1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Evrensel Bir Soruna Kur'an i temelde çözüm
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Evrensel Bir Soruna Kur'an i temelde çözüm

A+A-

Çağımızda tevhid inancına göre yaşamak isteyen Müslümanların karşılaştıkları sorunlar, evrensel bir mahiyet kazanmıştır. Zira halklarının ekseriyeti Müslüman olup İslam ülkesi olarak tanımlanan ülkelerde de, halklarının ekseriyeti gayri Müslim olup İslam ülkesi olarak adlandırılmayan ülkelerde de kabul edilemez ölçülerde Müslümanların kendi dinine göre yaşayamama sorunu vardır, din ve inanç tercihlerine karşı haddi aşmak vardır.

Bu sebeple okuyacağınız yazıda Kafirun suresi temelinde din, akide ve hayat tarzına ilişkin tercih meselesi ve bunun fiiliyattaki imkanı üzerinde durulacaktır.

Surenin tercüme metni şöyledir:

"(Resulüm!) De ki: Ey kafirler! Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmayacağım. Siz de benim taptığıma tapmayacaksınız. Ben de sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de banadır."

Kafirun suresi; sure-i el-Münabeze veya el-Mu'abede, sure-i İhlas (yani ibadeti Allah'a has kılmak), sure-i Mukaşkaşa (yani nifaktan beri olma) şeklinde de isimlendirilmiştir.(1

Kafirun suresinin ismi, surenin hitap ettiği insanların kimliğiyle ilgilidir. Sure, kafirlere hitap ediyor. 'Ey Kafirler' diye başlıyor. Muhataplara kendi kimlikleriyle hitap ediliyor. Surenin böyle bir hitapla başlaması, surenin nüzul sebebiyle ilgili olabilir. Mekke müşriklerinden gelen çirkin bir teklif üzerine nazil olan bu sure, onlara kendi kimlikleriyle hitap ediyor. Kafir kimliğinin öne çıkarılması, önerilen teklif üzerinde mutabakatın imkansızlığına işaret sayılır. Çünkü hiçbir surette tevhid inancı ve ibadet üzerinde pazarlık yapılamaz.

Söz konusu tevhid ve ibadet olunca, muhaliflere kendi kimlikleriyle hitap etmekte yarar vardır. Çünkü böyle bir hitap, tevhid ve ibadette asla uzlaşmaya yanaşmayacağımıza dair kararlığımızı ifade eder.

Alusi, müfessirlerin önde gelenlerinin kanaatine göre kafirlerden maksadın özel olarak Kureyş kafirleri olduğunu, Allah u Teala'nın onların ebediyen iman etmeyeceklerini bildiği için onlara böyle hitap ettiğini söylüyor.(2) Bu yaklaşım, ikinci ve üçüncü ayetlerin gelecek zamanı, 4. ve 5. ayetlerin şimdiki zamanı ifade ettiği görüşüne binaen doğru sayılır. Çünkü kimin gelecekte iman edip etmeyeceğini Allah bilir ve ancak Allah bu bildirimde bulunabilir.

İnsanlara, mevcut hallerini hatırlatma ve ifade etme babından gerektiği zaman benimsedikleri din ve kimlikle hitap etmenin mahzurlu olmayacağı inancındayım. Böyle bir hitap, onların geleceğiyle ilgili olmayıp, fiili durumlarıyla ilgilidir. Marksist, Kemalist, Liberal olduğunu beyan eden birine bu kimlikle hitap etmemizin ne mahzuru olabilir; hakeza küfrünü beyan eden birine kafir dememizin? 

