1. YAZARLAR

  2. Hilâl Kaplan

  3. Erdoğan'ın hikâyesi
Hilâl Kaplan

Hilâl Kaplan

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Erdoğan'ın hikâyesi

A+A-

Rize'nin Güneysu ilçesinden İstanbul'un Kasımpaşa ilçesine göç eden ailesinin üçüncü çocuğu olarak mütevazı bir evde hayata gözlerini açtı.

İlkokulda okurken cep harçlığı için İstanbul sokaklarını su ve simit satarak arşınladı. Ardından İmam Hatip Okulu'na yazıldı. Ancak o dönemde üniversite kapıları İmam Hatiplilere kapalı olduğu için fark derslerini vererek Eyüp Lisesi'nden diplomasını aldı.

Küçük yaşlardan itibaren futbola olan ilgisi, yeteneğiyle birleşince daha 15 yaşında Camialtı Spor Kulübü'ne transfer edildi. Ne var ki babası Ahmet Bey, oğlunun futbol düşkünlüğüne fena halde karşıydı. Bu yüzden babasını kırmak istemeyen Erdoğan, uzun süre futbolcu kimliğini babasından sakladı. Futbol ayakkabılarını bile eve sokmaz, kömürlükte gizlerdi. Ancak İ.E.T.T.'ye transferi vesilesiyle futbol kariyerinin de gizlenmesi imkânsızlaştı.

Takımının şampiyonluk kupasını kaldırdığı sene siyasete de girmişti. İlk seçim başarısını 22 yaşındayken kazanarak, 1976 yılında Millî Selamet Partisi Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanı ve ardından İstanbul Gençlik Başkanı oldu.

12 Eylül darbesi, iki yıllık evli ve bir yaşındaki bir oğlan babası Erdoğan için de bir dönüm noktası oldu. Futbola veda etti. Siyasî hayatı mecburen askıya alındı. Marmara Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra özel bir şirkette çalıştı. Ama gönlünde yatan hep siyaset oldu. Darbe sonrası Millî Selâmet Partisi'nin devamı olarak kurulan Refah Partisi'yle beraber Necmettin Erbakan'ın yanında siyasî yaşamına geri döndü. İstanbul İl Başkanlığı'nın yanı sıra Refah Partisi MKYK üyesi oldu.

Uzun ve çetrefilli bir yolun ardından 1994'te, âşık olduğu İstanbul'un belediye başkanı oldu. Nurettin Sözen döneminde iflas eden belediyeciliğe çağ atlattı. Fakat Türkiye hâlen vesayetin karanlık koridorlarında yürüyordu. Okul kitaplarında bile yer alan bir şiiri okuduğu için belediye başkanlığı elinden alındı, hapis yattı, siyasî yasaklı hale getirildi. Pınarhisar Cezaevi, onun için Medrese-i Yûsufiye oldu. Oradan çıkışı, 'muhtar bile olamaz' denilen adamın Başbakanlığa yürüyüşünün ilk habercisiydi. Dik durup eğilmemenin halk nezdindeki teveccühünün idrakiydi.

2001 yılında kurduğu Ak Parti, onun liderliğinde üç yerel seçim, üç genel seçim ve iki referandumdan galibiyetle çıktı. Uluslararası güçlerle ittifak halindeki vesayet odakları, yerli ve yabancı basın ona vurdukça, o büyüdü. Yıkamadıkları Erdoğan, her seferinde kavgadan daha da güçlenerek çıktı.

Fotoğrafta olduğu gibi, merhum Necmettin Erbakan'ın sağında yer alan Erdoğan'ın bir kamyon kasası üzerinde yapılan seçim çalışmalarından Çankaya Köşkü'ne uzanacak olan hikâyesi böyle yazıldı.

Erdoğan biraz da bu yüzden kazanacak. Çünkü onun bir 'hikâyesi' var; halkı teğet geçmeyen, suya sabuna dokunmaktan çekinmeyen, gerektiğinde el uzatan gerektiğinde yumruğunu sıkan...

Onun hikâyesinde alt sınıftan gelerek hayat merdivenlerini türlü meşakkatlere katlanarak çıkmak var.

Onun hikâyesinde ayrımcılığa uğrayan İmam Hatipliler var.

Onun hikâyesinde bir zamanlar okul kapılarından, ordu evlerinden, şehit oğlunun cenazesinden, askerî hastanelerden döndürülen ama bugün Meclis'te, akademide, medyada, memuriyette haklı yerini almış başörtülü kadınlar var.

Onun hikâyesinde cezaevinde yatan oğlunu anadilinde bağrına basamayan, ya askeriyenin ya dağın yolunu evlâdını hasretle bekleyerek gözleyen analar var.

Onun hikâyesinde devlet tarafından mallarına el konulmuş gayrimüslimler var.

Onun hikâyesinde devlet adına özür dilediği Dersim Katliamı var.

Onun hikâyesinde asırlık yasını paylaştığı Ermeniler var.

Onun hikâyesinde eşine ve kızlarına en ağır hakaretler edilse de, kendisine hırsız, diktatör bozuntusu, katil dense de halkın sahip çıktığı bir adam var.

Onun hikâyesinde yurdundan zorla göç ettirilenlerin kutlu dönüşü veya Ahmet Kaya örneğinde olduğu gibi dönemeyişi var.

Onun hikâyesinde Çankaya'ya giden yolu tıkamak isteyenlerin yaptığı '411 el kaosa kalktı'dan 367 saçmalığına, e-muhtıradan cumhuriyet mitinglerine kadar türlü katakulli var.

Onun hikâyesinde orantısız zekâlıların çalışma ofisinden evine kadar basmaya çalıştıkları bir lider var.

Onun hikâyesinde hem ailesinin hem de devletin en mahremine girip ifşa etmekten çekinmeyen hainlerle mücadele var.

Onun hikâyesinde ülkesinin menfaatlerini gözettiği için başta Mısır olmak üzere diğer ülkelerde olduğu gibi başı ezilmek istenen bir liderin vakarı var.

Peki, Erdoğan'ın en büyük rakibi olduğu söylenen, hayatının çoğunu yurt dışında geçirmiş, malum medyanın sıklıkla eşinin başörtüsüz olduğunu hatırlattığı, son bir ayda âdeta paraşütle indirilmiş zatın hikâyesinde bize dair ne var?..

Erdoğan'ın kişisel tarihi, demokrasi tarihimizin, rejimin ezdiği mazlumların merkeze yürüyüş tarihinin, boyun eğmeye zorlanmış bir ülkenin başını kaldırışının tarihinin mütemmim cüzüdür.

Dolayısıyla ilan edilen sadece Erdoğan'ın adaylığı değildir. Vesayet rejimine ayrılan sürenin sonuna gelindiğinin de ilanıdır. Yayında ve yapımda emeği geçenlere haklarını helal etmeyenlerin, 10 Ağustos'taki adresi bellidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar