1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Eser Karakaş: 'AK Parti uzlaşırsa siyasette biter'
Eser Karakaş: 'AK Parti uzlaşırsa siyasette biter'

Eser Karakaş: 'AK Parti uzlaşırsa siyasette biter'

A+A-

Türkiye’nin uzlaşmaya değil, radikalizme ihtiyacı var. Sivil anayasada, temel hak ve özgürlüklerde uzlaşma yapılmaz. AKP hiç uzlaşmadan büyük reformlar yapmak zorunda."

"Bugün Türkiye’de temel çatışma ekonomiyle hukuk arasında yaşanıyor. Bu uyumsuzluk  çözülecek. Bir trilyon dolarlık milli geliri olan bir ülkenin bu hukukla yürütülmesi mümkün değil."


"AB’yi istemeyenler cumhuriyeti değil diktatörlüğü savunuyorlar. İçi, demokrasiyle ve hukuk devletiyle doldurulmamışsa, o bir cumhuriyet değildir. Türkiye ve Rusya cumhuriyet değildir."


 


NEDEN? ESER KARAKAŞ


Türkiye’nin güvenilir, adil bir hukuk sistemi yok. Onun için de neredeyse hiçbir olay burada tam bir netlikle ortaya çıkmıyor. Yargının her kararı, gerek siyasette, gerek ekonomide bir belirsizlik yaratıyor. Anayasa Mahkemesi’nin, AKP’yi kapatma davasıyla ile ilgili kararı da bu belirsizliğin tipik bir örneği oldu. Mahkeme, iktidar partisinin “laiklik karşıtı” olduğunu kabul ediyor ama partiyi kapatmıyor. Sadece bu durum bile bir ülkeyi karmakarışık edebilir. Mahkemenin “laiklik karşıtı” dediği iktidar partisi bundan sonra ne yapacak? Altı yüksek yargıcının laiklik karşıtı bulduğu AKP meşruiyetini sağlayabilecek mi? Yaralanmış bir parti olarak ülkeyi yönetebilecek mi? Yönetebilmesi için neler yapması lazım? Eğer bunları yapamazsa hem Türkiye için hem de kendisi için bunun siyasi ve ekonomik sonuçları ne olur? AKP başına gelen olaylardan sonra herkes için demokrat bir çizgi izler mi? Bütün bunları Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Eser Karakaş’a sorduk.


***


Anayasa Mahkemesi, AKP’yi kapatmadı. Bu kararı nasıl karşıladınız?


Her şeye rağmen olumlu karşıladım. Türkiye’de normalin peşindeyim ben. Normalin referansı da Batı hukuk düzenidir. AK Parti’nin kapatılması, Türkiye’nin normalleşmesinin önünde ciddi bir engel olurdu. Çünkü Batı hukuk düzeninde normal olan, bir sene önce yüzde 47 oy toplayan ve şiddetle ilişkisi olmayan bir partinin kapatılmamasıydı.


Mahkeme, AKP’yi kapatsaydı ne olurdu?


Siyasal bir facia yaşanmazdı. Ama bireysel bir facia yaşanırdı. Kapatma kararının ardından çıkacak olan siyasi kaos iki yılda tekrar doğal mecrasına dönerdi. Ama o sırada ekonomi çok ciddi yara alacaktı. Yaratılan siyasal kaosun insanlara maliyeti çok büyük olacaktı. Küçük büyüme, hızlı fakirleşme ve büyük işsizlik yaşanacaktı ki, bu Türkiye gibi işsizi ve genci kalabalık bir ülke için bu,  ‘bireysel facia’ demektir. Türkiye, Anayasa Mahkemesi’nin AK Parti’yi kapatmama kararıyla uçurumun kenarından döndü.


Anayasa Mahkemesi, AKP’yi kapatmadı ama  ‘kapatılsın’ diyen üyelerin sayısı, ‘kapatılmasın’ diyenlerden fazlaydı. Mahkeme’nin altı üyesi AKP’nin “laiklik karşıtı odak” olduğunu düşünüyor. Bu durum siyaseti nasıl etkiler?