Kafirun suresinin nüzul sebebiyle ilgili bütün tefsirlerde ortak bir hadiseye işaret edilir. Haris bin. Kays el-Sehmi, el-As bin. Vail, el-Velid bin. el-Muğayra, el-Esved bin. Abd Yaud, el-Esved bin. el-Muttalib bin. Esed gibi Kureyş müşriklerinden bir grup Peygamber'e (as) gelerek şöyle bir teklifte bulunuyorlar:

"Ey Muhammed! Gel sen bizim dinimize tabi ol, biz de senin dinine tabi olalım ve seni tüm işlerimize ortak kılalım. Bir yıl sen bizim ilahlarımıza ibadet edersin, bir yıl da biz senin ilahına ibadet ederiz. Eğer senin getirdiğin din hayırlı ise, biz de ona ortak olmuş oluruz ve nasibimizi alırız; eğer bizim dinimiz hayırlı ise, sen bize ortak olmuş olursun ve nasibini alırsın."(3)

Mekke müşrikleri tarafından yapılan teklifin özünde, Müslümanların din ve akideye ilişkin yaptıkları müstakil tercihe müdahale vardır. Müslümanların yaptığı müstakil tercih yerine bir sentez önerilmektedir. Allah ve ibadete ilişkin her sentez, şirk demektir ve asla kabul edilemez. Allah u Tela da Peygamberinin diliyle bu teklifi şiddetle reddediyor ve sentez imkanının muhal olduğunu bildiriyor.Buraya kadar olan kısmı açık ve nettir.

Mekke müşriklerinin teklifleri kesin bir dille reddedildikten sonra surenin son ayetinde karşı bir teklif vardır: "Sizin dininiz size, benim dinim bana" Sentezin muhal, ayrışmanın mümkün ve gerekli olduğu sonucunu çıkarabiliriz son ayetten. Sentez, imkansız ama her birimiz karşı tarafı kendi tercihleriyle baş başa bırakabiliriz. Birbirimizin tercihlerine zor kullanarak müdahale etmeyebiliriz. Herkes kendi tercihini yapsın, tercihinin üzerinde dursun ve sonuçlarına katlansın.

Fahrüddin Razi, surenin başında 'Ey Kafirler!' şeklinde açık bir hitabın olduğuna ve onların taptıklarına tapılmayacağına dair tekrarın yer aldığına ancak surenin sonunda 'sizin dininiz size, benim dinim bana' ayetiyle sanki bir yumuşama, tesahül ve tesamühün olduğu şeklinde düşünülebileceğine dikkat çekiyor ve bu iki durumun nasıl birleştirilebileceğine dair bir soru soruyor ve şöyle cevap veriyor:

"Peygamber şöyle diyor: Muhakkak ki ben sizi içinde bulunduğunuz kötü durum konusunda uyardım ve bu uyarımda hiçbir şey eksik bırakmadım. Eğer benim sözümü kabul etmediyseniz, eşit şartlarda beni kendi halime bırakınız."(4)

İbn-i Arabi, "Aramızda bir anlaşma olmadığı zaman biz sizi ve dininizi terk ederiz, siz de bizi ve dinimizi bırakınız" Yani biz sizi kendi dininizle, siz de bizi kendi dinimizle baş başa bırakınız.(5)

Yine Fahrüddin-i Razi bu ayetin tefsirinde birkaç meseleye daha işaret ediyor:

"Birinci mesele: İbn-i Abbas şöyle diyor: 'Sizin küfrünüz size, bizim ihlas ve tevhidimiz bize'. Eğer 'küfürde onlara izin verilmiş olmuyor mu' şeklinde bir soru sorulsa, cevabımız asla olacaktır. Çünkü Peygamber (as) küfre engel olmak için gönderilmiştir, nasıl küfre izin verilebilir? Maksad birden çok olabilir. Birincisi, tehdittir; 'dilediğiniz gibi davranın' (Fussilet:40) ayetinde olduğu gibi. İkincisi, ben sizi hakka ve kurtuluşa davet etmek için size gönderilmiş peygamberim. Beni kabul edip bana tabi olmadıysanız, beni kendi halime bırakınız ve beni şirke çağırmayınız. Üçüncüsü, eğer helak olmanız sizin yaranıza ise, siz kendi dininiz üzere kalınız, ben de kendi dinim üzere."(6)

