mağdurların, mahkumların kurtuluş reçetesi, kendilerine zulüm eden tağutların zulmünden kurtulmak için, o tağutlardan daha güçlü tağutların, huküm alanına girmek değildir. Yani kahyadan huruc edip ağaya rucu etmek çıkış yolu değildir. Bu da zulmün, curmün, ihanetin başka bir tarzıdır. Zaten bu yanlış yönelim bir kement gibi tekrar gelir ezilenlerin boynuna dolanır.

Ve tekrar son olarak diyeceğim şu ki; ezilenlerin kurtuluşu Allah’ın hükmüne teslim olmaktan geçer. Çünkü küçük olsun, büyük olsun, şahıs olsun, zumre olsun, cephe olsun, devlet olsun, ideoloji olsun, din olsun, servet olsun, güç olsun, her ne olursa olsun bütün tağutları kahredecek, onları toz duman edecek, onları zelil ve hakir kılacak, ancak O’dur. Yalnızca O ALLAH (cc)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.