1. YAZARLAR

  2. Meryem GÖÇER

  3. EKONOMİNİN POLİTİK DAVRANIŞLARI BELİRLEYEBİLMESİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Meryem GÖÇER

Meryem GÖÇER

Yazarın Tüm Yazıları >

EKONOMİNİN POLİTİK DAVRANIŞLARI BELİRLEYEBİLMESİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

A+A-

 

Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatı politika olarak tanımlanmaktadır. Politik davranışlar nasıl ekonomiyi etkileyebiliyorsa ekonomide yaşanan süreçler de politikayı belirleyebilmektedir.

 

Ekonomik gelişmenin istikrarla doğrusal ilişkisinin olduğu gerçeği çoğu zaman örnekliğiyle tarihte kendini gösterdi. Bu yazıda amaç seçmenlerin politik kararlarını vermelerinde ekonominin ne derece etkili olduğudur. Yani kişiler oy verirken ekonomik argümanları mı değerlendirmekteler yoksa seçimi ideolojiler-dini görüşler ya da başka şeyler mi etkilemektedir? Yeni politik ekonomide devlet artık içseldir ve politikalar çıkarların bir yansıması olarak şekillenmektedir.

Keynes devletin ekonomiye müdahale etmesi gerektiğini savunan ilk kişiydi. ‘’Laissez faire’’ görüşü 1929 buhranıyla fikirleri değiştirmişti ve günümüzde de hükümetler para ve maliye politikalarıyla ekonomik istikrarı sağlama güdümüyle hareket etmektedirler. Seçim dönemlerinde popülarist davranan partiler için ekonomide iyileşmenin olması kadar seçmenleri ikna etmek de önemli. Peki seçmenler nasıl davranıyor? Uzun dönemde sağlanabilecek refah mı önemlidir yoksa seçime yakın verilen sözler mi? Seçmenin rasyonelliğinin ölçüsünü belirleyen şey ile unutkanlığını test edebilme imkanı belki net cevapları verebilirdi.

Seçmenlerin önemsedikleri şeyleri şu şekilde sıralayabiliriz; Ulusal güvenlik, deneyim ve öngörüler, istihdam, enflasyon oranı, yatırım düzeyi, sosyal medya ve diğer iletişim araçları, ideoloji, dini yaşam fikri, aydınların görüşleri, güven duygusu ya da dürüstlüğe olan inanç, tutarlılık, içinde bulunulan kitlenin düşüncesi, partilere bakış açısı, toplumsal refaha yönelik çalışmalar, çıkarlar, korku, sosyal yardımlar, uluslararası kamu oyu görüşleri, vaatler, politikacıların yaşam tarzları-hitabet yetenekleri-halka yakınlıkları-mal varlıkları-aile yapıları-memleketleri-giyimleri-aktif olabilmeleri-eğitimleri-şeffaf davranmaları-tecrübe gibi nitelikleri, kendi ya da başka partilere karşı tutumu, arkadaş çevresi, anketler, reklam, halka uzatılan mikrofonlar, piyasadaki beklentiler, yurt dışındaki gelişmeler, iç ve dış tehditler, partilerin kendi içlerinde yaşadıkları gerginlikler, stratejik yaklaşımlar, seçmenin partisini uyarma isteği gibi unsurlardır. Tüm bu değişkenler içinde ekonomin ağırlığını test etmek oldukça zordur çünkü tüm seçmenler birbirlerinden farklıdırlar ve aynı anda birkaç unsurdan etkilenebilmektedirler. Yine de konuyla alakalı objektif değerlendirmeler bir bakış sergileyebilmek açısından gereklidir.

Konuyla alakalı şöyle bir ilişki kurulabilir.

