1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. EVRENSEL DÜŞÜNMEK
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

EVRENSEL DÜŞÜNMEK

A+A-

 

 

Evrensel düşünmek, düşünce ve davranışta bütün insanlar için aynı tavırla tepki göstermekle ilgilidir. Geleneğimizde “mazlumun dini sorulmaz” diye evrensel bir ilke vardır. Bu ilke mağdur ve mazlum olana din,dil,etnik yapı gözetmeksizin yardım edilmesini ahlaki bir değer olarak ortaya koyar.

 

İslam düşüncesi, bütün insanlar için uyulması gereken ahlaki ilkeler ortaya koyar. Müslüman olmayan birine, İslam’ın inanç esaslarına uymayı şart koşmaz, baskı yapmaz, bundan dolayı cezalandırmaz. Çünkü imam kişinin özel bir duygusudur. Bu duyguya dışarıdan müdahale edilerek ve zorlayarak sağlıklı bir inanç ortaya konulamaz.

Genel anlamda insanlar evrensel ahlaki değerler konusunda ikircikli davranmaya meyillidir. Kendileri için hak olarak gördükleri bir eylemi başkaları için kolaylıkla yasaklanmasını onaylayabilirler. Bu durum ikiyüzlü bir hukuk ve ahlak anlayışının gelişmesine sebep olur. Oysa bir hak herkes için geçerli olduğu ölçüde anlamlı olur. Bir değer sadece bir grup veya kişi için geçerli ise o hak değil, o gruba tanınmış bir ayrıcalıktır.

Birleşmiş Milletler örgütlenmesinde beş daimi üyeye veto hakkının verilmesi örneğin bir hak değil ayrıcalıktır. Bu fiili durum insanların ve ülkelerin eşitliği ilkesine kökten aykırıdır.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de olaylar karşısında ikircikli anlayış ön plandadır. Kuşkusuz hak ve hukuk konusunda eşitlik ve adalet ilkelerinden sapmak toplumsal barışın önündeki en büyük engeldir. Adalet ilkesi konum, statü, siyasal pozisyon ve ekonomik durumun kişilere bir ayrıcalık tanımamasını gerektirir.

Kuşkusuz insanların olaylar karşısında gösterdikleri tepkilerin tek yönlü olmasının ve yaptıkları değerlendirmelerin farklı olmasının altında bir ahlaksız duruşun olduğuna işaret etmek gerekir. Dünyada insanların çoğu benzer olaylara, çeşitli bahaneler ileri sürerek, aynı duyarlılıkla yaklaşmazlar. Kendilerine yakın hissettikleri kişi ya da gruplara yapılan adaletsizlikleri kınarken benzer tavırla karşılaşan başkalarını görmezden gelirler. Bazıları "Uygur Türklerini de gör " derken, diğer bazıları "Roboski'yi de gör" diyor. Prensip olarak “halkların kendi kaderlerini tayin hakkını” savunan bazı aydınlar söz

konusu Katalonlar, Kürtler ve Filistinliler olunca duyarsızlaşıyorlar. Burada bilinçaltında galiba sen bunu görmezsen ben de diğerini görmem gibi bir anlayış yatıyor. Dünyada ve Türkiye’deki siyasal tavırlara bakıldığında bunu destekleyici çok sayıda örneğe rastlamak mümkündür. Oysa evrensel düşünmek, benzer olayların ikisini de görmeyi, ikisine de duyarlı olmayı gerektirir. Ne yazık ki, siyasal görüş, dini ve mezhebi aidiyet, kültür, etnik durum benzer olaylara farklı yaklaşımın en önemli nedenleri olarak ortaya çıkar. Benzer tutum Sivas ve Başbağlar katliamlarında da fazlasıyla gözlendi. Çoğunlukla teoride her katliamı kınamak gerekir felsefi tutumu, pratiğe indiğinde yerini kesif bir tek yanlılığa bırakıyor.

Evrensel düşünmenin önündeki en büyük engellerden biri parti ve örgüt aidiyeti insanın gözünü kör edip fanatikleştirmesidir. Bir insanın diğerine yaptığı saldırı siyasal konumuna bakmadan kınanmalıdır. Saldırganın kimliği, inançları, nereye ait olduğu durumu değiştirmez. Geçmişte gazeteci Ahmet Hakan'a yapılan saldırıyı Ak Parti ile bağdaştırmaya çalışıp; Yasin Börü ve 8 yaşında PKK roketiyle katledilen çocuğu hiç görmemek, gündem etmemek, bir cümle yazmamak samimi ve dürüst bir yaklaşım değildir. Sadece Yasin Börü'yü gören ve Ahmet Hakan'a yapılan saldırıyı görmeyenlerle tersini yapanlar aynı düzlemdedir. Bu insanlar kime saldırıldığı ve kimin saldırdığı ile ilgilidir, gerçekte şiddete karşı değildir; kimin yaptığı ve kime yönelik olduğu ile ilgilidir, eşitlikçi değil taraftardır, yaralamaya karşı çıkan ama ölüme sessiz kalan biridir. Bu tür insanların hangi kamptan, hangi cemaatten, hangi partiden olduğunun önemi yok. Onlar kendi kampının militanıdır; ölümler ve saldırılar arasında ayırım yapanlardır. Onlar kendinden olmayanın sorunlarına karşı kördür. Haksızlığa uğrayan insanların adalet arayışı karşılık bulmadığında tepkileri farklılaşır, biriken öfkeleri farklı davranışlara dönüşebilir. Önceki yıllarda Bosna’da yapılan Srebzenitsa katliamının anma yıldönümü törenlerine katılan Sırp başbakanının gördüğü tepkiler üzerine tören alanını terk etmesini, uğranılan haksızlık karşısında gösterilen bir tepki olarak görmek gerekir. Sonrasında yaptığı açıklamada tepki sırasında Müslümanlardan bazılarını “suçlu o değil”, dediğini Boşnaklara el uzatmaya devam edeceğini belirtti. Büyük bir soykırım yaşayan Boşnakların öfkesini anlamak mümkündür. Sırp başbakanının insani yaklaşımı da önemlidir. İzzetbegoviç'in dediği gibi intikamcı olmamak gerekir. Geleceği Sırp başbakanına taş ve su şişesi fırlatanlar değil, suçlu o değil

diyen Müslümanlar kuracaktır. Bosnalıların öfkesini anlamak mümkün, çünkü cezası verilmemiş, hesapları kapatılmamış olayların yarattığı öfke dinmiyor.

Geçmişte işlenen katliam ve soykırımları genelleştirerek bir halkı mahkum etmek ve bundan dolayı yargılamak suçların şahsiliği ilkesine aykırıdır. Diğer yandan adaletle kapanmamış hesaplar insanların yüreğinde derin acılar yaratmaktadır. En kötüsü de insanların birbirlerinin acılarına duyarsızlaşmasıdır.

Farklı toplumsal kesimlerin kendi acılarına ağlayıp başkalarının benzer acılarına duyarsız kalması, insanları birbirlerine yabancılaştırmaktadır. Diğerinin acısını anlamak ve paylaşmak, toplumdaki farklılaşmaları önemli ölçüde engelleyecektir.

 

 

 

                 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.