11 yüksek yargıçtan altısının bu çağda kapatma yönünde bir karar üretilebilmesi, Türkiye’de hukukçuların zihniyetini, meselelere bakarken evrensel hukukla aralarına büyük bir mesafe koyduklarını, yerel hukuk tarafından yönlendirildiklerini gösteriyor. Türkiye’de derin bir sorun var. Bir süredir hukuk ve ekonomi diye bir ders veriyorum ve yüksek mahkemelerin kararlarını inceliyorum. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay’ın kararlarında bir ortak payda var.


Bu ortak payda nedir?


Üç yüksek yargı organı da uluslararası hukuktan çok az etkileniyorlar, kendilerini çok fazla yerel hukuk metinleriyle sınırlıyorlar. Halbuki yargıçların böyle bir zorunluluğu yok. Çünkü Anayasa’nın 90. maddesine göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Türkiye’nin iç hukukunun bir parçası oldu artık. Hâkimler, bu maddeye dayanarak kanaatlerini özgürlükler ve birey yönünde kullanabilirler. Ama onlar kanaatlerini sürekli yasaklar ve devlet yönünde kullanıyorlar. Ekonomide ve siyasette devletçiliği savunuyorlar. Ayrıca bir büyük hata daha yapıyorlar. Anayasanın demokrasi, laiklik, hukuk devleti ve sosyal devlet olarak özetlenen dört temel ilkesi arasında hiyerarşi kuruyorlar. Laiklik ilkesini, hukuk devleti ve demokrasi ilkelerinin önüne taşıyarak sistemi yaralıyorlar.


Biraz önce sorduğum sorunun cevabını alamadım. Anayasa Mahkeme’nin altı üyesi AKP’nin “laiklik karşıtı odak” olduğunu düşünüyor. Bu durum siyasi hayatı nasıl etkiler? 


AK Parti bundan sonra siyasette uzlaşma aramalıdır. Zaten siyaset, uzlaşma, taviz demektir. Birileriyle bir yerde buluşmak demektir. Ama hukukta, insan haklarında taviz ve uzlaşma olmaz. Hukuk devletinin normları bellidir. Hukuk devletini savunurken uzlaşmaya gitmek çok tehlikelidir. Demokrasinin ve özgürlüklerin tanımında, hukuk devletinin temel ilkelerinde uzlaşılmaz. 301’de uzlaşılmaz, Kürtçenin okullarda öğretilmemesinde uzlaşılmaz. Bir romancının roman yazma özgürlüğünün kısıtlanmasında uzlaşılmaz. Alevilerin haklarının sınırlanmasında uzlaşılmaz. Temel hak ve özgürlüklerde uzlaşma olmaz. Siyasette uzlaşma olur.


Siyasette hangi konularda uzlaşabilir peki?


Bütçe küçük mü, büyük mü olacak? Ordu 10 bin mi 650 bin kişi mi olacak? Senato olacak mı olmayacak mı? Bu gibi siyasi konularda uzlaşılır. Zira senatonun olması da, olmaması da hukuk devletine uygundur. Ama temel hak ve özgürlükleri belirleyen anayasa metninde uzlaşma olmaz. Bakın... Cumhuriyet’i kurarken nasıl Atatürk medeni hukuktan ticaret hukukuna bütün kanunları Batı’dan olduğu gibi aldıysa, Türkiye bugün de aynı yöntemi kullanacak. Temel hak ve özgürlükleri düzenleyen metinler uzlaşı sürecinde üretilmeyecek. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve AB’nin metinleri, içtihatlarını Türkiye olduğu gibi alacak. Bu yüzden Türkiye’nin şu anda en çok ihtiyaç duyduğu şey uzlaşma değil, radikalizmdir! Evrensel hukuk radikalizmidir!


