1. YAZARLAR

  2. Meryem GÖÇER

  3. ETKİLİ İLETİŞİMDE EFEKTİF YOL HARİTASI
Meryem GÖÇER

Meryem GÖÇER

Yazarın Tüm Yazıları >

ETKİLİ İLETİŞİMDE EFEKTİF YOL HARİTASI

A+A-

 

İnsan davranışlarının iletişim kurulan kişilerle bir benzeşme gösterebileceği artık bilimsel deneylerle ispat edilmiştir. Bu mesele transaksiyonel analiz kuramının kapsamına girmekte ve daha öncesinde Peygamber AS ‘ın sünneti ile sahabe ve alimlerin tecrübelerinde konu çoğu kez örneklerini sergilemiştir.

 

Şahısları etkileyebilmenin yeni yolları daima araştırmaya açık olmakla beraber bazen çatışmaları engellemenin bir yöntemidir. Kişiler sempatik buldukları insanlarla ilişkilerini sürdürmek isterler ve bilinçli ya da farkında olmaksızın konu yerine şahıslara veyahut nasıl konuşulduğuna bakarlar. Böyle bir bilgi ise iletişim becerisinin sözcüklerden daha fazla davranışsal eğitimle geliştirilebileceği sonucuna ulaştırır.

İletişim; bir gönderici tarafından alıcıya sözlü ya da sesli mesaj iletilmesi fakat aynı zamanda alıcı tarafından mesajın çözümlenebilmesidir. Bu psiko-sosyal süreçte kişiler, mesaj, kanal yani aktarım mekanizması gibi ögelerin yanında algılama kabiliyeti gibi unsurların varlığı tamamlayıcı bir role sahiptir. Söylenilenlerin anlaşılması, zihnin dinlemeye açık olması ve geri bildirim iletişim için önemli süreçlerdir. Bu çalışma iletişimin daha etkin olması için fark edilmeyi hak eden bazı konularla beraber hatırlatılma mahiyetindeki etkili iletişim yollarını kapsamaktadır.

İletişime ve topluma en fazla zarar veren olgu olarak ‘’yalan’’ ele alınmalıdır. Hali hazırda bir kişilik problemi olan yalan söyleme bugün ki yaşamda siyasette, ticarette, evliliklerde ve yaşamın nerdeyse tüm alanlarında görülebilmektedir. Yalan uzmanı Pamela Meyer yakın gelecekte insanların yalanı fark etme becerilerinin gelişeceğini dolayısıyla kişilerin zorunlu olarak dürüst olmayı tercih edeceklerini belirtiyor. Yani kişilerin yalan söyledikleri anlaşılmaya müsaittir ve fark edilen yalan alıcı zihninde kalıcı-olumsuz etkiler bırakır. İnsanlarla iyi iletişim kurmanın en değerli unsuru güvenilir olmaktır ve sıdk olmak tüm Peygamberlerin sıfatı olmuştur. İnançlı insanlarda bulunmaması gereken yalanın karşısında Müslüman yaşamın her devresinde ve zemininde dürüstlüğü yaymalıdır. Alışkanlık haline gelen yalan kalpte bir hastalık olmuştur ve acilen tedaviye muhtaçtır. Yalanla alakalı belirtilmesi gereken birkaç husus ise şunlardır:

*Müslümanın yalan söyleyebileceği yer başka kişiler arasında oluşan-oluşabilecek negatif durumları düzeltmek maksatlı olabilir. Bir yemekte arkadaşınız kulağınıza eğilip ‘’ …aslında yemekleri hiç beğenmedim’’ dediğinde ve bakışları üzerinizde fark ettiğinizde ‘’bana yemekleri beğenmediğini söyledi sadece’’ demeniz arkadaşın utanmasına ve ev sahibinin üzülmesine sebep olacağından böyle bir tutum yerine konuyu değiştirmek daha uygun bir davranış olacaktır. Dürüstlükle patavatsızlık arasındaki ayrımın iyi anlaşılması gerekir ve doğru olanın yerinde, ölçülü söylenmesi gerektiği de hatırlatılmalıdır.

* Güvendiğiniz ve sevdiğiniz biri dürüst davranmadığında kendinizi sorgulamaktan çekinmeyin. Çünkü korku, endişe gibi duygular kişinin iradesini zayıf bırakabilir. Yalanı fark ettiğinizi söylemeniz ilişkide ikincil bir sorun yaratır ve karşınızdaki size karşı utanma-çekinme-saygısını yitirebilir. Mesela çocuk babasına ödevini yapmadığı halde yaptığını söylemişse anne aracı bir kişi olarak ‘’ödevlerin seni çok yorduğunu biliyorum biraz oyun oynadıktan sonra ödevlerini bize göstermeye ne dersin? Hem babanla ben eksiklerini fark edebiliriz’’ gibi kabaca olmayan bir tavırla ve zaman vererek çözüm oluşturabilir. ‘’ Getir

ödevini hemen kontrol edeceğim’’ söylemi çocuğun öz saygısına büyük hasar verir ve kendisine güvenilmeyen bir insan daha fazla hata yapmaya müsait hale gelir.

