1. YAZARLAR

  2. Davut Hoca

  3. ENGÜR, İNEB, İSTAFİL, ÜZÜM
Davut Hoca

Davut Hoca

Yazarın Tüm Yazıları >

ENGÜR, İNEB, İSTAFİL, ÜZÜM

A+A-

 

Bir adam dört kişiye bir miktar para verdi. “Bu para ile işinize yarayanı alın!” dedi. Dört kişiden biri; “Bu parayı engüre verelim” dedi. Öbür arkadaşı Arap idi. “Aksilik etme!” dedi; “Ben engür istemem, ineb isterim.” Onlardan birisi Türk idi. “Ben ineb istemem, üzüm isterim” dedi. Rum olan bir başkası, “bırakın bu lafları!” dedi. “Bu para ile istafil alalım” dedi. Derken dört kişi birbirleri ile çekişmeye, dövüşmeye başladılar. (“istafil” Rumca, “İneb” Arapça, “engür” Farsça üzüm demektir.) Çünkü adların anlamından haberleri olmadığından aslında dördünün de aynı şeyi istediklerini bilmiyorlardı Onlar, birbirlerine yumruk atıyorlardı, çünkü bilgisiz ve bomboş idiler. Orada çeşitli dilleri bilen, sır sahibi üstün biri bulunsa idi, onları uzlaştırır, barıştırırdı. Onlara derdi ki; “Ben bu para ile hepinizin isteğini alırım. Hiçbir art düşünceye kapılmadan, hile yoluna sapmadan gölünüzü bana verirseniz, bu paranız istediğiniz şeylerin hepsini yapar. Bu paranızla dördünüz de muradınıza erersiniz. Sizin her birinizin sözü ayrılık belirtir, fakat benim sözüm uzlaştırır, birleştirir.”

Yeryüzünde tüm halkların gönül dili evrenseldir, konuşulan dil farklı olsa bile… Barışın dili, huzurun dili, kardeşliğin dili ortaktır. Tüm halkların isteği; engür, ineb, istafil, üzümdür. Yani aynı şeydir. Ancak bu gönül dilini bilen, bu dili önemseyen insanların varlığı da her zaman için dünyada şeytan ve dostları için tehdit unsurudur. Bu güçler bu dili susturmanın, boğmanın yollarını ararlar. Tüm halklar aynı şeyi isteyip durdukları halde, bunun üstünü örterek(ki gerçeğin üstünü örtmenin adıdır küfür) yeryüzünde kaosu, savaşı, kargaşayı tesis etmek isterler. Onlar için engür, ineb, istafil, üzüm de farklı şeylerdir, ve bunun elde etmenin tek yolu diğer tarafları yok etmektir. Tüm gaye, dünyayı bu akıbete sürükleyerek sömürmektir.

Yeryüzü hayatı, hayat gayesi olarak iki kısma ayrılır; bir grup üzüm yemek derdindeyken bir grup da bağcıyı dövmek derdindedir. Üzüm yemek derdinde olanlar, hayatın olağan seyri içinde barış ve huzur içinde yaşamak isteyen halklar iken, bağcıyı dövmek derdinde olanlar da yeryüzünde barış ve huzurun tesis edilmesinin önündeki en büyük engellerdir. Aslına bakarsak, tüm kutsal dinlerin felsefesinde, tüm öğretilerde hayatın bu iki dengesinden söz edilir. Dünya hayatı hep bu iki kutbun kapışması ile geçer. Yaradan, üzüm yemek isteyen tüm halklar için bunun yollarını gösteren kutsal kitaplar ve bu kitapların pratik hayattaki yansımaları olan peygamberler göndermiştir. Buna karşılık, şeytan, bu barış ve huzur iklimine asla tahammül etmez ve Âdem babamıza cennette o yasak elmayı yedirmekle birlikte biz çocuklarına da bu dünyada üzüm yedirmemek gayesindedir.

Şu yeryüzü gemisinde; engür, ineb, istafil ve üzümün aynı anlama geldiğini halklara ifade eden, bunun haklı davasını güden, bunu kendine şiar edinmiş yiğitler var olmuştur her zaman. Bu ortak gönül dilini bilen ve bunu savunan nice yiğitler, delikanlılar, ermişler, dervişler geldi, geçti. Bunlardan niceleri bu gönül dilini yaygınlaştırmak için canlarını bu uğurda feda ettiler, niceleri de bu yolda ömür tükettiler. Bu erdemli kafilenin en büyük önderleri de peygamberlerdir. Tüm nesiller, onlardan öğrendiler aslında engür, ineb, istafil ve üzümün aynı anlama geldiğini. Evrensel mana dilinde; aslında yeryüzünde tek bir ilah olduğu gerçeğini, Onlar öğrettiler ümmetlerine. İnsanlık, onların izinde yaşam sürdükleri sürece; engür, ineb, istafil ve üzümün aynı anlama geldiğini unutmadıkları müddetçe asla kargaşaya düşmediler, ta ki tekrar gaflete düşüne kadar…

İnsanoğlu, dünya tarihi boyunca inişli çıkışlı serüvenler yaşamıştır. Ne zaman ki herkes aynı gönül dilini konuştu ise; evrensel olan hakkı ve doğruyu göz ardı etmedikleri müddetçe, hayat güllük gülistanlık olmuş, ancak ne zaman ki her kafadan bir ses çıktıysa, o zaman da ortalık toz duman olmuş. Anlatılan bir efsaneye göre; Tanrı, gurura kapılarak kendisine ulaşmaya çalışan insanların bir gün gökyüzüne kadar yükselecek Babil kulesini yapmaya başladıklarını görür, onların bu kendini beğenmişliğine kızar ve onları cezalandırmak için Babil Kulesini yıkarak o zamana kadar aynı dili konuşmakta olan insanların dillerini karıştırarak birbirlerini anlamalarını engeller. Bu efsaneden de anlaşılacağı üzere, insanlığa verilebilecek en büyük ceza, onların birbirlerinin dillerini anlayamayarak kargaşaya düşmelerini sağlamaktır.

İnsanoğlunun konuştuğu dil, barış ve huzur dili olmazsa, Türk, Rum, Fars ve Arab’ın kavgasından engür, ineb, istafil ve üzüm şüphesi çözülemez. Mana dillerini bilen bir Süleyman gelmedikçe, bu ikilik ortadan kalkmaz. Hayatın huzur ve sükûnet içinde devamı için, Babil kulesini inşa eden kibirli halklar gibi azarak Allah’ın azabını üzerine çekip birbirlerini anlayamayacak duruma düşmemek için, üzümü yiyenlerin ulaştıkları sonuca değil de bağcıyı dövmeyi hedefleyen azgınların hışmına uğramamak için, aslında aynı şeyleri istedikleri halde bunu farklı dillendikleri için birbirlerine düşen halkların durumuna düşmemek için, Yaradan’ın mesajını iyi okumak, cehaletin kör karanlığından kurtulmak, şeytani fikir ve akımların tesirinden kaçınmak, hayata sevgiyi hâkim kılmak, en büyük ve tek olan doğruya ve Hakka sığınmak zorundayız. Yeryüzü sofrasında herkesin yeteri kadar beslenmesinin tek çıkar yolu tüm bu gerçeklerin yanında birlikte yaşam erdemini kazanmaktır. Aksi takdirde, engür, ineb, istafil ve üzümün aynı şeyler olduğunun farkına varmadan birbirimizi tüketip dururuz ve en nihayetinde ne engürü, ne inebi, ne istafili ne de üzümü elde edebiliriz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.