1. YAZARLAR

  2. Davut Hoca

  3. ERDEMLİ TOPLUM
Davut Hoca

Davut Hoca

Yazarın Tüm Yazıları >

ERDEMLİ TOPLUM

A+A-

 

Toplumun her bireyi, bir binanın birbirine bağlı tuğlaları gibidir. Birbirlerine ne kadar çok kenetlenmiş ise yapı da o derece sağlam olur. Böylelikle hayattaki her türlü felakete mukavemetleri de o derece güçlü olur.

Bir depremde ayakta durmayı başaran yapıların da gücünü buradan aldığı kuşkusuzdur. İşte, toplumların da başlarına gelen musibetlere karşı direnci, aralarındaki bağlılıkları mesabesince ortaya çıkar. Her bir ferdi ayrı bir telden çalan, herkesin birbirinden bağımsız olarak başının çaresine bakma gayreti, zihniyeti, o toplumların musibetlere karşı ne kadar da korunaksız olduğunu ortaya çıkarır.

Üzerinde yaşadığımız bu gezegende, hâlihazırda topyekûn olarak yaşadığımız şu coronavirüs felaketi, bırakın sadece bir tek toplumun hep birlikte hareket ederek mücadele etme olgusunu, tüm dünyanın bir arada, hep birlikte mücadele etmesi gerektiği gerçeğini ortaya çıkardı. Dünyada bölgesel çapta meydana gelen suni işgal ve savaşların da sadece bir noktada kalmadığını, su halkaları gibi genişleyerek tüm dünyayı etkilediğini gördük. Bundan dolayı, hiç kimse ama hiç kimse, yaşanan sıkıntılara bigâne kalarak, umursamazlıkla göz yumamayacağını bilmelidir. Gözünü yuman ancak kendisine karanlık yapar. Yaşanan her sıkıntının, her felaketin, her musibetin tabiri caizse bir bumerang gibi gelip onu da bulacağını bilmelidir. Ortaya çıkan her sıkıntı, ne kadar çabuk ve yerinde çözülebilirse o denli tehdit olma olasılığını da kaybedecektir.

Yokluk, yoksulluk, mahrumiyet insanlığın kendi yanlışlarından, zulmünden, haksızlıklarından ortaya çıkan acı gerçeklerdir. Toplumun vurdumduymazlığı ile ortaya çıkan bu dert, keder yine toplumun akl-ı selim tavrıyla kaybolup gidecektir. Bu konuda yüce dinimizin tesis etmiş olduğu ilkeler, bu tür toplumsal yaraların sarılmasını, tedavi edilmesini sağlayan çok hayati dokunuşlardır. Zaman geçtikçe asr-ı saadet ikliminden ve esintisinden uzaklaşan insanlık, sebebiyet verdiği bu tür açıklarını kapatma erdemliliğini de yitirmektedir. Dünyevileşmenin bir karadelik gibi yuttuğu toplum binasının fertleri, ferdiyetçi, bencil bir tavra bürünmekte, bir zaman sonra gelip kendisini de yutacak sorunlara, sıkıntılara göz yummakta, sırt çevirmektedir. Açın halinden anlamayan tokların, altta kalanın canının çıktığı toplumun, komşunun külüne muhtaç komşuya kül yutturmayan mahallenin, malında zekât olduğunu umursamayan zenginin, sadece fakirliğin bir imtihan olduğunu unutan varlıklının, çöpe attığı israf ettiği ekmekle bile doyabilecek garibanların varlığından bihaber gafilin olduğu bu dünyada, rahatlık da huzur da bereket de olmaz, olamaz. Ağlayanın malının gülene yar olmadığı bir hayatın farkında olmayan insanlara gülmenin haram olduğunu bilmemeleri de cehaletin en koyu halidir.