*Müslüman insan sadece konuştuklarında değil hazırladığı evrakta, sosyal medyada ya da bilimsel çalışmalarında da dürüst olmak zorundadır. Müslüman elinden ve dilinden insanların emin olduğu kişi sıfatını taşımadıkça Allah ile arasında perde olur ve insanlarla arasında oluşan kalın duvar onu çıkmaza ve huzursuzluğa sürükler. Yalan söylemeye devam eden birinin içinde bulunduğu ortamın insanları tarafından sevilmesi, önemsenmesi de kaçınılmaz olarak zorlu bir hale gelir.

Etkili iletişimde en kritik hususların başında ‘’kalp temizliği’’ ve bunun dışa yansıması gelmektedir. Buna aynı zamanda samimi olmak da denebilir. Kalp temizliğine en fazla zarar veren olgu ise gıybettir. Gıybet ailede eşler arasında problem oluşturmakta, iş yerlerinde huzur ve verimlilik düşüşüne etki etmektedir. Kişiler arasında kin oluşmasının önemli bir etkeni olarak gıybet kalben dahi sakınılması gereken bir özelliktir. Mesela bir öğretmen sınıfında başka bir öğretmen ya da öğrencinin arkasından konuştuğu sürece çocukların üzerinde otoriteden başka bir etki bırakamayacağı bilinmelidir. Herhangi biri konuşmaya başladığında kötüleme-gıybet metoduyla attığı ilk adımdan sonra dinleyiciler için bir sonraki konu önemsiz hale gelecektir. Arkadan çekiştirmek İslam’da ölmüş kardeşin etini yemek gibi bir benzetilmeye tabi tutulmuştur. Böylece günahın boyutunu tahayyül edilebilmek mümkündür. Günahın olduğu bir konuşmada sevgi-huzur duygusu oluşmaz ve kişiler arasında itici bir faktör olarak gıybet; beğenilmeme, aşağılanma gibi olumsuz duygulara zemin hazırlar. Gıybete eğilimi olan kişi ortam ya da arkadaş değiştirebilir ya da kendine ceza vererek bu duygusunu kontrol altına alabilir. Kişi böyle kötü bir haslete sahip oldukça hırçınlaşır, saldırgan hale gelir, kaygı düzeyi ve mutsuzluğu artar ve yaptığı işlerden memnun olmaz dolayısıyla insanlarla konuştuğunda bilgi-eğitim-yakınlık seviyesinin karşısındakiler için önemi yitirilmiş olur. İnsanlar huzura ihtiyaç duyarlar ve bu arzuları arttıkça-huzur açlığı yaşandığında çevreden soyutlanma isteği başlar. Yani insanlar bir problemi çözmeye çalıştıklarında ya da fikirlere ihtiyaç duyduklarında gıybet eden kişilerin düşüncelerinin bir önemi olmaz hatta bazen ilk uzaklaşılan insanlar olurlar.

Kalbe zarar veren diğer özellik ise kibirdir. Kibirden bahsetmeye başlanıldığında zihinlerde saniyeler içinde bazı portrelerin döngüsel devinimi başlayacaktır. Kendinden çokça bahseden insanlar, övülmekten hoşlananlar, karşılarındakini ciddiye almayanlar, mesajlara cevap verme gereksinimi hissetmeyenler, dokunulmazlığı olanlar ve onlarcası aslında herkesin eylemlerini fark ettiği ayrıca sevmediği kişilerdir. Bir işveren ya da müdür için zihninde küçümsediği insanların duygusunun pek bir önemi olmayabilir. Fakat konuşmalarındaki samimiyetsizliğin dinleyiciler tarafından anlaşılması kaçınılmazdır. Mesela bir üniversite hocası öğrencisinin dersteki hatasını görüp hakaret etmeye-aşağılamaya başladığında aşağılanan kişide nefret duygusu-öfke- üzüntü oluşur. Sınıftaki neredeyse diğer tüm kişilerde aynı duygular oluşacak ve böyle olumsuz bir enerjinin geri dönüşü o hoca için başarısının ya da söylemlerinin kitaplardakinden öteye geçmemesi anlamına gelecektir. Böyle bir hoca’’ derse katılın!’’ dediğinde öğrenciler için derse katılmak eylemi artık arzusuz ve zorunlu yapılan bir görev olacaktır. Bu bir örnektir sadece. Birçok kurumda başarısızlığın altında yatan temel etken olarak kibir bilimsel çalışmalarda yerini bulmuştur. Dindar insanda ise böyle bir hissin ve yansıyan tutumlarının varlığı hayatını uğruna idame ettirdiği değerlerine ters düşer ve ibadetlerinin değerini yok edecek noktaya getirir. Sağlıklı bir iletişim isteniyorsa kişilere karşı ayırt etmeksizin saygı duyulmalı, empati kurulmalı ve karşıdaki insan asla aşağılanmamalıdır. Bir TV programındaki konuşmacının kendini elit-zeka düzeyi yüksek kategoride görmesi

