1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Emperyalizm ve Müslümanlar
Emperyalizm ve Müslümanlar

Emperyalizm ve Müslümanlar

A+A-

Emperyalizm ve Müslümanların Bağımsızlık Mücadelesi

Aradan beş yıl geçti ve durum daha da kötüye gidiyor. Savaş yerine farklı farklı hüsnü tabirler kullanan dünyanın tek süper gücünün içinde bulunduğu durum böyle özetlenebilir. Yirminci yüzyıldaki süper güçler arası rekabetin mirasçısı ABD, Irak'ı işgal ettiğinden beri kötüye giden durum üzerindeki dikkatleri dağıtmak için propaganda alevini tırmandırmaya devam ediyor.

Rumsfeld'in başlangıçtaki Holywoodvari "şok ve dehşet"inden ve Bush'un "görev tamamlandı" ilanından bugüne geçen süreye bakıldığında ABD hükümetinin adeta bataklıkta çırpındığı görülmekte. ABD altıncı raundu oynuyor (her raund bir yıla tekabül ediyor) ve olası nakavt yumruğunun işaretleri görünüyor. Sovyetler Birliği için Afganistan ne idiyse Irak da ABD için aynı anlama geldi. Irak'ın, Amerika'nın ikinci Vietnam'ı olduğu söylenebilir. ABD'nin emperyalist dış politikası Vietnam'da başarılı olamadı ve ABD yöneldiği rotada ağır bir bozguna uğradı.

Washington'da komuta ve kontrolü elinde bulunduran kural koyucu emperyalist beyin takımı Vietnam'dan alınması gereken dersi almadı. Son zamanlardaki Cumhuriyetçi ve Demokrat başkan adayları arasındaki tartışmaları izleyen birinin moral bozukluğu ve şaşkınlık halini fark etmemesi mümkün olamaz. Aralarındaki temel fark ise ilk gruptakilerin Irak'ta bir yüzyıl daha kalma eğilimindeyken, diğerlerinin ise Irak'tan bir an önce kaçma hesabı yapmakta olmaları.

Biz Müslümanlar, hem Demokratların ve hem de Cumhuriyetçilerin artık anlamlı bir politik hedef ortaya koymaktan çok uzak bulundukları için şükretmeliyiz. Eğer gerçekten anlamlı bir plana sahip olsalardı, kendi halklarına ve dünyanın geri kalan kısmına Irak'taki savaşın gerçekten oraya demokrasi götürmek amaçlı yapılmadığını anlatıyor olurlardı. ABD'nin dış politikasında her zaman iki temel öncelik var oldu: Petrol ve İsrail. Bunlar ABD'nin Irak'a giriş sebebini ve ABD'nin neden Irak'ı terk edemediğini açıklıyor. ABD'nin askeri-sınai-banka kompleksi, kapitalist ekonomisini ayakta tutmak için petrol kuyularına ihtiyaç duyuyor. Aynı şekilde petrole ihtiyaç duyan Çin, Hindistan ve onlarla birlikte Rusya ve Japonya gibi ülkelerin ekonomileri de ABD'nin ekonomisini yakalamaya çalışıyor. Bu yüzden eğer açık pazarda ve uluslararası iş bağlantılarıyla bu yarışı götüremezse ABD açısından Araplara ve İranlılara ait petrol yataklarını işgal etmek kaçınılmaz görülüyordu. Amerikan tarihini okuyan bir kişi bilir ki "Vahşi batı" ve Kızılderili temizliği mantığı Amerikalıların gerçek yüzünü ortaya koyar. Bu çerçevede Amerikan yerlilerine de, Japonlara da, Vietnamlılara karşı yürütülen katliamlar bir anlamda bugün Müslüman halklara karşı sürdürülen siyasetin alıştırma safhasından ibaret kesitlerdir.

Örneğin Henry Kissinger'i dinleyelim. 30 yıllık İslam karşıtı mücadeleden sonra "Ortadoğu mekik diplomasisi"nin bu önemli ismi sonunda uyanmış: "Bugün radikal İslam fundamentalist Koran yorumlarıyla zayıf devlet yapılarını daha da kırılgan hale getirmekte. Cihadı savunan İslam anlayışı ulusal egemenliğe dayanan seküler ülke modelini reddeder. İnancını korkmadan söyleyecek nitelikli bir toplum oluşturmayı hedefler. Hem uluslararası sistem hem de var olan ülkelerin içyapısı İslamcılar tarafından meşru görülmediğinden bu yana, bir ideoloji olarak İslam bir endüstri ülkesinin güvenlik ve refah gibi hayati meselelerde Batı'nın anlaşma ve denge sağlamak isteğine çok fazla prim vermiyor. Bölgede yaygın bir mücadele ortamı var; geri çekilme şansımız yok. Yeni bir pozisyonda konuşlanmaya mecbur edilip, Irak gibi bir bölgeden geri çekilmemiz muhtemelen aleyhimize olur. Keza Irak'tan tek taraflı bir geri çekilme el-Kaide ve radikalizmin yeniden dirilmesini sağlayacak geride kalan güçlerin muhafaza edilmesi demek olacak." ABD dış politikasının önde gelen sözcülerinden Kissinger böyle söylüyor.