Zenginliğin de fakirliğin de bir imtihan olduğu şu dünyada, bu imtihanın gereğini yapana, gerçek mülkün sahibini unutmayana, düşmez kalkmaz bir tek Allah’ın olduğunu bilip de gereğini yapana, veren elin alan elden üstün olduğunu bilene, vermenin o tarifsiz hazzını bilip de her fırsatta bu mutluluğu yaşamak için fırsat kollayana, kapısına her geleni Hızır bilip de ona göre muamele yapana, aslında hiç kimsenin yaradanın bu lütfuna tam olarak layık olmadığını bilip de mahcubiyetini saklamayana, ne mutlu. Kendisinde bulunan emanet nimeti, ihtiyaç sahibi birine verdiğinde bir karz-ı hasen olarak, güzel bir borç olarak, yine o nimetin sahibine verme, borç olarak verdiğini bilene ne mutlu. Vermenin almaktan daha çok mutluluk verdiğini bilene ne mutlu. Şu anda yaşadığımız bulaşıcı hastalık zamanlarında yaşadığımız kısıtlamaların, yasakların, tecritlerin, karantinaların aslında bir yerde zengin ile fakir arasındaki uçurumu kapatıp her ikisini de aynı mahrumiyet girdabına soktuğunun bilincinde olana ne mutlu.

Âlim bir zat, talebelerinden birisi ile gezerken, bir tarlanın yanındaki ağaçlardan birisinin altında eski bir çift ayakkabı görürler. Belli ki civarda çalışan birisinin ayakkabısıydı. Talebe hocasına: Hocam bu ayakkabıyı saklasak da, sahibi geldiğinde ayakkabısını bulamayınca, o anki halini gözlemlesek, ne dersin, dedi. Hocası dedi ki; sevincimizi başkalarının üzüntüsü üzerine kurmak doğru değildir. Gel şöyle yapalım; sen zengin bir ailenin çocuğusun, bu ayakkabının içine bir miktar para bırak, sahibi gelip bunu gördüğü zamanki sevincini birlikte müşahade edelim, der. Teklif öğrencinin kafasına yattı, ayakkabının içine bir miktar para koydu, hocası ile görünmeyecek şekilde bir ağacın arkasına saklandılar. Bir müddet sonra, ayakkabının sahibi geldi, elbiselerini değiştirdi, ayakkabısını giyerken içinde bir şey olduğunu fark etti, baktığında bunun para olduğunu gördü. Etrafına bakındı, kimseyi göremeyince, dizleri üstüne çöktü, ellerini açıp: Ya Rabbi, eşimin hasta, çocuklarımın aç olduğu Sence malumdur, verdiğin bu nimet için Sana sonsuz şükürler olsun, dedi. Uzun süre ağladı. Hoca ile talebesi de gözyaşlarını tutamadılar. Manzarayı gören Hoca talebesine: Şu an ilk yaptığın tekliften daha mutlu değil misin? Diye sordu. Talebesi: Elbette daha sevinçliyim, şimdi, daha evvel anlamadığım cümlenin manasını öğrendim. “Verdiğin zaman, aldığın zamankinden daha mutlu olursun”.

Toplum bireylerinin birbirlerinin dertlerine derman olmaları, onların yaradılış gayesindeki kodlarında mevcuttur. Öylesine kâmil bir dinin mensuplarıyız ki her türlü erdemlilik, iyilik, güzellik, Yaradanın indinde vermektir. Hiçbir iyiliğin boşuna gitmediği, yapılan her hayrın, hasenatın ayrı ayrı değerlendiği bir öğretide, iyiliğin, vermenin sınırı yoktur. Güçlü ve haklı olduğunda affetmek, vermektir. Yokluğunda kardeşine dua etmek, vermektir. Haksız iken özür dileyebilmek, vermektir. Başkasının ırzına kem gözle bakmamak, vermektir. İnsanların gönüllerine sevinç ekmek, vermektir...

Toplum, mağduru ve mahrumu olmayan, olsa bile bunun telafisi için gayret eden bir birlikteliğin adıdır. Toplum, toplam nüfus sayısına bağlı istatistiki bir veriden ibaret değildir. Toplum, nasıl bir zeminde yaşarsa yaşasın, aynı gökyüzünü paylaşan ruhların bütünüdür. Toplum, almanın ve vermenin, nefes alıp verme gibi olağan bir hasletin olduğu yaşam alanıdır. Toplum, tüm insani vasıfların toplamıdır. Velev ki tüm bunlar yoksa o zaman sadece ve sadece insan niceliğinin toplamıdır toplum…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.