1. YAZARLAR

  2. Atasoy MÜFTÜOĞLU

  3. Entelektüel Bağımsızlık İçin
Atasoy MÜFTÜOĞLU

Atasoy MÜFTÜOĞLU

Atasoy MÜFTÜOĞLU
Yazarın Tüm Yazıları >

Entelektüel Bağımsızlık İçin

A+A-

Irkçı, mezhepçi kültürler, tarihler, politikalar, ideolojiler; insanların, halkların birbirlerini anlamalarına, birbirlerine saygı duymalarına engel teşkil ederler. Irkçı yaklaşımlar sebebiyle, kültür ve uygarlıklar arasında anlamlı bir ilişki kurulamaz, anlamlı bir alışveriş yapılamaz. Birbirlerini anlama ihtiyacı duymayan kibirli ve kayıtsız uygarlıklar, yalnızca çatışma ve gerilim üretirler. Milliyetçilikler ve mezhepçilikler, evrensel bir cemaat olan İslam cemaatini de bölmüş, çok sınırlı yerelliklere mahkûm etmiştir. Kültürler ve uygarlıklar arası alışverişe açık olan İslam, bugün kendi bünyesine arız olan milliyetçiliklerin ve mezhepçiliklerin tehdidi altındadır. Küreselleşme çağında Müslümanların evrensel insanlığın ilgisini çekebilecek çerçeveler/yaklaşımlar üretmeleri gerekirken yerel duyarlık ve kültür biçimlerine kapanmaları normal karşılanabilecek bir durum değildir. Dini bölünmeler ve karşıtlıkların, etnik bölünmeler ve karşıtlıkların, mezhepsel bölünmeler ve karşıtlıkların emperyal stratejinin belirlediği karşıtlıklar olduğunu hatırlatmak gerekir. Etnomerkezci, mezhep merkezci her yaklaşım eksiksiz bir dargörüşlülüğün yansımasıdır.

Modern-seküler zamanlar boyunca, modern-seküler düzen/model mutlaklaştırılınca, başka bir düzen-model düşünülemez hale gelmişti. Avrupa modelini tek model olarak dayatmak yerine, birçok modelden biri olarak yorumlamak, değerlendirmek, insanlığı ırkçı ideolojilerin neden olduğu kötülüklerden koruyabilirdi. Modern-seküler zamanlar boyunca üretilen, özgürlük/eşitlik/insan hakları/demokrasi gibi modern sistemin kutsallaştırdığı kavramların Batı dışı dünyayı hiç bir şekilde kapsamadığı, bu kavramların her zaman ırkçı bağlamlarda kullanıldığı görüldü. Özgürlük kavramı da; muhaliflerin, ötekileştirilenlerin, farklıların özgürlük haklarını içermeyen, ayrımcı bir kavram olarak uygulandı, uygulanıyor. Bir halkın, bir kültürün, bir inancın ötekileştirilmesi demek, bu halkın/kültürün/inancın sömürgeleştirilmesi, düşman haline getirilmesi anlamı taşır. Bir halkı, bir kültürü ve inancı ötekileştirmek demek, bu halkı/inancı/kültürü insanlık ailesi dışına sürmek, tarihin dışına sürmek demektir. Modern zamanların icadı olan ulusal egemenlik yaklaşımı farklı'ya, azınlığa hayat hakkı tanımaz.

