Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Elde ne var?

A+A-

Siyaset denince, sokakta öfke soluyan insanlarla dolu bir ülke haline geldik. Hastalıklı ve aşırı bir siyasallaşma, her “iyi” ve “kötü”yü siyasi iktidarla, hatta bir kişiyle Tayyip Erdoğan’la açıklama, Türk siyasi geleneğini, demokratik sorunlarını bugüne, şimdiki zamana sıkıştırma, her yerde ölçünün kaçması, gergin ipi her geçen gün biraz daha çok geriyor.

Ağızlardan diktatörlük, faşizm gibi sözler çok kolay çıkıyor.

Buna karşın mükemmel Türkiye tablosu da çok kolay çiziliyor.

Soğukkanlı bir bakış mümkün mü?

Örneğin 2000’lerin başından bu yana elde ne kaldı?

Teslim edelim, iç içe giren üç öykü yaşadık.

Birincisi şüphe yok ki ‘’toplumsal öykü’’dür.

Bu, bir bakıma yeni bir orta sınıfın, yeni bir toplumsal merkezin inşasının, değer sistemleri açısından bir dönüşüm ve etkileşimin öyküsüdür. Türkiye’de son 10-15 yılda toplumsal dokunun çeşitli katmanlarının kendi içinde geçirdiği büyük sosyolojik dönüşüm yaşandı. Farklı değer sistemlerinin görece değişimi, teması ve zaman zaman iç içe girmesi, sivil olana yönelik talep, din-siyaset-ekonomi arasındaki doğal mesafelerin oluşması, laikliğin hem uygulamada hem algıda demokratikleşmeye başlaması önemli ve kalıcı sosyolojik girdilerdir. Bu öykü aslında bir isyanın da öyküsüdür, ‘’toplumsal olan’’ın ‘’siyasal’’ karşısındaki isyanı. Dönüşüm süreci toplumsal talepler, eğilimler, dinamiklerin siyaseti ve siyasi dengeleri kuşatmasıyla mümkün olmuş ve yol almıştır.

Geçtiğimiz dönemi değerlendirirken sıradan bir iktidar değişimi ifadesini çok dikkatli kullanmak gerekir. Zira temelde yatan değerler ve tutumlara ilişkin köklü bir toplumsal değişim halidir.

İkincisi, elbette ‘’siyaset’’in öyküsüdür.

Bu öykü iki parçalı olmuştur. Son 10 yıl bir yandan tarihi dış politik kırılmanın ve si-                        villeşme sürecinin de dahil olduğu çerçevede devlet tahakkümünü kıran, Türkiye’’nin hakim ideolojik dokusuna oranla demokratikleşmenin önemli koşullarından birisini oluşturan bir duruma, ‘’siyasi alan genişlemesi’’ne tanıklık etmiştir.

Ancak bu 10 yılda, siyasi alan genişlemesi yanında, siyaset kurumu merkezli aşırı bir güç yoğunlaşması da yaşanmıştır. ‘’Devlet tahakkümü’’nden adım adım ‘’siyaset tahakkümü’’ne geçiş olarak tabir ettiğimiz bu durum, siyasi iktidarın idari, kültürel, sosyal konularda özerk sahaları emmesi ve kendisine bağlamasının öyküsüdür. Siyasi iktidar basın, siyasi iktidar bağımsız idari kurullar, siyasi iktidar Merkez Bankası ilişkileri bunlar arasında yer almaktadır. Bu öykü adım adım siyasi merkez ve etrafındaki tüm yapılarda liyakat değil, sadakat, hatta biat üzerine kurulu bir sistemin kurulmasına yol açacaktır.

Bugün siyasi alanda önemli ölçüde arz üzerine kurulu ataerkil siyaset tarzının ürettiği krizler serisi bu nedenle yaşanmaktadır. Sonuç bugün itibariyle muhalefet eksikliği ya da hakim tek parti modeli üzerinden siyasetin 2000’ler öncesinde olduğu gibi toplumsalı tekrar içine hapsetmesidir.

Üçüncü öykü devlet alanıyla ilgilidir.

2003 sonrası adım adım, çeşitli adli, siyasi, hukuki süngü savaşları üzerinden ve yasal değişimlerle eski rejim aktörler tasfiye edil- miş ve eski rejimin temel direkleri yıkılmıştır. Bu süreçte AK Parti çeşitli gruplarla zımni ittifaklar yapmıştır. Bunlardan en önemlisi, daha doğrusu devlet alanındaki en kritik işbirliği hükümetin Fethullah Gülen                           cemaatiyle yaptığı işbirliğidir.

Bugün yeni rejimin kurulma aşamasında özellikle bu ikili arasında bir çatışma çıkmış, cemaat ele geçirdiği devlet yetkileriyle araçlarla hükümete yüklenmiş, hükümet ise kendi elindeki diğer devlet yetkileriyle buna yanıt vermeye başlamıştır. Sonuçta ortaya yeni bir tip güç kavgasının ürettiği, ağır otori-                    terleşme baskısı yapan bir devlet krizi, yargı krizi, kurumlaşma krizi çıkmıştır.

Bugünü doğru okumak bu ‘’üç öykü’’yü, bunların iç içe girmelerini, ayrılma noktalarını dikkate almayı gerektirir.

Şüphe yok ki en değerli ve kalıcı olan ilk öyküdür. Bu öykünün üzerine devlet ve siyaset krizleriyle gölge düşmesini engellemek gerekir.

Üçüncü öykü toplumdaki tüm meşru güçlerin görmesi ve birlikte çözmesi gere-    ken, yeni Türkiye için kurucu ve görülmezse ölümcül olabilecek bir krizdir.

İkinci öykü ise diğerlerini unutmadan demokratik mücadeleyi ve itirazı gerektiriyor.       

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.