Kapatma davası sürecinde çeşitli uzlaşmalar içine girdiği, pazarlıklar yaptığı öne sürülen ve laiklik karşıtı bir odak olarak düşünülen AKP bu söylediklerinizi yapabilecek mi sizce?


AK Parti’nin yapabileceği başka bir şey yok. Temel hak ve özgürlükleri Batı’dan olduğu gibi alırsa, kimse onun laikliği ihlal ettiğini ileri süremez, niyet arayamaz. Çünkü meşruiyeti ve referansı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’dir. Ama AK Parti, hak ve özgürlükleri içeride uzlaşmayla çıkarırsa, işte o zaman meşruiyeti, referansı sorgulanır. Türlü niyetler aranır.


Mahkeme’nin kararından sonra AKP şeriatçılık suçlamasından kolayca kurtulabilir mi?


Evrensel hukuku olduğu gibi Türkiye’ye uygularsa kurtulur. Yoksa işi çok zor. AK Parti yerel hukuku kendine referans almayı sürdürürse, başı daima belaya girecek. Partinin yöneticileri gerçeği galiba gördüler. AK Parti yaşayabilmek için hukuk radikalizmine gidecek. Bu anayasayla yok olmanın ucundan döndü. Parti kapatmayı, Venedik Kriterleri’yle bire bir uyumlu yaparsa rahat edebilir ancak.


Bizim gazete de çok önceden, yabancı diplomatlara dayanarak kararın ağustostan önce çıkacağını, kapatma olmayacağını ama para cezası verileceğini yazmıştı. Her şeyin önceden planlanmış olması size ne düşündürüyor?


Bu, baştan beri hukuk davası değildi. Dava açılmadan çok önce emekli org. Doğu Silahçıoğlu, geriye bir tek yolun kaldığını ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın kapatma davası açacağını Cumhuriyet’te yazdı. Dolayısıyla başından beri bu dava sürecini hukuk belirlemediği için her türlü pazarlık, her türlü melanet bu sürecin içine girdi. Bu dava hukukla başlamadı ve hukukla da bitmedi. Anayasa Mahkemesi hukuki bir karar vermedi. İki baskı arasında kaldı. ‘AK Parti’yi kapatmazsanız Türkiye laik devlet niteliğini yitirecek’ görüşüyle ‘AK Parti’yi kapatırsanız, Türkiye’nin AB’yle ilişkileri zedelenecek, ekonomi kaosa girecek’ görüşü arasında sıkıştı ve altıya beş kararı çıktı.


ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi Mark Parris, karardan iki hafta önce Türkiye’ye gelip AKP’nin kapatılmayacağını söyledi. Yabancı fonlar da böyle raporlar yazdı. Eski büyükelçi kimi temsilen Türkiye’ye geldi? Kimler borsada yüklü alımlar yaptı? Hukuk devleti diyorsak, hukuk her alanda uygulanmalıdır değil mi? Şimdi bunların Sermaye Piyasası Kurulu’nca araştırılması gerekmiyor mu? Siz maliye profesörüsünüz. İktidar partisinin kapatılmayacağı bilgisinin piyasalarda ne büyük haksız kazançlara, haksız rekabete yol açacağını bilirsiniz.


Doğru... Doğru...


Peki... AKP’nin kapatılmaktan kurtulmuş olması gelecek günleri nasıl etkileyecek sizce?


AK Parti bir tercihte bulunacak. Ya 2003-2004’teki gibi AB yolunda yürüyecek. Ya da başına yeni muhtıra, yeni dava gelecek. Bu konuda en iyi kalkan AB yolunda yürümektir. Önünde somut bir yol da var. 6 Kasım 2007 tarihli Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yer alan maddeleri gerçekleştirse, ortalama vatandaşının yaşam kalitesi artar. Siyasette başarı da ortalama yurttaşın yaşam kalitesini yükseltmektir.