Türkiye’de Cumhuriyet tarihi boyunca yaşadığımız üzere, resmi/egemen ideolojik kültürü paylaşmayan unsurlar ötekileştirilerek iç düşman ilan edildi. Ulus-devlet, tek millet ve tek kültürü dayatınca, her tür milliyetçi sapma resmi ideoloji adına meşru hale getirildi. İmparatorluklar döneminde geçerli olan aidiyetler dini aidiyetlerdi, ulus-devletler döneminde dini aidiyetlerin yerine milli aidiyetler geçti. Resmi kültürü ideolojiyi kavram ve kurumları benimseyenler seçkin ve üstün vasıflarla tanımlanırlarken, resmi ideolojiye/kültüre muhalefet edenler, eleştirel bir mesafeden bakanlar gerici/mürteci gibi aşağılayıcı etiketlerle tanımlandılar. İçerisinde yaşadığımız dönemde karşı karşıya bulunduğumuz kimlik sorunları/çatışmaları/gerilimleri; dışlama, aşağılama ve ötekileştirme uygulamalarına, politikalarına tepki olarak ortaya çıktı. İdeolojik manipülasyonların, ırkçı manipülasyonların insan zihnini felce uğrattığını, olayların içerisinde yaşayarak gördük. Siyaseti pragmatizmden ibaret sayan bir zihniyet sebebiyle tarihsel altüst oluşlar yaşadık. Karşılıklı çıkar ilişkisini ilke haline getiren modern dünya görüşü ve hayat tarzı, toplumları her tür değerden bağımsız bir süreçler sistemi olarak değerlendirdi. Uygarlık adına, ilerleme adına düzenlenen sömürge seferleri insanlığa dehşet ve kıyım çağları yaşattı. Modern uygarlık, şiddet, işkence, soykırım, kitlesel terör'le özdeşleşti. "İslami terör" tanımını icat eden Batılılar, Yirminci Yüzyıl boyunca Nazizm, Faşizm ve Komünizm adına ürettikleri tarihte benzeri görülmeyen katliamları çok çabuk unuttular. İslama ve Müslümanlara yönelik çok yönlü saldırılar, yok saymalar, işkenceler, toplama kampları, katliamlar ve işgaller karşısında nefs-i müdafaayı seçen, direnişi seçen Müslümanlar ne yazık ki, "terörist" olarak damgalanıyor. Emperyalist sömürgeciliğin, yağma ve talan'ın, işgal ve istilanın olduğu her yerde elbette direniş olacaktır, mücadele olacaktır. Böyle bir durumda direniş ve mücadele yoksa eğer, insanlık bütünüyle tükenmiş demektir, Müslümanlık tükenmiş demektir. Günümüzde İslam toplumlarında hurda haline gelmiş bir zihniyet, gelenekçi/muhafazakar/sağcı/hoşgörücü bir zihniyet direniş mücadeleleri konusunda; harabeye/enkaza dönüştürülen ülkeler/hayatlar/toplumlar/şehirler/kültürler ve tarihler karşısında utanç verici bir sessizlik sergilemektedir.

Seküler, bireyci, rasyonalist hayat tarzı olan modernlik; sanayileşme, kentleşme, teknolojik gelişmelerle birlikte din dışı bir dünya oluşturdu. Din'in kamusal alandan uzaklaştırılmasıyla birlikte ahlaki, toplumsal, sosyal ve kültürel çürüme dönemi başladı. Seküler ideolojiler din'i kamusal alandan bütünüyle uzaklaştıramadılar, ancak kamusal alan üzerindeki etkisini ciddi bir biçimde zayıflattılar. Modern seküler kültür insanın kendi bireyselliğini gerçekleştirebilmesi için, bütün tarihsel, kültürel bağlardan kopmasını sağladı. Bütün tarihsel-kültürel bağlardan kopan birey şimdi yalnızca niceliksel bir varlık olarak hayatını sürdürüyor. Hesapçı zihnin egemenliği altında bulunan bireysel hayatlar, matematik formüllerle sınırlı hale geliyor. Mutlak değerlerden bağımsız hayatlar sefalet ve sefahata sürükleniyor. Seküler algılar sebebiyle temel/mutlak değerlerin göreceli hale getirilmesi, hem algısal, hem de ahlaki bir bunalıma neden oluyor. Sömürgeciliğin sekülerizm yoluyla İslam dünyasına girişi, İslam'ı dışlamaya, etkisizleştirmeye yönelik bir programın sonucudur.  Napolyon'un 1798 de Mısır'ı işgal etmesiyle birlikte ve takip eden dönemde, sömürgeci politikalar yoluyla, İslam-Arap dünyası modern-seküler düşüncenin etki alanına girmiş, İslami/tevhidi bütünlük bu dönemde bozulmuştur. Bu nedenle sekülerizmin sömürgeci bir dayatma olduğunu bilmek gerekir. Modernleşme ve sekülerleşme, İslam Devrimiyle (1978-1979) İran'da büyük bir yenilgiye uğratıldığı için, emperyalist Batı dünyası İran'ı pek çok vesile ile sık sık kuşatıyor, baskılıyor, tehdit ediyor. Batı'lı medya imparatorlukları İran'a karşı çok kirli, çok acımasız bir ideolojik ve psikolojik savaş sürdürüyor.