Seçmen oyu= f (ideoloji ya da dini görüş+ ekonomik performans+ diğerleri)

1) Burada ideoloji veya dini görüşü özellikle belirtmenin açıklaması şudur; seçmen eğer politik görüşünde radikal ya da muhafazakar bir tutuma sahipse diğer değişkenler sıfır olur yani seçmenin kararını sadece bu tutumu belirler. Elbette ki gerçek hayatta söz konusu değişkenler sıfır değeri almak yerine sadece daha küçük değer alırlar. Dolayısıyla buradaki seçmen kendi görüşüne yakın partiler arasında seçim yaparken ekonomik performans ve diğer etkenleri göz önünde bulunduracaktır.

2) Tamamen ekonomik performansa yönelik tutum sergileyen bu seçmen tipinde ise diğer parametrelerin etkisi çok daha küçüktür. Böyle bir seçmen refah düzeyi, ulusal kalkınma, istihdam, yatırım imkanları, enflasyon gibi faktörleri değerlendirerek ve ön görü oluşturarak politik davranışını sergiler.

3) Diğerleri dediğimiz değişken ise mesela aday olan politikacının duruşu ya da söylemlerinden etkilenerek ya da sosyal medya ve reklam gibi unsurların etkisinin ideoloji-dini görüş ve ekonomik performansı domine etmesi olarak görülmektedir. Böyle bir seçmen tipi aklına yatkın tercihi yaparken tabi ki diğer faktörlerden kısmen etkilenecektir. Ancak anlatılmak istenen şey önceliğin belirlenmesi ve seçmenin sırayla nelere önem verdiğidir.

Bu şekilde fonksiyonel bir bağlantı oluştuğunda seçmenin net kararı her üç unsuru temsil eden partiler arasında kıyaslama yapmasıyla ve partilere vereceği puanla alakalıdır. Mesela sol görüşlü, işsizliğin azalmasını önemseyen ve tecrübeye önem veren bir seçmen sol görüşlü partiler arasından istihdamı artırmayı planlayan tecrübeli birini seçmek isteyecektir. Peki ya aradığını bulamazsa ?

Seçmen bu üç değişkenden kendince en önemlisini seçer; mesela istihdam artışı önceliği olsun. Bu durumda istihdam artışını sağlayacak en yetenekli gördüğü aday politikacılardan tecrübeli olanı seçer. Nihayetinde ideolojisine sıfır değerini ve ekonomik performansa yüzde elliden daha fazla bir değer vererek tercihi seçebilecektir. Örneğin X partisini seçme nedeni %70 ekonomik bakış-%30 tecrübeli politikacısının olması gibi. Bilindiği üzere seçmen sandığa gitmemeyi ya da boş oy kullanmayı da seçebilecektir. Başka bir örnek verelim:

Dindar bir seçmenin enflasyon oranını ve dürüstlüğü ön planda tuttuğunu varsayalım. Eğer seçmen inancı tüm unsurların önüne koymuşsa iki seçeneği olacaktır; Dindar aday politikacılar arasından enflasyon oranını düşürebilecek dürüst bir aday bulmayı isteyecektir. İkincil olarak böyle bir aday bulamazsa önceliğine göre dindar-dürüst ama ekonomik performansı iyileştirme kabiliyeti olmayan bir adaya oy verebilecektir. Ancak diğer bir seçenek seçmen, enflasyon oranını düşürmeye kabiliyetli- dürüst ama dindar olmayan birini seçebilecektir. Ya da bazı seçmenler en iyi yatırım imkanı sağlayacak parti hangisi olursa olsun tercih edebilirler. Böylece ekonomik faktör diğer tüm unsurlara karşın baskın olmuş olur.

Dolayısıyla politikacılar seçmenlerin istediklerine göre bu üç değişkenin aynı ve kendi partilerini yansıtması için uğraşırlar. Mesela ekonomisi yıpranmış bir ülkede politikacıların başa gelmek için verecekleri ilk vaatler tabi ki ekonomiye yöneliktir.