Surenin altıncı ayeti ilk beş ayetinden farklı bir mesaj içeriyor. Bu mesaj, eşit şartlarda tercih hakkını kullanmaya ve sonuçlarına katlanmaya çağrıdır veya karşı bir tekliftir. Dolaysıyla bu ayet, önceki ayetlerle çelişmiyor ama verdiği mesaj farklıdır. Razi'nin kendi görüşü ve İbn-i Abbas'tan aktardığı rivayet de sonuç olarak eşit şartlarda tercih hakkını ifade ediyor.

Burada bir yumuşama, tesahül ve uzlaşı yoktur. Safların ayrışması vardır. Eğer surenin başında cihad ilan edilseydi ve surenin sonu böyle bitseydi, bir yumuşamadan bahsedilebilirdi. Surenin ilk beş ayetinde tevhid ve ibadet konusunda uzlaşmanın imkansızlığına vurgu yapılıyor ve sonunda da tercih hakkı kullanılarak safların ayrışması emrediliyor.

 

Tantavi de aynı ayet hakkında, "Ey Kafirler! Sizin dininiz ve inandığınız akideniz size olsun. Sadık müminlere ve onların mürşidine ve peygamberine karşı sınırı aşmayın. Benim dinim ve tevhid akidesi olan akidem de bana… Ve o akide bize hastır, siz ondan mahrumsunuz. Gelecekte de bana muhalefetinizin cezasını göreceksiniz" diyor.(7)

Kurtubi de bu ayetin tefsirinde, "tehdit anlamı vardır; 'bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size' (Kasas 55) ayetinde olduğu gibi. Yani eğer siz dininizden razı iseniz, biz de kendi dinimizden razıyız. Bu, kital ayetinden önceydi. Kılıç ayetiyle nesh edildi." diyor.(8)

Ayetullah Tabatabai de "Bu ayetin, herkesin istediği dini seçmesinin mübah olduğuna veya Peygamberin bundan sonra onların dinini eleştirmeyeceğine delalet ettiği vehmi yersizdir ve böyle bir vehme yer yoktur. Esasen Kur'an'ın ihtiva ettiği hakk davet de bunu reddediyor" diyor.(9)

Bütün tefsirler, birbirine çok yakın şeyler söylediği için tümünü buraya aktarmayı gerekli görmedim. Ancak bu ayetle ilgili bütün tefsirlerdeki muhtevanın tercih hakkını bir şekilde ifade ettiğini söyleyebilirim. Müfessirler arasındaki müşterek çıkarıma dayanarak bu ayetin karşı bir teklif ve çağrı içerdiğini ve bu teklifin de eşit şartlarda tercih hakkının kullanılması şeklinde olduğunu söyleyebilirim.

Bir hususu da göz ardı etmememiz gerekiyor. Karşı tarafa tercih hakkının tanınması, onların tercihlerinin de makul veya meşru olduğu anlamına gelmiyor. Onların tercihlerinin sorgulanmayacağı, yanlışlığının vurgulanmayacağı, takbih edilmeyeceği anlamını içermiyor. Seyyid Ali Ekber-i Karaşi'nin dediği gibi, maksat, sizin kendi dininiz üzerinde kalmanız caizdir veya sizin dininizi takbih etmeyeceğim şeklinde değildir. Maksat, bu gittiğiniz yol size aittir ve ben asla onu kabullenmeyeceğim muhtevasında olabilir.(10)

Tabatabai, bu ayetin herkesin istediği dini seçmesinin ibahetine delalet etmediğini söylüyor; doğru. Ancak mübah olmasa da, haram da olsa, dünyevi ve uhrevi cezayı da gerektirse sonuçta insana iyi ile kötü, hayır ile şer arasında tercihte bulunma imkanı verilmiştir ve bu imkanı Allah insana vermiştir. İnsan yanlış tercihte bulunuyor ve bu tercihi kendisiyle ilgiliyse, cezasını ahirette çekecektir. Eğer insanın doğru ile yanlış arasında tercih hakkı olmasa, bu hayat imtihan hayatı olmaz ve insanın sorumluluğu kalmaz. Dolayısıyla İslam dışı din, ideoloji ve hayat tarzlarını tercih edenler üzerinde zor kullanma hakkı yoktur. Güç yetiriliyorsa, toplumu ifsad etmelerinin önüne geçilir.