Batı dünyası ekonomik ve politik üstünlüğe sahip olduktan sonra, bu üstünlüğü kullanarak Katolik dünyaya özgü sekülerizmi de emperyal projenin bir parçası olarak Batı dışı dünyaya ihraç etti. İslam dünyası Portekizliler tarafından başlatılan deniz seferleri/keşifleri/fetihleri döneminden bu yana emperyalist bir irade ile karşı karşıya bulunuyor. Bu seferler askeri seferler olduğu kadar ticari/dini/fikri seferlerdir. Katolik dünyaya özgü sekülerizm, baskıcı/bağnaz kilise uygulamaları karşısında etkili olunca, aynı uygulamaların İslam toplumlarında da aynı sonuçları verebileceği gibi yanlış bir kanaate varıldı. Seküler, modern, ideolojik baskılar nedeniyle, modern kavram ve kurumlarla uzlaşma yolunu seçen Müslümanlar, bu uzlaşı yaklaşımı sebebiyle, Batı karşısında eleştirel bir tavır alamadılar, bir sorgulama ve hesaplaşma gerçekleştiremediler. Bu uzlaşı yaklaşımı sebebiyle yeni bir İslami yorum, çerçeve üretme ihtiyacı duymadılar.  İslam toplumlarında entelektüel/zihni üretkenlik durdurulunca, İslam manevi hayatla sınırlı bir din haline geldi. Bir yanda modern-seküler yapılarla uzlaşan, bir diğer yanda geleneksel yapılar/yaklaşımlarla bütünleşen bir din algısı, İslami anlamda hiç bir yeni yorum/çözümleme üretememek gibi olumsuz sonuçlar doğurdu.

Günümüzde toplumlarımız iki aşırılık arasında, mistisizmle pozitivizm arasında sıkışıp kalmıştır. Zihinlerimiz işgal altındadır. Zihinlerimizin bağımsızlaşması için, entelektüel sömürge olmaktan kurtulabilmek için, seküler bilginin baskısından özgürleşmeliyiz. Acımasız gerçeklik çağlarında, barbarlık ve faşizm çağlarında duygusallıklara yer olmadığını çok güçlü bir biçimde hatırlamalıyız. Zihinlerimiz üzerindeki sömürgeci tahakkümü entelektüel anlamda gerçekleştireceğimiz bir cihad'la kaldırabiliriz. Toplumlarımızda taklit'in meşrulaştırılması ve bir gelenek halini almasıyla birlikte içerik üretimi durdurulmuştur. Zihni durgunluk, taklitçilik sürüler oluşturuyor, sürüler ise herkes tarafından kolaylıkla yönetilebiliyor. Yenileyici bir akılla, yeniden içerik üretebilecek bir noktaya gelebilmek için, yeni bir tefekkür, çözümleme, eleştiri ve içerik üretimi yöntemi olarak içtihad'ın hayata geçirilmesi şarttır. İçtihad yalnızca hukuk'la sınırlı değil, hayatın bütün alanlarıyla ilgili bir etkinlik olarak düşünülmelidir. Taklitçi gelenek, sorumsuz, kayıtsız, bilinçsiz kitleler oluşturuyor. Taklit'i seçen insanlar, çevreler, akıllarını kullanma yeteneklerini yitiriyor. Taklit, tevhidi anlamda bağımsız bir bilincin ve kişiliğin oluşmasını engelliyor. Taklit'i seçmek demek kolaycılığı ve düşüncesizliği seçmek demektir. Taklitçilik, geleneğin, göreneğin, statükoların dokunulmaz kılınmasıyla sonuçlanan bir zihniyet oluşturuyor. İçtihad kurumunun günümüzde yaşanan kimi olumsuz örneklerde karşılaştığımız üzere, modern seküler, liberal dünya görüşü doğrultusunda istismar edilmemesi için, tevhidi dünya görüşü doğrultusunda samimi bir dikkat ve samimi bir duyarlılığa ihtiyaç vardır.