Fakat gelişen süreçler, seçmen ihtiyaçlarının tanımlanması kolaylığı dolayısıyla politikacılar genel olarak birbirlerine benzer argümanlarla konuşmaya ve hareket etmeye başladılar. Şöyle bir örnekle ifade etmek gerekirse; seçmenlerin hak ve hürriyetlere önem verdiğini, israfı istemediklerini ve hitabet yeteneğinden etkilendiklerini varsayarsak partilerin muhalefet etme araçlarını ve politikacıların belirlenmesinin gereksinimlerini tespit etmiş oluruz. Peki politikacıların bu tavırları ahlaki midir? Örneğin sağ bir partinin dindar çoğunluk kitleyi etkilemek için dindar görünmesi etik olur mu? Değerlendirme okuyucuya bırakılmıştır.

Keynes politikacıların toplum yararına hizmet ettiklerini savunmuş olsa da Micheal Kalecki aksine kapitalist karlara hizmet eden devletin buna yönelik tehditleri önlemek için çalıştığını savunur. Politikacıların gerçekte kimin için çalıştığı daha fazla sorgulanmaya başlandı. Bu durumda seçmen, politikacının kime-ne niyetle çalıştığını önemsemektedir. Yani seçmenler bireysel ya da grupsal çıkarları lehine davranmaktadırlar çünkü dönemsel olarak politikacıları belirleyen seçmenlerdir ve iki tarafta zımnen de olsa birbirlerinin ne istediklerini bilmektedirler. Böyle bir duruma rağmen halka hizmet söylemi hep ön plandadır ve politikacının asıl işi çıkar çatışmaları arasındaki dengeyi sağlayabilmek olarak şekillenmektedir.

Joseph Schumpeter ise kapitalist demokrasilerde oy için rekabet eden politikacıların politika kararlarını ve sonuçlarını belirlediklerini hatta önce ve sonraki dönem politik kararlarının birbirlerinden etkilediklerini ifade eder. Seçmen ise geçmiş dönemleri analiz eder, bugünü değerlendirir ve öngörü oluşturur sonucunda diğer tüm etkenler sabitken tecrübesiyle politik tavır sergiler.

Theil’in savunduğu gibi devletin tek çıkarı ekonomiyi en iyi sonuca yönlendirmek olsaydı muhtemelen tüm politikacıların ekonomik gelişme-kalkınma için çabalamaları gerekirdi ve başarısızlıktan kaçınmanın tedbirleri hep olacaktı. Her ne kadar ekonomi politikaları her seçim dönemlerinde yenilenerek deklare ediliyorsa da iki tarafın önceliğinin ekonomik çıkar olduğunu savunmak yerinde olmayacaktır, en azından Türkiye için. Dolayısıyla ekonomik unsurların seçmen tercihine olan etkisi kısmidir ve göreceli olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu görecelilik seçmene göre değişmektedir ve çoğunluğun talebinin ekonomik performansa yönelik görüşleri seçim sonuçlarını belirlemektedir. Ekonominin gittikçe önemsenmesinin sebebi ise partilerin giderek birbirlerine yakın tutumlar sergilemeleri ya da uzlaşma alanlarının artmasıyla ilişkilidir.

Politikacılar başa gelmeden ideolojik fikirlerini genel olarak daha arka planda tutmaktadırlar. Bunun sebebi farklı görüşlerdeki oy kitlelerini kaybetmeyi göze alamamaları. Yani partizan politikacılar kaygı nedeniyle ve ideolojilerini yaşama aktarabilmek için seçmenlere karşı yeterince şeffaf değildirler. Seçmenlerin rasyonel davrandıkları varsayımını yaparsak her bir seçmenin partilerin amaç-yöntemlerini yeterince tahlil edebildiklerini söyleriz. Ancak bir örnek üzerinden gidersek; milliyetçi partilerin dönemsel olarak oy oranlarının farklılaşması bu hipotezi çürütmektedir. Tüm çıkarların hiçbir suretle aynı doğrultuda olamayacağı gerçeği altında heterojen kişilerden oluşan seçmenlerin tamamen ideolojik davranmadığı realitesiyle karşılaşırız. Avrupa’ya savaş sebebiyle sığınmak zorunda kalan mülteci akımları sonrasında birçok Avrupa ülkesinde milliyetçi partiler güçlenmeye başlamıştır. Bu durum ise seçmenlerin dönemsel koşullara bakarak istediklerini yaptırabilmek için oy kullandıklarını aşikar eder. Nitekim çoğu mültecilerden rahatsız oluyordu ve en iyi yaptırımı en acımasız olan yapabilecekti. Seçmen için oy kullanmak maşa olarak kullanabileceği en yetenekli politikacıyı belirlemekti.