Siz yapılması gerekenleri söylüyorsunuz. AKP’nin neler yapacağını değil. AKP’nin neler yapmasını bekliyorsunuz?


Bu büyük tehditten sonra bu yola gireceğini bekliyorum. Vasat bir zekâ bile, gene uzlaşmacı bir mantıkla işi götürürse bu tehditlerin sonunun gelmeyeceğini anlamıştır. Uzlaşma, daima hukuktan geri adım atmak demektir. AK Parti, evrensel hukuk ne emrediyorsa yapmak zorunda. Hemen sivil anayasa yapmak, AB için de cesur adımlar atmak zorunda.


AKP bu karardan sonra bunu yapabilir mi?


Yapmazsa siyasi hayattan silinir. Ya  darbeyle, kapatmayla silinir, ya da sandıkta silinir. AK Parti bu reformları yaşam tarzı olarak yapmayacak. Ayakta kalabilmek için yapmak zorunda kalacak. Bunları yapmazsa, ortalama yurttaşın yaşam kalitesi her gün düşecek. Türk insanı pragmatiktir. Bu durumda AK Parti yüzde 47 oyu bir daha asla alamaz. Bakın... Ekonomik programların ön koşulu evrensel hukuktur bugün. Bunu yapmadan Türkiye ekonomisinin sorunları bitmez.


Niye?


Türkiye’nin ekonomisini büyütebilmek ve işsizlere iş bulabilmek için dış kaynağa ihtiyacı var. Dış kaynak da evrensel hukukun olduğu yere geliyor. Ancak evrensel hukuk Türkiye’ye yılda 50 milyar dolar yabancı sermaye getirebilir ve Türkiye böylece cari açık problemini aşar ve yılda yüzde sekiz büyüyebilir.


AKP büyük reformlar gerçekleştirebilir mi?


Gerçekleştirmezse gider, yerine Türkiye’de radikal hukuk reformunu yapacak başka biri gelir. On yıl önce AK Parti mi vardı? Türkiye bir trilyon dolarlık bir milli gelire, on bin dolarlık fert başı gelire gidiyor. Dış ticaret hacmi üç yüz milyar doları aşıyor ve yılda 20 küsur milyar dolar yabancı sermaye çekiyor. Böyle bir ülkenin bugünkü gibi bir hukukla yürütülmesi mümkün değil. Hukukla ekonominin düzeyleri birbirine uymak zorunda. Uzun süre uyumsuz kalamazlar. Ya hukuk ekonomiye uyacak, ya da ekonomi hukuka uyacak. Eğer hukuk, ekonominin düzeyine çıkmazsa, ekonomi hukukun düzeyine inmek zorunda kalır ki... İşte bu fakirleşme demektir. Türk insanı, Anadolu sermayesi, Koç’u bilemiyorum ama Sabancı, hukuk yüzünden fakirleşmeyi kabul etmez. Bugün Türkiye’de temel çatışma hukukla ekonomi arasında yaşanıyor. Bu uyumsuzluk mutlaka çözülecek.


AKP kapatma davasından sakatlanarak mı, güçlenerek mi çıktı?


Sakatlanarak çıktı. Fakat sakatlanmayı bir fırsata dönüştürebilir. Çünkü hukukta uzlaşmanın ve radikalleşmekten vazgeçmenin sonucunu yaşayıp gördü. Muhtırayla, davayla karşılaştı. Tek bir hâkimin oyuyla yok olmaktan kurtuldu. Bunlar öğretici olmuştur. AK Parti radikal olmak zorunda. Eğer hukuki önlemler alınmazsa, cari açığın finansmanında sıkıntı çıkacak ve Türkiye finanse edebileceği kadar büyüyecek. Bu da yıllık yüzde 2-2,5 büyümedir. Bu, fakirlik ve işsizlik demekti. O zaman AK Parti’nin başına neler gelir bilinmez. Bakın... Şu anda dünya piyasalarında beş trilyon dolar dolaşıyor.