Bizler, Müslümanlar olarak bizden önceki kuşakların yorum ve yaklaşımlarına kayıtsız kalamayacağımız gibi, bu yorum ve yaklaşımları tekrara mahkûm da değiliz. Bizden sonra gelen kuşaklar da, bizim zamanımızın yorum ve yaklaşımlarına mecbur olmayacaklar, kendi zamanlarının ihtiyaçları doğrultusunda yeni değerlendirmeler yapacaklar. Her durumda zihinlerimizi, dikkatimizi, bilincimizi bugünün dünyasına, gerçekliğine ve tarihine açabilmeliyiz. Gerçek sorunları konuşmak yerine, mistik-hikemi spekülasyonlar yapmak, entelektüel bir felç durumunun yansımasıdır.

Günümüzde, yeni boyutlar bularak, yeni ufuklar açarak, yeni yanıtlar üreterek, bir bilinç değişim ve dönüşümünü ancak genç kuşaklar başarabilir. Tarihsel, siyasal olaylara, gelişmelere müdahil olmayan, bunların dışında kalan, dünyaya yönelik sorumluluklar almayan bir İslami yaklaşım söz konusu olamaz. İslam, ilahi hakikatin zaman-mekan' a bir düzen vermesini ister. İslam, ahiret için olduğu kadar, hatta daha çok dünya içindir. Zaman-mekandaki varoluşumuz. Allah'ın (c.c.) iradesini burada somutlaştırmak içindir. Zaman-mekanı bir oyun ve eğlence haline getiren yaklaşım seküler bir yaklaşımdır. İlahi vahiy iklimine yabancılaşan modern seküler birey cinsel içgüdülerin tahakkümü altına giriyor, hayvani şehvet duyguları, karanlık tutkular ve saldırgan dürtüler ediniyor.

İslam, hepimizden, bilgi'yi, ahlakı, hayatı, dünyayı, tarihi, toplumu İslamileştirmemizi ister. İslami ibadetlerimiz bu amaca yönelik olarak gerçekleştirildiğinde bir anlam taşır. Hayatın içerisinde, ahlaka, adalete, hakkaniyete, sosyal sorumluluklara riayet etmediğimiz takdirde ibadetlerimiz bir değer taşımaz. Tarihin, hayatın, siyasetin, toplumun ilahi irade doğrultusunda inşasına yönelik her çaba için, inisiyatif kullanma yeteneğine ve birlikte hareket etme yeteneğine sahip olabilmeliyiz. İlahi hakikatin gerçekleştirilmesine yönelik her çaba, vahyin ve aklın birlikte hareket etmesini zorunlu kılar. Aklımızı bilgiyle ve ahlakla mükemmelleştirerek, aklımızı hareketli kılarız. Bilgiden ve ahlaktan yoksun akıl işlevini yitirir. İlahi hakikat samimi bir yöneliş içerisinde olan herkese sonuna kadar açıktır. Müslümanlarla barış içerisinde bir arada yaşama sorumluluğunu taşıyan herkes, İslam ailesinin eşit üyesi sayılır. Dünya, tarih, siyaset ile ilgilenmeyen, insanlık sorunlarıyla ilgili sorumluluk almayan, mistik yorumlarla iktifa eden, bilgi ve bilinçten yoksun içi boş maneviyatçılıklar sebebiyle, İslam toplumları, siyasal ve kültürel aşağılanmalara, askeri aşağılanmalara maruz kalmaya devam ediyor. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.