1. HABERLER

  2. KÜLTÜR -SANAT

  3. Evliya Çelebi’ye göre Kürt tanımı
Evliya Çelebi’ye göre Kürt tanımı

Evliya Çelebi’ye göre Kürt tanımı

Evliya Çelebi’ye göre Kürt tanımı: Padişah da olsa otlu peynir ve soğan cücüğünden vazgeçemezler/Mehmed Mazlum Çelik

A+A-

 

Türk edebiyatının büyük romancısı Ahmet Hamdi Tanpınar, seyyahımız Evliya Çelebi’nin eserlerini ele alırken “Ben Evliya Çelebi’yi tenkit etmek için değil, ona inanmak için okurum ve bu yüzden de daima kârlı çıkarım” demektedir.

Dolayısıyla Evliya Çelebi’nin eserinde bahsettiği konularda bir tutarlılık veya bilimsel gerçeklik aramak bülbülü eti için pişirip yemeye benziyor.

Öte yandan seyyahımızın zengin hayal dünyasını ve ayrıntıları yakalamadaki zekasını görmezden gelmek büyük bir hata olacaktır.

Onun dünyaya baktığı yerden anlatıları görmek, kişiye geçmişine dair bilimsel olmasa da sezgisel bir birikim sağlar.

Denilebilir ki Çelebi; tarihi bilginin değil, tarihi bilgeliğin sözcüsüdür. 

Örneğin bilimsel açıdan Kürtlerin beslenme tarihi uzun uzun anlatılabilir, oysa seyyahımız bunu bir çırpıda şöyle özetler:

Kürt padişah da olsa otlu peynir ve soğan cücüğünden vazgeçemez.


Bu abartılı örnekte de görülebildiği üzere seyyahımızın anlattıklarına yaklaşımımızın temelinde olması gereken en temel sınır; Çelebi’nin sınırsız hayal gücünü bilimsel bir veri olarak ele almamaktır.

Seyyahımız, geçmişin binlerce yıl sonra dahi canlı kalmasını sağlayan büyük bir kurgu sanatçısıdır.

Evliya Çelebi’nin zengin hayal dünyasının ürünü olan Seyahatname’nin sınırları Doğu’da İran, Batı’da ise Avusturya içlerine kadar uzanan bir coğrafyayı kapsar.

Seyyahımızı muadillerinden farklı kılan, belki de en önemli özelliği, sıradan insanı da anlatmasıdır.
 Sokakta, kahvehanede veya bir hamamda karşılaşabileceğiniz alelade bir Osmanlı vatandaşının hikayesini en ince ayrıntısıyla büyük bir iştahla dile getirir.

Uğradığı bir köy ya da kasabada kimsenin aklına gelmeyecek şekilde; cadıları, cinleri, iblisleri veya oburları çok önemli vakalar olarak kaydedebilmiştir.

Öyle ki, Seyahatname’de oburların gökyüzündeki savaşına kendi gözleri ile şahit olduğunu da iddia edecek kadar olayları ileri bir boyuta taşır.

Yazar Elif Öztürk Bitik, bu ilginç vakayı tüm ayrıntılarıyla şöyle ele alır;

Evliyâ Bulgaristan’da Çalıkkavak köyünde bir 'kefere' hanesinde konakladığı geceyi anlatır.

Bir odada ateş kenarında otururken içeri çirkin yüzlü yaşlı bir kadın öfkeyle girer ve kendi lehçesinde küfürler savurur.

Evliyâ ilk önce, dışarıda bulunan hizmetlilerinin yaşlı kadını kızdırmış olabileceğinden şüphelense de, onların bir şeyden haberleri olmadığını anlar. Daha sonra bu yaşlı kadının yanına kızlı oğlanlı yedi çocuk gelir ve hep beraber Bulgarca konuşurlar. Evliyâ 'garîb temâşâdır' diyerek onları seyre koyulur.

Gece yarısı olunca çıkan patırtılar Evliyâ’yı uykusundan uyandırır. Evliyâ, yaşlı kadının kapıyı açıp ocaktan bir avuç kül aldığını ve fercine sürdüğünü görür. Elinde kalan küle efsun okuduktan sonra, ocak başında çıplak yatan yedi çocuğun üzerine külü saçar. Yedi çocuk, iri piliçlere dönüşür ve 'civ civ' demeye başlar.

Yaşlı kadın kendi başına da kül sürer ve büyük bir tavuğa dönüşüp 'gurk gurk' diyerek kapıdan çıkar. Yedi piliç de onu takip ederek kapıdan çıkınca Evliyâ, 'Bre oğlan!' diye can havliyle bağırır. Bu feryat üzerine Evliyâ’nın köleleri uykularından uyanıp gelir ve Evliyâ’nın burnundan kan boşandığını görürler. Evliyâ onlardan dışarı çıkıp neler olduğunu görmelerini ister. Cadı tavuk ve piliçleri atlar arasında gezinmekte, atlar da birbirlerini helâk etmektedir. Köydeki kefereler gelip atları bağlarlar. Cadı tavuklar bir tarafa gider.