dinleyicilerin gözlerinden kaçırmayacakları bir detaydır. Mesela kişiler çocuklarla iletişime geçtiklerinde diz çöker ve gözlerine bakarak anlatmak istediklerini ifade ederler ve bu tutum çocuğun yetişkin kişiyi kendine yakın hissetmesi anlamına gelir. Yukarıdan konuşulduğunda dinleyici konuşmadan etkilendiği için değil korku veya çıkar gibi başka nedenlerden ötürü karşısındaki ciddiye alır. Kişiler ise kibirli birinin karşısında asla zayıf durmamalı ancak nezaket korunmalıdır.

Şahısların konuşmaları düşüncelerinin bir yansıması olsa da konuşmaların aynı şekilde düşünceleri etkilemesi inanılmaz bir gerçektir. Bu bağlamda Peygamber AS ‘’Ya hayır konuşun yahut susun!’’ diyerek konuşmanın ölçüsünü belirtmiştir. Mesela sosyal medyada kriz-kaos gibi olumsuz beklentilerin ifade edilmesi okuyucuların ve bizatihi yazan kişilerin davranışlarında savunma reflekslerine yol açar ve huzur düşüşüne etki eder. Aslında realist düşünmekle olumsuz konuşmanın doğrusal bir bağlantısı yoktur çünkü sosyal olguların matematiksel gerçekliği ispat edilemez. Olumsuz öngörülerin dışa vurumu ise neticeyi iyileştirmez ve tedbir için düşünme fırsatını azaltır.

Değinilmesi gereken önemli bir konu da telkindir. Charles Dickens’in ‘’Asılmış Adamın Gelini’’ kitabında telkinin ne denli önemli olduğu kolaylıkla fark edilmektedir. Bir salonda olduğunuzu farz edin ve konuşmacı salona girdikten hemen sonra şunları söylüyor: ‘’Odaklanamadığınızı biliyorum ve bunun sebeplerini size söyleyeceğim…. Az önce söylediğimi net anlamadınız değil mi! O zaman odaklanamadığınızı test etmiş olduk. Şimdi çözümleri konuşalım…’’ Böyle bir konuşmada net bir çıkarım vardır ve çoğunlukla telkini barındırmaktadır. Aynı ifadelerin farklı şekillerde tekrar edilip algılanmasını sağlamak şeklindeki bu süreç istismara açık haline gelmiştir. Başka bir örnek daha konunun anlaşılmasını sağlayacaktır. Bir öğrenciye söyle denildiğini varsayalım.’’ Biyolojiden anlaman imkansız gibi çünkü biyoloji çok zor bir alan. Senin kabiliyetin başka yönlere, bak sana bir örnek vereyim; hoca hücreyi anlatırken sen benimle konuştun çünkü dersi dinlemek istemiyordun! Sen kesinlikle biyolojiyi yapamazsın biliyorum!’’ Alıcı öğrenci bu fikri kabul ettiği anda artık biyoloji alanı onun için çok zor hale gelir ve başarısızlığına ikna olur. Bu tür gözlemler yapmak için çevremiz ve özellikle iletişim araçları birçok örneği barındırmaktadır. Telkin, dini-siyasi-ahlaki görüşleri etkilemeye yönelik çok etkin bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Etkin-sağlıklı bir iletişim için aktarılan her bilginin güvenirliği sorgulanmalıdır ve gerektiğinde araştırılmalıdır. Kişi özellikle kendisine seçme olanakları vermekten kaçınan konuşmacılara yönelik algılarını kendi yönetebilme becerine haiz olmalıdır.