Kurtubi gibi bir çok müfessir bu ayetin nesh edildiğini ifade ediyor. Oysaki Şehid Seyyid Kutub'un ifade ettiği gibi İslami hareketin gelişim süreci ve evreleriyle ilgili ayetlerin ahkam ayetlerinde olduğu gibi tümden neshi söz konusu değildir. Çünkü bu türden ayetler, Müslümanların sahip oldukları güç ve içinde bulundukları koşullarla ilgilidir. Güç ve şartlar da daim bir değişim halindedir. Dolayısıyla Kur'an'ın inzali ve İslam'ın inşası sürecinde İslami hareketin gelişim sürecine ilişkin nazil olan ayetler, tümden nesh edilmemiş olup sonraki benzer dönemler için de hüccet-i şer'iye olma vasıflarını korumaktadırlar.

Cihad ayetleriyle bu ayetin nesh edildiğini var sayalım. Bugün Müslümanların ne kadarı cihad ayetlerini uygulayabilecek konumdadır? Savunma durumunda olan birkaç bölge çıkarılırsa, kahir ekseriyet cihad ayetlerinin ne savunmaya ne de saldırıya taalluk edenlerini uygulayabilecek durumda değildir. Peki bugün kendisiyle amel edemeyeceğimiz bir ayet, kendisiyle amel edebileceğimiz bir ayeti nasıl nesh edebilir? Kaldı ki cihad ayetleri de bir dizi özel hükümle meşruttur.

Sonuç:

Gerek Türkiye, gerek diğer İslam ülkeleri ve gerekse dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların karşı karşıya olduğu dinini yaşayamama sorununa Kafirun suresi altıncı ayet temelinde uygulanabilir bir çözüm üretilebilir ve dayatılabilir.

Sorunun temelini diğer dinlerin, ideolojilerin, hukuk sistemlerinin ve yaşam tarzlarının Müslümanlara dayatılması oluşturmaktadır. Sorun İslam dışı din ve ideolojilerin tercih ve yaşam hakkı değildir. Çünkü onlar zaten egemen konumdadır ve istedikleri gibi yaşıyorlar. Sorun, Müslümanlara tercih hakkı tanınmaması ve onların tercihlerine müdahale edilmesindedir. Örneğin asırlarca hilafetin merkezi olarak kabul edilen Türkiye'de bile açık olmayı tercih eden bayanlar okuyabilirken tesettürü tercih eden bayanlar okuyamıyor. Hakeza açıklar her işte çalışabilirken, tesettürlüler çalışamıyor. Namaz kılmayıp oruç tutmayan memur ve bürokratlar hiçbir sorun ile karşılaşmazken, namaz kılıp oruç tutan memur ve bürokratlar engellerle karşılaşıyor. İslam hukukuna göre sorunlarını çözmek isteyen Müslümanlara bu hak tanınmıyor. Bağımsız İslami eğitim kurumlarına izin verilmiyor. Müslümanca yaşamak isteyen memurlar, inançları gereği münker ortamlarda bulunmaya zorlanıyor. Ve daha nice sosyal, siyasal, ekonomik ve idari konularda inancına göre yaşamak isteyen Müslümanlara tercih hakkı tanınmıyor. Yani sizin dininiz size kısmı uygulanıyor ama bizim dinimiz bize kısmı uygulanmıyor. Müslümanlar, gayri İslami din, ideoloji, düşünce ve hayat tarzını yaşamaya zorlanıyor. Baskı altında olan, inancıyla çelişkiye zorlanan, inancına aykırı yaşam tarzına zorlanan, Müslümanlardır, başkaları değil. Mahalle baskısı altında olan Müslümanlardır, başkaları değil.

