1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Ey İman Edenler...
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Ey İman Edenler...

A+A-

     Müminler, müminleri kardeş ittihaz etmek zorundadırlar. Her alanda olduğu gibi, kardeşlik konusunda da Allah(cc)’ın yegâne ölçüsü dışında herhangi bir ölçüyü, ölçü edinmeleri; kâmil manada iman sahibi olunmadığını gösterir. Yaşamakta olduğumuz şu günleri; ümmet çapında büyük zorluklara, badirelere, sıkıntılara, desiselere maruz kalarak geçirmekteyiz. Ama bilinmelidir ki bütün bu olumsuz hallerin, olumlu hale dönüştürülebilmesi için de; mutlaka iman sahiplerinin; imanlarının gereğini, gereğince yaşama cehdine bağlıdır. Müminlerin nasıl yaşamaları gerektiği de; gerek biricik hayat kitabımız Kur-an’da olsun ve gerekse biricik hayat önderimiz Muhammed Mustafa(sav)’in pratiğinde olsun, net olarak öğrenilebilmekte ve anlaşılabilmektedir.

     İman edenler; Efendimizin buyurduğu mübarek deyimiyle bir vücudun uzuvları gibidirler. Birisinin sevinci de, birisinin kederi de, acısı da birlikte paylaşılır. Mümin kardeşinin diğer bir mümin kardeşine kayıtsız kalması mümkün değildir. Hele, hele mümin kardeşinin maruz kaldığı haksızlıklara, zulümlere göz yumması ise asla düşünülemez.

     Müslümanlar olarak kardeşlik ölçümüz, Kur-an’a bağlılığımız olmalıdır. Aslı itibariyle öyle olmak zorundadır. Ama gel gelelim ki günümüzde pek çok kimse, ne yazık ki kardeşlik ölçüsünü akrabacılıkta, kabilecilikte, kavmiyetçilikte, dernekçilikte, mezhepçilikte, meşrepçilikte vs, vs. aramaktadır. Bütün bu olmaması gerekenler, mümin olduklarını beyan edenler tarafından ölçü olarak alınınca da; elbette ki her türlü zorluk ve zorbalığa, her türlü acı ve eleme, her türlü dert ve kedere maruz kalmamız da kaçınılmaz bir sonucumuz olacaktır. Ve bütün bunlar; Rabbimizin şu mübarek uyarısına muhatap ve de mükellef olduğumuzu göstermektedir.

     “Ey müminler! Allah’a, Peygamberine ve Peygamberine indirilen Kur-an’a, daha önce indirdiği kitaplara olan imanınızda devamlı bulunun. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, muhakkak hidayetten uzak bir sapıklığa düşmüştür.” (Nisa, 136)

     İnkâr etmenin, tabii ki sonucu küfürdür. Ama bilerek ihmal etmenin sonucu acaba nedir? Bu sorunun cevabını da muhakkak ki kendi nefsimize samimiyetle sorduğumuzda cevabını alabiliriz. Nefislerin heva ve hevesi elbette bu soruyu kendimize sorma konusunda oyun ve entrikalara başvuracaktır. Ama unutulmamalıdır ki; Rabbimize olan samimiyet ile ancak o oyun ve entrikalarla başa çıkılabilinir/çıkabiliriz.

     Müslüman kimse; nereden gelirse gelsin, mutlaka her türlü haksızlığın karşısında olmalıdır. Kimden gelirse gelsin, zalimin ve zulmün karşısında olmalıdır. Yine Müslüman kimse; kim olursa olsun mazlumdan da yana olmalıdır, olmak zorundadır. Bu konuda taraf olmanın ölçüsü tamamıyla hakkaniyet olmalıdır. Herhangi bir Müslüman; kendi derneğinden, vakfından, cemaatinden, meşrebinden, mezhebinden, kabilesinden, kavminden değil; zulmü, haksızlığı, işleyen eğer kardeşi dahi olsa karşısında olmalıdır.