Evet...


Türkiye bunun yüzde birini çekse, yılda 50 milyar dolar eder ki, bu parayla cari açık problemini geride bırakır ve yüksek ekonomik büyüme gerçekleştirir. Ama bunun için iki şey gerekiyor. Bir, AB sürecinde ayağını gazdan çekmeyecek. İki, iç siyasal istikrar korunacak. Ama Türkiye AB sürecinde ilerlemedi hem de siyasi istikrarı sağlayamadı. Generaller gazete manşetlerinden sürekli konuştu. Hükümeti, AB sürecinde frene bastı. Dolayısıyla yılda 50 milyar dolar yabancı sermaye alabilecekken almadı.


AKP seçime gitmeli mi?


Gitmeli. Toplumda ciddi  kavga var. Mahkeme kararına rağmen AK Parti’nin meşruiyeti konuşuluyor. Erken seçimle halka gidip güven tazelemeli. Radikal adımları böylece daha güçlü atabilir.


AKP’yi iktidardan uzaklaştırmak için bir dizi olay yaşandı. Ordu muhtıra verdi, cumhurbaşkanlığı seçimleri geçersiz sayıldı, Cumhuriyet mitingleri yapıldı. Ama AKP, seçimlerde daha da güçlendi. Bu son karardan sonra AKP karşıtları kendilerini yenik mi hissediyorlar?


27 Nisan muhtırası öyle komikleşti ki, sahip bile çıkamıyorlar. Ergenekon davasıyla da yenilmişlik yaşadılar. Bu kesimde ciddi bir yenik hissetme duygusu var. Bu duygu mutlaka yeni tepkilere yol açacak. Osmanlı’da oyun bitmez. İttihatçı zihniyete sahip bu kesim sistemi tekrar istikrarsızlaştırmak için pekçok manevra yapacak. Anayasa Mahkemesi’nin kararına razı olmayacak. O yüzden seçime gitmek belki bu İttihatçı kesimi demokrasiye ikna etmek için bir fırsat olabilir. Çünkü halkın kendi çıkarının nerede olduğunu bilmediğini, halkın doğru karar veremediğini, eğitimsiz olduğunu düşünen faşizan bir kesim bu. Sandık sonuçlarına saygı göstermemeyi temel düstur haline getirmişler. Mümtaz Soysal geçenlerde “AB perspektifi uğruna cumhuriyetten vazgeçemeyiz” dedi. Herkes cumhuriyeti monarşinin karşıtı bir rejim olarak algılıyor.


Değil mi peki?


2008 yılında cumhuriyeti, yönetimin babadan oğla geçmediği rejim diye algılamak, cumhuriyete büyük hakarettir. Cumhuriyet denilen rejimin içi eğer AB standartlarında demokrasiyle ve hukuk devletiyle doldurulmamışsa, o bir cumhuriyet değildir, o diktatörlüktür. Bu çağda cumhuriyete cumhuriyet diyebilmek için içini mutlaka demokrasiyle ve hukuk devletiyle doldurmak zorundasınız.


Türkiye sizce cumhuriyet mi ?


Türkiye cumhuriyet değildir. Türkiye 2001 yılına kadar diktatörlüktü. Şimdi AB standartlarıyla cumhuriyet olmaya çalışıyor. Henüz cumhuriyet olamadı. Zaten AB’yi istemeyenler aslında cumhuriyeti değil, diktatörlüğü savunuyorlar. Mesela Rusya da cumhuriyet değil, diktatörlük.


Ergenekon çetesi de siyasi iktidarı yıkıp darbeye yol açmak için birtakım eylemler düzenlemişti. Şimdi onlar hapiste AKP ise iktidarda. AKP’nin bütün engellerin üstünden atlamış olduğu söylenebilir mi?