Bugün dünya Müslümanları başkalarının dinine, ideolojisine, yaşam tarzına zorla müdahale etmiyor. Onlara 'sizin dininiz, ideolojiniz ve yaşam tarzınız size' diyor ama bizim dinimiz ve yaşam tarzımız da bize diyemiyor. Teorik olarak söylese bile, pratik karşılığına imkan tanınmıyor.

Türkiye dahil dünyanın hiçbir ülkesi sadece ve sadece halis ve muhlis Müslümanlardan müteşekkil değildir. Her yerde farklı din, ideoloji ve hayat tarzlarını benimseyen bireyler, gruplar ve devletler söz konusudur. Bu durumda önümüzde iki seçenekten daha fazlası yoktur. Ya birbirimize zor kullanarak savaşacağız. Bize rahat yoksa, size de yoktur deyip gemileri yakacağız. Ya da Kafirun suresi altıncı ayet temelinde birbirimizin tercih hakkını pratik karşılığı olacak şekilde kerhen de olsa kabul edeceğiz. Dünyanın her yerinde ve özellikle ve öncelikle İslam ülkelerinde Müslümanlar da en az diğerleri kadar kendi inançlarının öngördüğü mahiyette yaşam hakkına sahip olacak. Sadece 'leküm diniküm' olmayacak, 'veliye dini' de olacak. Önce eşit şartlara ulaşmamız gerekir. Sonrası, eşit şartlardan sonra değerlendirilir.

Müslümanların içinde bulunduğu güç ve koşullar dikkate alındığında, ikinci şıkkın daha uygulanabilir, erişilebilir olduğu ve vakıaya daha uygun düştüğü sonucuna ulaşabiliriz.

Temel slogan: 'leküm diniküm', 'veliye dini' olmadan, olmaz. 'Veliye dini' olmayacaksa, 'leküm diniküm' de olmayacak.

Bu sonucu ve çıkarımı paylaşanlar, tüm İslami etkinliklerine, faaliyetlerine ve hareketlerine ilişkin temel stratejileri eşit şartlara ulaşana kadar bu ayet temelinde şekillendirip geliştirebilirler.

 

Kaynakça

1-Nevevi Cavi Muhammed bin. Ömer, Merahü Lebid li-Keşfi Meani'l Kur'an'il Kerim,  c:2, sh: 673

2-Alusi Seyyid Mahmud, Ruh'ül Meani fi Tefsir'il Kur'an'il Azim, c: 15, sh: 485

3-Bagavi, Hüseyin bin. Mes'ud, Mealim'ül Tenzil fi Tefsir'il Kur'an c:5, sh: 317

4-Fahrüddin Razi, Ebu Abdillah Muhammed bin Ömer, Mefatih'ül Gayb, c:32, sh. 332

5-İbn-i Arabi, Tefsir'ü İbni-i Arabi, c: 2, sh:465

6-Fahrüddin Razi, Ebu Abdillah Muhammed bin Ömer, Mefatih'ül Gayb, c.32, sh. 332

7-Tantavi, Seyyid Muhammed, el-Tefsir'ül Vesit lil-Kur'an'il Kerim c:15, sh: 527

8-Kurtubi, Muhammed bin. Ahmed, el-Camiun li-Ahkam'il Kur'an c:21, sh: 339

9-Tababai, Seyyid Muhammed Hüseyn, el-Mizan fi Tefsir'il Kur'an c: 20, sh:375

10-Kareşi, Seyyid Ali Ekber, Tefsir-e Ahsen'il Hadis, c.12, sh:386

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.