Seçmenlerin üretim ve istihdam hakkında ne denli bilgiye sahip oldukları konusu da ayrıca önemlidir. Seçmenler özellikle seçim dönemlerinde artan kamu harcamalarının ileriki süreçlerde bütçeyi zorlayacağını fark etmektedirler. Ancak ekonomi denilen alan dar kapsamda ele alınmayacak kadar hassastır. Dışa açık bir ekonomide dövizlerin fazlaca satın alınmasıyla ani kur yükselmeleri kaçınılmazdır. Ya da faizin olduğu bir ekonomide bağımsız olan bir Merkez Bankasına müdahale edilemeyeceği gerçeği göz önünde tutulursa bu sebepler için politikacıları suçlamak ne kadar rasyoneldir, tartışmalıyız. Başka bir örnek ise serbest piyasa ekonomisinin olduğu bir ülkede stoklamadan kaynaklanan enflasyonun hızlanması hususunda hükümetin sorumlu tutulması seçmenin ekonomik bilgiyle değil algıyla hareket ettiğinin göstergesidir. Hükümet bürokratların israfı nedeniyle eleştirilmeli-sorgulanmalıdır ya da tarım politikası açısından yanlışları konuşulmalıdır, gerekenler yapılmalıdır. Ya da atıl kapasiteyi kullanmadığı için ya da inovasyonu yayamadığı için eleştirilmelidir ancak seçmenler ekonomiyi belirleyen ve şekillendiren olarak sadece politikacıları görüyorlarsa ekonomi hususunda eksik bilgi vardır. Nitekim politika üretmek kadar önemli olan şey onu uygulayabilmektir ve bu ancak tüm birimlerin etkileşimi ile olur.

Gelişen süreçler aynı zamanda ihtiyaçları ve talepleri de değiştirdi. Politikacılar da yeni dönemlere entegre olmanın mücadelesini veriyorlar ve seçilebilmek için birçok argümandan faydalanıyorlar. Yeni dönemlerde seçmenler yetenekleri ve konuları daha iyi analiz edebildikleri inancıyla siyasi bakışları uğruna ekonomiyi bir araç olarak kullanmayı yaygınlaştırmaya başladılar. Yazının amacı sadece bu meselenin daha derin irdelenmesi gerekliliğine işaret etmek ve birkaç örnekle değerlendirme yapmaktır. Birkaç soruyla biraz daha derinlere inelim; Yapısı itibariyle tamamen dini olan bir kurumun tüm ekonomik problemleri çözeceği kesinleşseydi seçmenlerin tamamından destek alır mıydı? İstihdamı potansiyel olarak en iyi noktasına ulaştırabilecek sosyalist biri tüm oyları alabilir miydi? Toplumsal ahlaka aykırı davranıp aynı yaşam tarzını topluma benimsetileceğine inanılan biri ülkeyi en iyi ekonomiler arasına yerleştirebilse dahi seçmenler ekonomik çıkarları uğruna tüm diğer unsurları görmezden gelirler miydi? Ekonomik başarılar kadar din-ideoloji benimsenmiyorsa seçmen oyları için politikacılar rengarenk davranıp olmadıkları gibi görünmeyi isterler miydi? Ekonomik unsurlar seçmen kararlarını belirlemede aktif rol alırlar ancak tüm politik süreçleri ekonominin tekerinde görmek yanılgıdır. Bu görüşler elbette ki Türkiye için söz konusudur. Konuyla alakalı anket ve deneysel yöntemlerin bir arada uygulanması daha net sonuçlar için gereklidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.