Evliyâ’nın kölesinin anlattığı üzere; bir kefere zekerini çıkarıp tavukların üzerine işer, sekiz tavuk yine insana dönüşür. Kefere, yaşlı kadını ve çocukları döve döve kiliseye götürür ve papaz yaşlı kadını okuyarak 'afaroz-ı mandolos eyle[r]'.

Müezzin Mehemmed Efendi’nin ve mataracıbaşının hizmetlileri de tavukların tekrar insana dönüştüğünü görmüştür. Evliyâ, ertesi sabah diğer hizmetlileri de çağırıp sorduğunda, gerçekten de tavukların tekrar insan olduğunu gördüklerini öğrenir. Hizmetliler eğer isterse onların üzerine işeyen kefereyi getirebileceklerini söyler, Evliyâ kabul eder.

Gelen kişinin cevabı şu şekildedir: 'Sultânım, ol karı başka soydur. Kış giceleri yılda bir kerre eyle kara koncoloz olurdu. Ammâ bu yıl tavuk oldu. Kimseye zararı yokdur'. Evliyâ bu olayda aklının başından gideyazdığını belirtir ve 'Çalıkkavak balkanı mel‘ûnunun her hâl i ahvâl i pür-melâli böyledir. Hudâ hıfz ide' diyerek anlatıyı noktalar.

(Evliya Çelebi Seyahatname’inde Cadı, Obur ve Büyücü Anlatıları ve Kurgudaki İşlevleri – Elif Öztürk Bitik)


Evliya Çelebi hakkında az bilinen noktalardan birisi de Kürtler ile kurduğu yakın münasebettir.

Aslen Kütahyalı olan seyyahımızın koruyucusu ve hamisi olan Melek Ahmet Paşa’nın Bitlis ve Van’daki görevleri sırasında Çelebi de kendisiyle beraber uzun yıllar Osmanlı’nın Kürt vilayetlerinde yaşayarak bu kadim halkı yakından tanıma fırsatı bulmuştur.

Çelebi’nin Kürtler ile ilgili Seyahatname'sinde ele aldığı konuların akademiyamızda yeterince işlenmemiş olması büyük bir talihsizlik olarak göze çarpmaktadır.

Konuyla ilgili Mardin Artuklu Üniversitesi’nden Mustafa Alpaslan’ın yapmış olduğu “Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde Kürtler” adlı çalışma dikkatleri çekiyor.

Alparslan, konuyla ilgili iyi bir okuma sonucu yakaladığı ayrıntılar, bizlere Çelebi ve Kürtlerin münasebeti hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.

Alparslan, çalışmasını tez olarak bırakmayıp genişleterek esere dönüştürmesi durumunda literatürümüze zengin bir kaynak kazandıracaktır.

Kürtleri yakından tanıyor

Evliya Çelebi uzun yıllar bir arada yaşadığı Kürtlerin bir yeknesak içerisinde olmadığının farkındadır.

Osmanlı’nın serhat boylarının bu kadim halkının karakteristiğini belirleyen iki temel unsur vardır: Bunlar dil ve coğrafyadır.

Çelebi, bölgede yaşadığı süreçte Sünni ve Müslüman Kürtleri kendisine yakın bulurken Şii ve Ezidi Kürtlere karşı ise neredeyse örtük bir düşmanlık gütmektedir. 

Kürtlerin savaşçı ve yiğitliğini yere göğe sığdıramayan seyyahımız, eleştirilerini sıralamaktan da çekinmez.

Kürtlere yönelik eleştirilerinin başında inatçılık huyları ve otoriteye karşı çabucak isyan etmeleri gelmektedir.

Savaştan korkmak ve ihanet etmek gibi huyları bulunmayan Kürtlerin, incir çekirdeğini doldurmayan sebeplerle otoriteye kılıç çekmeleri seyyahımızı çileden çıkartan özelliklerdendir.

Öyle ki seyyahımıza göre bir zamanlar Kürtlerin içerisinde yaşayan Yunus Peygamber, Kürtlerin inatçılık ve kavgacılığından bıkarak şehri terk etmişti;

Hz. Yunus kâh bu Nenîvî şehri’nde otururmuş ve kâhice Musul şehrinde otururmuş. Sonunda Yunus Nebî inatçı Kürtlerin taşkınlık ve ayaklanmaları derdinden Musul şehrini terk edip Akra’nın Humeydiye kavminden nice inançlı adamlar ile batı tarafa giderek Akdeniz kıyısında Sayda şehrine gelip deniz kıyısında küçük bir kulübe inşa edip ibadet ile meşgul oldu.