     Bu kısa ve genel açıklamalar ışığında, Türkiye Müslümanlarına baktığımız zaman, neredeyse yüzde yüze yakını acı bir hal üzere olduğu göze çarpmaktadır. En basitinden, güya ‘İslami Hassasiyeti olan basın yayın kuruluşlarına’ biraz bakıldığında, İslami kardeşlik hususunda İslami ölçülerin derdest edildiği bariz bir şekilde kendisini göstermektedir. Artık bu gayri İslami ve gayri insani bakış açısı bu Müslümanların kanlarına mı işlenmiş bilemiyorum! Devlet denildiği zaman sanki ‘Şeriatın kestiği parmak acımaz’ düsturu, hala ‘devletin kestiği parmak’ olarak telakki edilmekte ve de ceberut devletin her türlü zalimce uygulamaları meşru görülmektedir.

     Hemen geride bıraktığımız 28 Aralık günü, devletin ceberut yüzünü acımasızca gösterdiği, devlet tarafından işlenen büyük bir zulmün yıl dönümü idi. Evet, otuz dört masum insanın katledildiği katliamın/Roboski’nin yıl dönümü. Bu kadar büyük bir facianın üçüncü yılında, onca yazılı basının sayfalarına göz gezdirdim, onca tv haberlerini izlemeye çalıştım; ama büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Hele, hele bazı İslami meselelerde ‘mangalda kül bırakmayanlar’; tam da ‘dut yemiş bülbül’e dönmüşlerdi. Ve bu İslami medya (!) cenahında oldukları iddiasında olanlara, bu vesileyle seslenmek, avazım çıktığınca haykırmak istiyorum: Sizlerin İslami hassasiyetinizin kıstası nedir acaba? Bu kıstasın Kur-an ve sünnet olmadığı kesindir. Ne olmadığını ise kesin olarak ortaya koymalısınız. Ama şu an ki gidişatla bunu mertçe ne yazık ki yapmıyorsunuz, yapamıyorsunuz!!!

     Dünya’nın bir başka ucundaki bir haberlere (eğer dünyevi-nefsi) işinize geliyorsa, en büyük manşetlerle dile getiriyorsunuz! Ama içinizde, beldenizde, memleketinizde, kardeşlerinize ( ey Müslüman olduklarını iddia eden basın-yayıncılar) yapılan bu katliamı görmemezlikten gelişinizin sebebini açıklayacak bir yiğit(!) istiyorum, arıyorum. Ama tabii ki Müslüman’ca ve yiğitçe, mertçe bir açıklama!!! Bir Müslüman’ın samimi duygular dâhilinde samimiyetle böyle bir isteğinin olması hakkı olsa gerek diye düşünüyorum

     İşte Türkiye’deki Müslümanlar olarak, burada Rabbimizin “Ey iman edenler…” emri ilahisine muhatap olanlardan olmuyor muyuz? Hiç kendi deruni dünyamıza bir göz gezdirdik mi? Hiç kendi zalim nefsimizi hesaba çektik mi? Müslüman ‘nereden ve kimden gelirse gelsin zulme karşıdır’ düsturu ilahisini hiç mi hatırlayamaz oldunuz. Yoksa bu düstur sizler için, yere ve zamana göre değişken midir(Hâşâ)?

     Evet, şu anda iktidarın büyük katkısıyla devam eden bir süreç var. (Ayrıca bu katliam bu iktidar zamanında işlenmiş olmasına rağmen) Siz İslami medya cenahın da yer alanlar, hükümet elemanlarının iki dudağının arasından çıkacak mırıltılara mı kulak kesiliyorsunuz? Hükümetin helal dediğini helal, haram dediğini de haram mı telakki ediyorsunuz? Bu iktidarı ‘Tanrının yeryüzündeki gölgesi’ olarak mı görüyorsunuz? Bu soruları daha da fazla sıralamak istemiyorum. Ama sizler, bu konuda cürüm işleyen hükümetten daha da çok vebal altına giriyorsunuz. Evet, işte burada Rabbimizin Nisa 136’daki emri ilahiyi bütün samimiyetimle, samimi olanlar hatırlatmak istiyorum. Allah(cc)’ın emri gereği kardeşlik ilişkilerimizi kuralım ve geliştirelim. Hiçbir yana kırmayalım. Ne başkasını aldatalım ve ne de kendimiz aldanalım. Zira “bizi aldatan bizden değildir.” buyurana gereği gibi inanıp, gereği gibi tabi olalım.

     Rabbim cümlemizi; kendisine, emirlerine, Rasulüne gereği üzere inanıp, gereği üzere tabi olanlardan eylesin. Cümlemizi, İslami kardeşliği olması gereken şekliyle kurup, koruyup geliştirenlerden etmesi dua ve dileklerimle…


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.