Kissinger'in "Kur'an" kelimesini telaffuz etme konusundaki beceriksizliğini önemsemeyebiliriz. Telaffuz dersi almak için kesinlikle çok fazla yaşlı. Fakat İslam'a karşı düşmanca davranışlarını göz ardı edemeyiz. "Bölgede yaygın bir mücadele ortamı var" diyor. Müslüman ülkelerdeki doğal kaynaklar sanki kendisinin ya da oğlununmuş gibi konuşuyor. Bağımsızlık mücadelesi veren Müslümanların galibiyetinin, Batı uygarlığını harap edeceğini ileri sürüyor. Problem bu düşüncelerin yalnızca emekli bir diplomat ya da politikacıya ait düşünceler olmayışı. Bu zihniyet bize ve dünyanın geri kalanına 8 yıldır savaşı yaşatan ve bunun daha bir asır devam edeceğini söyleyen Cumhuriyetçiler ve muhafazakârların büyük bir çoğunluğunun politikalarını şekillendiriyor. Öte yandan ABD sağının "öldür onları" içgüdüsü ABD solunun ikiyüzlülüğüne dahi tahammül edemiyor. Eski başkanlardan Jimmy Carter, Şam'da Halid Meşal'i ziyaret etmeyi planladığında, New York'un eski temsilciler meclisi üyesi Musevi asıllı Stephan Solarz bu görüşmede Carter'a eşlik edecek olduğu halde, hem Washington hem de Tel Aviv'deki tüm sağcı kesim görüşmeye şiddetle tepki gösterdi.

Bu, sorunun nirengi noktası. Her yıl toplam sıradan bin Amerikalı asker ve sivilin hayatına mal olan bu savaş aslında emperyalist ve Siyonistlerin tiyatro sahnesinde İslam'a karşı gerçekleştirilen bir muharebe. İsrail drakulası, Filistin ve Arap kanına doymuyor. Başından beri böyle oldu. Savaşların ardı sıra Müslüman ve Hıristiyan kanı döküldü. Amerikan entrikalarının uzun kolu geçtiğimiz dönemde Lübnan'da Hizbullah'a uzandı ve etkisini zayıflatmaya çalıştı. Keza, Filistin'in işgal edilmiş topraklarında ve Filistin diasporasında, Siyonist esinli Amerikan yabancı politikası, Arafat'ın uşaklarından Mahmut Abbas'la dikkatsizce bir kumar oynadı. Ve Amerika-İsrail gündeminin önü kesildi. ABD ve İsrail'in Lübnan'a Birleşmiş Milletler gücü sokmak yönündeki müşterek diplomatik çabaları fiilen altüst oldu. Hizbullah, şimdi İsrail ordusunun hücumuna direnmek ve işgal edilmiş Filistin'de herhangi bir Siyonist hedefi vurma konusunda çok daha güçlü. 

ABD ordusunun Irak'ta aldığı darbeler, Washington'da, zihinlerde hasara neden olmuş gibi görünüyor. Şimdi politik koro İran karşıtı sloganlar atıyor. Bağdat'ta Batılı hedefler darbe yedikçe Washington'daki İran karşıtı politik söylem keskinleşiyor. Aynı şekilde İsrail Gazze'den bombalandığında ya da Lübnan'a yönelik İsrail saldırısı bozguna uğradığında da Washington'daki politik söylemin İran karşıtı dozunun arttığı görülmekte. Kısaca Filistin'de ya da Irak'ta ne olursa olsun doğrudan ya da dolaylı biçimde İran sorumlu tutulmakta.

Washington, Riyad, Beyrut ve Bağdat'taki Siyonistlerin işbirlikçilerine gerektiğinde güç kullanarak itiraz edilmesi gerektiği görülüyor. Zalim hükümdar ve onun zorba yönetimini vurup, düşürmek ya da en azından onları bulundukları yerde zapt etmek büyük ve sürekli bir çaba gerektiriyor.

"Ve o gün sözlerinde duran Müslümanlar Allah'ın zafer yardımıyla memnun olacaklar..."

Crescent, Mayıs 2008

Çev: Betül Üzer

HAKSÖZ-HABER

Haksoz haksöz

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.