(Evliya Çelebi Seyahatname Cilt 4)


Seyyahımıza göre Kürtlerin kavgacılığının ise özel bir sebebi yoktur. Kürtlerin çok düşkün oldukları satranç ve kavgadan vazgeçememeleri onların hayatlarının bir rutinidir:

Bir kere cami içinde sadranç oynaşırlarken Kürt kavminin kabı dar olduğundan birbirleriyle 'kişo mişo' derken yaka paça olup birbirlerini hançer ile camide parça parça edip öldükleri meşhurdur. O zaman yasaklamışlar ama yine bazıları camide leclâc sadrancı oynarlar.

Kürtlerin fiziksel özellikleri

Evliya Çelebi, Kürtleri tek bir millet olarak ele almaz. Fiziksel açıdan kişisel temizliklerine dikkat etmeyen Ezidi Kürtleri sert bir şekilde eleştirirken; Malatya, Van, Diyarbakır ve Bitlis Kürtlerinin güzelliğini övmekten kendisini alıkoyamaz.

Şüphesiz ki bu beldelerin çoğunluğunun Sünni olmasının Seyyahımızın güzellik algısını etkilediğini söylemek mümkündür:

Orta boylu, sağlam bünyeli, güzel yüzlü ve iri adamları olur. En az yaşayanları yetmişe seksene ulaşmış iken çalışmak ve kazanmaktan geri durmazlar ve her an cimâdan kalmayıp yüz sene yaşarlar. Güzel ve sevimli sayısız çocukları vardır. Gençleri güzellikte ve tatlılıkta, hoş görünüşlü, peri yüzlü, ay parçası gibidirler. 


Havasının tatlılığından erkekleri sağlam yapılı olup ömür müddetleri yetmişe altmışa ermişken dişleri parlak inci gibi tane tanedir ve son derece yaşlanmışlarken yüzlerinin renkleri biraz kırmızıca dinç ve zinde adamlardır. Suyu ve havası hoş, gençleri sevimli, güzel yüzlü, hoş görünüşlülerdir.

(Evliya Çelebi Seyahatname Cilt 4)

Müslüman ve Sünni olmayan Kürtler mevzubahis oldu mu seyyahımız kendilerini fiziksel açıdan da hiç beğenmez.

Evliya, Ezidiler için oldukça sert ifadeler kullanmaktadır:

Genellikle kısa boylu, başı lahana-baş ve boynu hemen başı sanki omzundan bitmiştir. Ama, omuzları geniş, kin dolu göğüsleri enli, belleri kalın, pazuları ve baldırları geniş ayakları enli, gerçi dev elli ve ayaklılardır ama at binici değillerdir.

Gözleri siyah ve yuvarlaktır ve kaşları gayet gürdür. Bütün vücutları kara koyun pöstekisi gibidir. Ağızlarına pabuç sığar, at dişli adamlardır. Gerçekten de garip görünüşlü, çirkin, heybetli ve dev çehreli heriflerdir.

(Evliya Çelebi Seyahatname Cilt 4)


Seyyahımız Evliya Çelebi’nin Ezidi Kürtler ile alakalı eleştirilerini çok üst perdeden sıralar ve kendilerini 'gulyabani suratlı' olarak betimlemekten geri durmaz:

…Sincar Dağı‟nın bir tarafına Saçlı Dağı derler, o amansız dağların içinde 44-45 bin Yezidî ve Bapirî kelp-perest (köpeğe tapar) kefere ve fecereden daha kötü bir alay vahşi, yabani, isyankâr, gulyabanî suratlı, tüylü, dinsiz Yezidî Kürtleri vardır. 

(Evliya Çelebi Seyahatname Cilt 4)


Fiziksel özellikleri verilen insanların tamamının erkek olmasını ise Evliya Çelebi, kadınların erkeklerle aynı ortamda bulunmaması ile açıklar.

Seyyahımız uzun yıllar yaşadığı Kürt beldelerinde neredeyse hiç genç bir Kürt kızının yüzünü görememiştir:

Kadın tayfasını çarşı pazarda görmediğimizden malumumuz değildir. Ancak Râbia-i Adeviyye mertebesinde perde ehli, dindar ve güzel yüzlü kadınlarını kendileri överler. Gerçekten de kapalıdırlar.

(Evliya Çelebi Seyahatname Cilt 4)


Çelebi, Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın sınırlarını ise Erzurum’dan başlatarak Basra’ya kadar götürür; ama ne Erzurum’daki Kürt’ün ne de Basra’dakinin birbirine hiç benzemediğini defaten vurgulayacaktır:

Büyük memlekettir, bir ucu Erzurum diyarından Van diyarına, Hakkari diyarı, Cizre, İmadiye, Musul, Şehrezûl, Harir, Ardalân, Bağdad, Derne, Derteng ve ta Basra'ya varıncaya kadar 70 konak yerde bu dili konuşan insanlar bulunur.

