1. YAZARLAR

  2. Hilâl Kaplan

  3. Ekmel'in sinekleri
Hilâl Kaplan

Hilâl Kaplan

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Ekmel'in sinekleri

A+A-

Ortadoğu bataklığı, bir ülkeyi baştan yaratabileceği, toplumun hafızasını sıfırlayabileceği, bireyleri kendi kurduğu laboratuvar ortamında yetiştirebileceği kibriyle hareket eden Kemalist halisünasyonun son ürünlerinden...

Eski-yeni, Doğu-Batı, çağdaş-çağdışı gibi içeriğini kendi doldurduğu ikilikler üzerinden bir ulus inşasına girişen Kemalizm, benimsediği değerleri de zorla halkın üzerine giydirmeye çalıştı. Bunu yaparken sadece ülkemizin tarihini ve dilini değil, ayrılmaz bir parçası olduğumuz koca bir coğrafyayı da inkâr etmeye girişti.

Bu yüzden Türklük, Batılı olmaya mündemiç bir değermiş gibi ele alındı. Bu sürecin kaçınılmaz ötekisi ise, en güçlü ulus bilincine hâkim olan Kürtler oldu. Kürtler, sadece kendi dilleri üzerinden değil, Türkiye'nin 'Ortadoğulu' kimliğini mutlak surette hatırlatan, psikanalitik anlamdaki 'leke' olarak da Kemalist sembolik düzeni delmekteydi. 'Dağ Türkleri' kavramının da bu 'leke'yi dışa vuran bir lapsus olduğunu düşünmüşümdür. Ülkenin Kürtlükten 'temizlendiği' takdirde daha Batılı ve çağdaş olacağı zannı da bundan kaynaklanır.

Ne var ki, Ak Parti'nin politikaları vesilesiyle hem dindarlıkla hem de Kürtlükle barışmış gibi yapmak zorunda kalan Kemalist ırkçılığın yeni hedefi, Araplar özelinde, Ortadoğu coğrafyası oldu. Aslında bu ırkçılık da Kemalizm'e başından beri dahildi ama Ak Parti'nin kendi coğrafyasına sırtını dönmeyen politikaları sayesinde daha da belirginleşmiş oldu.

Yoksa, dindarlar ve Kürtler, şimdiye kadar cumhuriyetin içindeki 'Ortadoğu bataklığı'ydı. İstiklâl Mahkemeleri'nden Dersim Katliamı'na, dil devriminden başörtüsü yasaklarına tüm çabalar bu 'bataklığı' kurutmaya yetmedi. Neticede bataklık sineği gibi gördükleri kitleler, ülke üzerinden hem söz hem iktidar sahibi oldu.

Ne var ki Kemalist projenin ürettiği 'başarılı' öznellikler elbette var. Dersim'de doğan Kemâl Kılıçdaroğlu'nun kendini yedi göbek Avrupalı sayıp, bataklık diyerek Ortadoğu coğrafyasını küçümsemesi bunun güzel bir örneği.

Aynı şekilde, 'bataklığın' göbeği olan Kahire'de doğup büyümüş, babası Kemalist zulümden Mısır'a sığınmış bir mülteci olan Ekmel Bey'in de, tecavüzden, varil bombalarından ve binbir türlü Şebbiha katliamından bu ülkeye sığınmış olan Suriyeli mültecileri aşağılaması, onları geri göndermekten bahsetmesi, onları kurtulunması gereken mikroplar mesabesinde görmesi de bunun başka bir örneği.

Ancak ikisi de, Türkiye'nin ne Doğulu ne de Batılı olabilmiş, geçmişiyle, diliyle ve coğrafyasıyla kavgalı döneminin öznelerine tekabül ediyorlar. Nitekim, bir gün Risale-i Nur'u, diğer gün Atatürk posterini, olmadı Türk Solu dergisini havaya kaldırıp poz verdiğinizde, hem dindar, hem Atatürkçü, hem de Türk solcusu olmuyorsunuz. Bilakis, tam da bunların hiçbiri olmadığınızı kanıtlıyorsunuz aslında.

Ak Parti iktidarıyla beraberse, başka bir paradigma doğmuş oldu. Ak Parti söylem ve politikalarıyla, hem Doğulu hem de Batılı olabilmenin imkânını gösterdi bizlere. Hem Avrupa Birliği adaylığı için hem de Ortadoğu coğrafyasında adaletin tesisi için çabalamanın mümkün olduğunu, Batı ile eşitler arası bir ilişkinin kurarken, Doğu ile onu küçümsemeden ilişkilenmenin birbiriyle çelişen değil, birbirini bütünleyen bir tavır olduğunu ortaya koydu.

Yeni Türkiye, cumhuriyetin kendisini üzerine bina ettiği kimlik sancılarını aşarak kurulabilir ancak. Şu anda olan da bu...

Önceki ve Sonraki Yazılar