Etkili iletişim için özgüven önemlidir. Bir konuşmada eğer oturulacaksa dik durmak ve fazla eğilmemek öz güveni dengeli biçimde sergileyebilmek açısından önemlidir. Kafayı öne doğru eğerek konuşmak yakın olmayı istemenin bir belirtisidir ve çok yakın kişiler dışında bu davranış acizlik göstergesi olarak kabul edilir. Bacakları üst üste atmak ise kişinin karşıdakine yönelik üst konumda olduğunun ifadesidir tabi ki genel olarak böyle. Arkadaş veya aile ortamından ziyade iletişimin az olduğu kişiler açısından durum bu şekilde değerlendirilebilir. Konumuz bir mesaj alışverişinin olduğu durumlar için söz konusudur. Yani otobüse bindiğinizde yanınızdaki kişi bacaklarını üst üste atmışsa kendini karantinaya almış olduğunu anlaşılıp iletişime geçmek için adım atmaktan vazgeçilir.

İyi bir konuşma etkili iletişim için gerekli araçlardandır. Kelimelerin doğru ifade edilmesi ile vurgulamaya dikkat edilir. Konuşma esnasında ‘’şemsiye’’ yerine ‘’şemşiye’’ denildiğinde dinleyici saniyelerce bu kelimeye dikkatini verebilir. Mesela siz

konuşurken’’acaba hiç mi imla kılavuzuna bakmıyor? Acaba benim anladığımı mı kast etti? Bence bu kişi başka kelimeleri de yanlış biliyor...’’gibi algıların oluşması muhtemeldir. Hakkında kesin bilgi sahibi olunmayan meselelerde kesinmiş gibi konuşmak dinleyiciyi uzaklaştırır. Bir konu hakkında konuşmak zorundaymış gibi hissetmemize gerek yok çünkü sükut etmek de iletişimde bir yöntemdir ve kimi zaman bağları güçlendirir. Karşımızdaki insanı kelime kalabalığına boğmak yani sürekli konuşmak bizi anlamasını sağlamak yerine bazen mesafeli olmasına hatta başının ağrımasına sebep olur. Bir konuşmada sesin çok yüksek ya da alçak olması ya da yapmacık konuşmalar iletişimin önünde engellerdir. İnsanlar samimiyeti hissederler ve duygularımız kelimelerden daha fazla karşıdakini etkiler.

İyi bir konuşmacı etkin iletişim kurabilen kimsedir ki açık veya örtük mesajları dinleyicilerin zihnine yolladığında kişiler bunu algılar ve etkilenirler. İletişim karşılıklı olduğunda etkileşim olur ve doğru bir iletişim iyiliği emredip kötülüğü sakındırmak için gereklidir. Konuşmalarda kişi kendinden olabildiğince az bahsetmeli ve aşırı tepkilerden kaçınmalıdır. Bir kişi konuşmasına birilerine övgüyle başladığında o konuşmanın genel cazibesi yok olmaya doğru sürüklenir. Bir rehberlik uzmanının başarıdan bahsederken ‘’benim kızım inanılmaz disiplinlidir, sabah erken uyanır ve şimdiye dek kafasına koyduğu her şeyi yaptı…’’ tarzındaki konuşması dinleyicilerin kendilerini 1-0 geride hissetmeleri ve‘’ başka biri konuşsa daha iyi olurdu’’ şeklinde düşünmelerine sebep olabilir. Çok fazla samimi davranışlarla sağlıklı bir bağ kurulmaz, samimiyetten önce tanıma, güven ve değer gelir. Reklamcılar ve satıcıların çok yakın diyalog kurmaları hem kendilerini hem de karşıdakileri bir süre sonra rahatsız edecektir. Biriyle iletişime geçmeden önce gözlemlemek uygun bir eylemdir. İnsanların birbirleriyle ortak noktalar bulmaya çalışmaları yakın olmak, bilgiden istifade etmek veya zaman geçirmek için kullanılan bir yoldur. Öğretici pozisyonda olmak abartıldığında kişiler bariz şekilde uzaklaşmaya başlarlar. Yaşlı bir teyzenin otobüste ‘’ Yavrum cama dokunma pis! Ay kuzum bu kadar ağır çanta taşınır mı! Çocuğum! Bak böyle takılır eldiven!...’’şeklinde konuşmaya başladığını ve üç kereden fazla tekrarla sürekli sizi ikaz ettiğini düşünün. Yol bitse de insem diye düşünür insan. Tıpkı bu şekilde öğrencilerimiz, eşlerimiz, çocuklarımız da komuttan hoşlanmazlar. İyi bir şey yaptırılmak isteniyorsa dahi öğretmen modundan çıkılmalıdır.