… Ancak bu Kürtlerin yayıldığı bölgenin derinliği uzunluğu kadar geniş değildir. Doğu tarafında Acem sınırında Harir ve Ardalân'dan Şam toprağına ve Irak-ı Arab toprağı ki Haleb toprağıdır, o iki temiz toprağa kadar genişliği 20-25 konak ve daha azı 15 konak yerlerdir.

 
Kürtlerin nüfusunu ise saptamaya çalışan Evliya, oldukça abartılı rakamlar zikretmektedir: 

Ama bu kadar ülkeler içinde beş kere yüz bin (500 bin) tüfeng atar Şafiî mezhepli ümmet-i Muhammed vardır. Ve tamamı 776 adet kale sayılır ki hepsi mamurdur. 


Çelebi, Kürtlerin bu denli yoğun bir nüfusa sahip olmasının nedenini Hazreti Ali’nin Kürtler için ettiği hayır duasıyla açıklamaktadır:

Tâ Hz. Yunus'tan beri imana gelip Kürt dilini konuşur kalabalık bir kavimdi. Hicretten sonra H. 36 (M. 656-7) Hz. Ali Humeydiye kavmini İslâm dinine davet etti, ancak onlar davete uymadılar. Hazret-i Ali kalabalık asker ile gelince hepsi Hz. Ali‟nin ayağını tozuna yüz sürerek İslâm ile şereflendiler. Hâlen Akra kavmi gayet mümin, muavahhid ve Şafiî mezhepli Sünnî kavimdirler. Ve has Kürtlerdir. Hz. Ali bu kavme dua ettiğinden çoluk çocukları hesapsızdır.

Evliya Çelebi ve Kürtçe

Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde Kürtçe'ye de yakın bir ilgi göstermiştir.

Öyle ki bu dilin birbirinden ayrılan lehçelerini ve farklılıklarını yakından gözlemlemiştir.

Seyyahımıza göre Kürtçe'deki farklılıkların en temel nedeni Kürtlerin çok geniş bir coğrafyaya yayılmasıdır. 

Kürtlerin yaşadığı yerler dağlık, taşlık ve uçsuz bucaksız ovalar olduğundan 12 tür Kürt dili vardır.

Ve her ülke kavminin bir çeşit kelimeleri, ibareleri, sözleri vardır ki birbirlerinin lehçesini bitişiğinde olan kimseler anlar, yoksa bir ülkesi uzak olan kimseler iki ülke aşırı olan kavmin sözlerini tercüman ile anlar.


Seyyahımız, Kürtçe'deki farklılıkları tespit etmekle yetinmez. Kürt edebiyatının seçkin şiirlerine de eserinde yer vermekten geri durmaz.

İsmi belirtilmeyen bir şairin Elvand Dağı için söylediği şiiri de eserine almıştır:

Elvend-i mâ levend-i mâ 
Bâdâş yâr-ı ğâr-ı mâ 
Yek câm be-dih în bâde-râ 
Ferzend-i kûh-Elvend-i mâ

Elvendimiz levendimiz.
Mağara arkadaşlarımız olsun bizim.
Bu badeden bir kadeh sun bize.
Sen bizim Elvend dağının çocuğusun.

(Mustafa Alparslan;
“Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde Kürtler”)


Seyyah-ı âlem ve nedim-i beni âdem Evliya-yı bî-riyâ; yani dünya gezgini, insanoğlunun dostu, riyasız Evliya Çelebi bir gün Peygamber efendimiz ve ashabını rüyasında gördü ve onlarca yıl sürecek bir seyahate çıktı.

Bu seyahatlerinde görüp yazdıkları 10 ciltlik devasa bir esere dönüştü. O gördüklerini olduğu gibi kâğıda aktarmadı, zengin hayal dünyasının süzgecinden geçirerek ölümsüzleştirdi. 

Osmanlı’nın kadim halklarından birisi olan Kürtler de seyyahımızın hayal gücünden en fazla nasiplenen Osmanlı tebaasının başında gelmektedir.

Çelebi, Kürtleri yiğit ve namuslu olarak tasvir etmiştir. Kürtlerin Müslüman Sünniler olarak gerek İslam’a gerekse de Osmanlı’ya büyük katkıları olduğunu belirten seyyahımız, Ezidi ve Şii Kürtlerden ise pek hazzetmemiştir.

Yine de gözlemlerini aktarırken taassup ve kavmiyetçilikten uzak bir şekilde Kürtleri değerlendirmiş ve Osmanlı Kürtleri hakkında tarihi vesikalarda ulaşamayacağımız birçok bilgi ve efsanenin günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.