Bunu söylemek çok zor. Her şeye rağmen Türkiye iki, üç sene önceye göre çok daha olumlu bir yerde ama demokrasi  karmaşık bir süreç. Ergenekon çetesinin amacı evrensel demokrasi ve hukuk kurallarının işlemediği, kendi yerel ilkeleriyle yönetilen, dışa açık olmayan ekonomisi rant üreten kapalı bir toplum düzeni kurmaktır. Ergenekoncuların çok büyük bölümünün Gümrük Birliği’ne karşı olmaları tesadüf müdür? Açık piyasa ekonomisini savunan tek bir ulusalcı gösteremezsiniz. Çünkü bu projeler otoriterdir. ‘Oyunun kurallarını ben koyayım. İstediğim gibi yöneteyim’ projesidir bunlar. Aslında bugün Türkiye’de yaşanan kapalı toplum açık toplum kavgasıdır. Açık toplum taraftarları kendimize özgü demokrasi ve hukuk olmayacağını söylerken, kapalı toplumcular Türkiye’nin özel şartları olduğunu öne sürüyorlar.


Ergenekon üyeleri Anayasa Mahkemesi’nin bu kararından sonra darbenin artık gerçekleşmeyeceğini düşünürler mi yoksa şanslarını yeniden denemek isterler mi?


Denemek isteyecekler. Ama küresel dengeler, buna ABD; Pentagon, AB ya da ekonomik çıkarlar diyebilirsiniz, Ergenekon’la ordunun üst yönetimi arasındaki ilişkiyi kesti. Darbe olması ihtimali zayıfladı. Eğer Ergenekon’la ordunun üst yönetimi arasındaki ilişkiler sağlam olsaydı darbe tehlikesi olurdu. Çünkü darbeyi ancak genelkurmay başkanları ve kuvvet komutanları yapar. Ergenekon çaresiz kaldı. Ortada, altlarında tankı olmayan emekli generaller kaldı.


Ergenekon’un orduda uzantıları olduğu öne sürülüyor. Bu muvazzaflar ne olacak sizce?


Onlar kim bilir albaydır, tuğgeneraldir. Tuğgeneraller, tümgeneraller Avrasyacı olabilirler ama darbe yapamazlar. En büyük tehlike komuta kademesiyle Ergenekon arasında irtibat olmasıydı, birileri o irtibatı kesti. Hurşit Tolon’la Şener Eruygur’un tutuklanmalarına asker engel olabilirdi, olmadı. Açıkça onları teslim etti. Genelkurmay sitesinde, ‘her şey kanuni yapıldı’ denildi. Çünkü Avrasyacı zihniyetin sadece Türkiye’nin değil, ordunun da güvenliğini tehlikeye sokacağını galiba yukarıda birileri gördü. Bu YAŞ kararlarında orduda sadece irticai değil başka faaliyetlerden de tasfiye yaşanacak.


DTP de kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya. Sizce o parti hakkında nasıl bir karar verilecek?


AK Parti kendi kapatma davası biter bitmez Meclis’i tatile soktu. Halbuki bir şövalyelik yapmalıydı. DTP’nin kapatılmasını zorlaştıran anayasa değişikliğini yaptıktan sonra tatile girmeliydi.


DTP kapatılırsa siyasi sonuçları ne olur?


Yerine yenisi kurulur ama DTP’li milletvekilleri yasaklanırsa,  hukuk dışına kaymak isteyenlerin, şahinlerin eline büyük koz verilir. Çok kötü bir senaryo bu.


AKP yaşadığı son olaylarından sonra artık herkes için demokrat bir çizgi izler mi?


Demokrat çizgiyi içselleştireceklerini sanmıyorum ama pragmatik çıkarları onları mecbur bırakacak buna. Zinada tutum değiştirirken çok mu memnundular? Yapmak zorundaydılar ve yaptılar. Ayakta kalabilmek için şimdi de başka şeyleri yapmak zorunda kalacaklar...

 

taraf

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.