Bir konuşmada kelimelerin arasında fazla zaman bırakmak, kelime aralarına ‘’ıııı ıııı..’’ yerleştirmek, konuşurken başka araçlarla uğraşmak, konuşurken farklı taraflara bakmak, ses tonuyla çok fazla oynamak , gereksiz mübalağalar yapmak konuşmanın iyi olmasını engeller. İyi bir konuşmacıda nefes kontrolü olmadır -ki bu rahatlamayı da sağlar- ve kelimeler doğru şekilde telaffuz edilmelidir. İnsanların çoğu anlamadığı birilerini dinlemek istemezler.

Konuşmada giyimin düzenli ve güzel olması iletişimi bir nebze etkilemektedir ancak bazı iletişim kitaplarında abartıldığı kadar değildir. İletişimde çoğu zaman süreç vardır ve son derece güzel giyinen bir insandan ilk saatlerde alınan etkinin kalıcılığı tartışılır. İman, güven, saygı, dürüstlük gibi öğeler uzun süreli ilişkilerde yer alan temel faktörlerdir. Kişilik ve iletişimde kılık kıyafetin bu denli ön plana çıkarılması bir tür reklamcılıktır ve karakter ile davranışların arka plana atılmasına zemin hazırlamıştır. Güzel giyinmek sünnettir, kişi imkanları ölçüsünde güzel ve düzenli giyinir. Bahsedilen mesele ölçüyü koruyabilmektir. Elbette ki insanların karşısına pijamayla çıkan kişi onları ciddiye almadığını gösterir, bu izlenim olağandır ve vücudunu teşhir etmemek karşıdaki insana duyulan saygıdır. Fakat hali hazırda gelirinin önemli bir kısmını giyime harcamak, sadece süslenmek için her gün saatler harcamak ve bu eylemlerin de sonucunda gösteriş yapıp diğer insanlarda üzüntüye yol açmak elbette ki

başarıyı değil geçici bir kazancı doğuracaktır. Müslüman insan için başarı karşısındakilerden aldığı teşekkür ya da övgüler değildir. Başarı diye nitelendirilenler ve bu amaçlara yönelik argümanlar toplumu ciddi bir iletişimsizliğe sürüklemiştir. Etkili konuşma kıyafet ya da mevkiden ziyade samimiyet ve içtenlik içerir. İslam ölçü dinidir ve kişiler her anlamda orta yolu bulup aşırıya kaçmamaya gayret etmelidirler. Etkili iletişim için diğer bir husus temiz olmaktır bilhassa diş temizliğine özen gösterilmelidir. Karşıdaki insanda iyi bir etki bırakmanın bir detayı da güzel kokulu olmaktır.. Bebekler annelerini kokudan tanırlar ve bir evin kokusu orada hissedeceğiniz duygular için bir adrestir.

Önemli bir başka konu tebessümün iletişim için en yapıcı eylem olmasıdır. Gerçek bir tebessüm sırıtmaktan oldukça farklıdır ve sadece dudaklarla değil gözler, göz kenarları, yanaklar, jestlerle kendini belli eder. Ümmet birbirine karşı yapıcı, sadık, güler yüzlü olmalıdır. Bir toplantıya asık suratıyla gelen birinin diğer arkadaşlarının huzur ve enerjilerini kaçırdığı bilinen bir gerçektir. Aradaki bağları güçlendirmenin kalıcı yolu da selamı yaymaktır.

İletişimle alakalı belirtilmesi gereken son konu Kur’an okumanın zihni berraklaştırdığı, konuşmayı güzelleştirdiği, kalbi temizlediği gerçeğidir. Allah’a yakın olmak ve amelleri iyileştirmek için okunan Kur’an-ı Kerim dil öğrenme becerisini, telaffuz kolaylığını sağlamaktadır. Odaklanmanın geliştirilmesine ve karamsar bakış açısı yerine gerçekçi, sakin, mantıklı karar yetisinin sağlanabilmesine etki etmektedir. Dolayısıyla Müslümanın Allah ile geçirdiği vakit artıkça eşanlı olarak diğer insanlarla kurduğu iletişimde iyileşmeler olacaktır. İnsanlar kendilerine ve diğer insanlara hak ettikleri değeri vermedikçe ve paylaşma duygusu benimsenmedikçe iletişimdeki çatışmaları çözmeye yönelik sunulanlar havada kalacaktır. ‘’ Kertenkele’’ filminde söylenildiği gibi ‘’Dünyada yaşayan insanların sayısı kadar Allah’a ulaştıracak yollar vardır’’ Ve Allah’a giden tüm yollar insanların kalbinden geçer. Güzel bir kalbe sahip olmak ve insanlara değerli olduklarını hissettirmek iletişimde başarının yegane yoludur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum