1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Ekmeleddin İhsanoğlu ile Bir Hasbihal
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Hekib - Heybe
Yazarın Tüm Yazıları >

Ekmeleddin İhsanoğlu ile Bir Hasbihal

A+A-

     Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu,

     Her şeyden önce anadilim olan Kürtçe ile size hoş geldiniz diyorum. Size olan bütün hitabımı Kürtçe yapmayı çok isterim. Lakin devletin bize dayattığı asimilasyon sonucu bu arzumu gerçekleştiremeyeceğimden dolayı beni ak sütüyle büyüten anamdan özür diliyorum. Bizi asimile ederek kendini anasının diliyle ifade edemeyecek hale getiren devleti kınıyorum. Bundan sonraki cümlelerimi Türkçe olarak kurarak size hitab ediyorum.

     Gökteki güneşin sıcaklığı kadar insanı hem yaşatan hem de yakan sadece bize özgü dünyamıza hoş geldiniz.

     Tarihe analık etmiş, pek çok Bilge ve Peygambere vatan olmuş ve hali hazırda 4–5 parçaya bölünerek bütün meşru hukuku ve insani değerleri çiğnenmiş, dert ve sıkıntıları ölümcül derecede can yakan insanların ülkesine, yani Kürdistana hoş geldiniz.

     Bu topraklarda yaşanmış ve hala yaşanmakta olan bunca acıya, deformasyon ve yıkıma rağmen hala adalet, iyilik, güzellik, kardeşlik, kadirşinaslık,onur ve merhamet gibi kavramları ayakta tutmaya çalışan, bir dilim ekmeğini hiç düşünmeden paylaşacak kadar misafirperver ve uçarı bir özgürlüğe sevdalı insanların şehrine, Dicle ve Fırat’ın taşkın sevdasını yüreğinde taşıyan insanların şehri olan Amed’e hoş geldiniz.

     Adaylığınızın konumlandığı zemin açısından bütünüyle kendine özgü ve ilginç bir adaylık profiliniz var. Ben eminim ki bunun farkındasınız.

     Çünkü İslami ilimlerle yoğrulmuş, bilim adamı bir ilmi kariyer iniz var. Ayrıca 4–5 yıl Dünyaca kabul görmüş İslam konferansı genel sekreterliği yapmışsınız. Uluslararası arenada muhafazakâr, yerel siyasette ise dindar kitlelere hitab edebilecek ilim adamlığı ağır basan politik bir kimliğiniz var. Bu sizin için olumlu bir avantaj.

     Ancak bu olumlu avantajınıza rağmen sizi aday gösteren partiler bloğunun Kürtlere bakış açıları noktasından bakıldığında bu olumlu yanınız dahi sizi Kürtlerin nezdinde fazla avantajlı bir hale getirmiyor. Tam tersine dezavantajlı bir hale getiriyor...

     Örneğin meydanlarda kitlelerin üzerine Kürtlerin idam ipini atan Devlet Bahçeli, her ne kadar PKK’ ye kızıyor gibi görünse de aslında kendini inkar etmemiş bütün Kürtleri görünce kırmızı görmüş bir boğaya dönüşüyor. Bloğunuzdaki diğer partilerin de kutsal Türkiye’yi "bölücü" imgeleri nedeniyle Kürtleri çok katı bir Kürt inkârı ile ve "terörist" olarak görüp onları imha etmeyi düşünen politikaları dillendiren partiler.

     CHP‘de ana omurgası itibarıyla bunlardan hiç de farklı değildir. CHP’nin içinden de vicdanları gerçekten de sağlam istisnalar çıksa da, bazen Kürtlere yönelik gönül hoşluğu türünden kimi atraksiyonlar yapsalar da, mesela kamuoyuna düşen Kürt raporları gibi.

     CHP’li dostlarımız kızmasınlar ama demokrasi, çağdaşlık, ilerleme, insan hakları… gibi kavramları dillerinden hiç düşürmezler. Ancak onların da Kürtlere bakış açıları diğerlerinden pek de farklı değildir.

     Üstelik Kürtlerin bu ülkede yaklaşık yüz yıldır uğradıkları bütün katliam, idam, sürgün, hapis, asimilasyon, kültürel kıyımların… Altında cumhuriyetin kurucu iradesi olan CHP’nin ötekileştirici –imhacı ve asimilasyoncu Kemalist zihniyeti var. CHP’nin bir de şöyle bir özelliği var. Cumhuriyetin kurucu ideolojisini kitlelere sürekli en göz alıcı cilalı makyajlarla sunarak, cumhuriyeti ıslaha yönelik bütün eleştiri ve itirazları aşağılayıcı bir dili ile özellikle laiklik karşıtlığı üzerinden bir çeşit şeytanlaştırıyor. Türk militarizmini de yedeğine alarak bunun üzerinden konformist elitist bir sınıf oluşturmuş.

     Bu sınıf, alt tabakayı oluşturan köylüleri, dindarları ve Kürtleri ayakları çarıklı, başı külahlı, şalvarlı göbeği şiş, kafası basmayan, adam edilmesi gereken cahiller olarak görüyor. Bütün retoriğini bunun üzerinden oluşturuyor. Üniversitelerdeki, baş örtüsü, türban, laiklik, irtica ve bölücülük kavgalarının temelinde bu retorik var.

     Cumhuriyet ideolojisi ve CHP zihniyeti kuruluşundan bu yana iki sınıf insanı hiç bir zaman doğru bir tanımlamayla algılamadı tanımadı ve görmedi.

     1. Dindarlar (Müslümanlar). 2. Kürtler kahir ekseriyetle dindar olduğu için bazı Kürtler de alevi dindarlar olduğu için iki defa, üç defa iç içe ötekileştirilerek ezilmiş bir kitle haline geliyor.

     Bizim niyetimiz burada insanın gelişmiş akıl ve vicdanının ürünü olan bireye ve topluma saygılı, gerçekten de demokratik, aydınlık, özgür bir yaşam biçimi olan bir cumhuriyet anlayışını ve insanı insan olarak gören değerlerini küçümsemek ve onun yerine farklı bir şey önermek falan değil.

     Sadece bizdeki konformist cumhuriyet ideolojisiyle yaşıt ideolojik akran ve komşularını gözler önüne sererek laik kemalist turancı cumhuriyetin, özellikle biz Kürtlere ve Anadolu’nun muhafazakâr dindar insanına neler verdiğini, verebildiğini nesnel olarak ortaya koymak.

     Evet, Osmanlı bakiyesi Anadolu ve kürdistan coğrafyasında bu ideoloji biraz konjüktürel şartlar, çokça da zorun gücüyle oturtulduğunda:

     İtalyada Missollini faşizmi, Almanyada Hitler Nazizmi, bu topraklara komşu sovyet Rusyada Stalinist bolşevik diktatörlüğü, İranda pehlevi şehinşahlığı Irak, Suriye ve Mısırda nasyonalist Arap Baas diktatörlüklerinin temelleri atılıyordu. Libyada ise Albay Kaddafi cuntası, Sosyalist Cemahiriye diktatörlüğünü kuruyor.

     Böylesi bir iklimde temelleri atılan son derece dar ideolojik bir devlet kurgusundan günümüze hitab eden, insan haklarına saygılı, dörtbaşı mamur özgürlükçü bir anlayışı beklemek ham bir hayal olur.

     Hele bunu toplumsal bir mühendislik marifetiyle idealize edip, kitlelere enjekte etmeye çalışmak delilik değilse bütünüyle akıl dışı bir davranıştır.

     Bundan cumhuriyet tarihindeki insanlık dışı muameleleri normalize edip anlayışla karşıladığımız şeklinde yanlış bir anlama çıkmasın. Ama işin özü ve hakikati bu.

     CHP’li arkadaşlar sözünü ettiğim dezavantajlı kesimlerle hemhal olduklarında bu gerçeği unutmamaları faydalarına olur.

     İşte bu noktadan hareketle Cumhuriyet tarihindeki bütün Kürt isyanları, Tunceli, Ağrı, Piran, Zilan katliamları Şeyh sait ve arkadaşları, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamı, Şark ıslahat planları, takriri sükûnlar, Kürtleri Türkleştirme programları… ve daha nice olaya bakıldığında, hepsinin altında bu Turancı ötekileştirici Kemalist ideolojinin, millî şef İsmet İnönü ve benzeri CHP zihniyetlerinin eylem ve iradelerini olduğu bu çok net görülüyor.

     Örneklerin detayına girmeyeceğim. Sadece şu örnekle esas meseleye geçeceğim. Bana göre CHP’nin gelmiş geçmiş en halim selim Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğludur. Ancak onun bile -üstelik Dersimli bir kürttür, ailesi cumhuriyetin gadrine uğramış, pek çok sıkıntı yaşamış bir kürttür- Kürtlerin anadil talepleri konusundaki klasik devlet ve CHP zihniyetinden bir milim önde olmadığı görülüyor. Diyarbakır’a geldi, Kürtler için anadil olmazsa olmaz bir haktır dedi, ankaraya gitti, orada anadil ülkeyi böler dedi.

     Geçenlerde ırak Kürtlerinin bağımsızlık taleplerine verdiği tepki şu olmuştur. "gerekirse elimize silah alırız". Sadece bu bile gösteriyor ki, CHP, AKP ve diğer Türk partilerinin Kürtlerin hayrına olan hiç de iyi bir karneleri yok.

     Soru ve merakım şudur:

     Kürtleri bu kadar hırpalamış bir bloğun adayı olarak Kürtleri de yönetmeye talip bir cumhurbaşkanı adayı, kürt meselesinde o cenahta belki de en masum bir insan, olarak,

     Kürtlere bütün bunları unutturacak ne sunacaksınız ki Kürtler size oy vermeyi düşünsünler…

     1. Mesela daha seçilmeden önce, cumhuriyet tarihinde kürtlere yapılan bütün haksızlıklar için bir devlet özrü yapabilecek misiniz? Böyle bir şey düşünüyor musunuz?

     Mezar yerleri hala kayıp Şeyh said ve arkadaşları, Bediüzzaman Saidi kürdi gibi Kürt âlim ve önderlerin mezarlarının gösterilmesi için somut bir çalışmanız olacak mı?

     2. Kürt dili ve kültürünün Kürtlerin yaşamında beşikten mezara kadar yer bulmasını deklere edebilecek misiniz? Dünyada 2, 3, 6-7 hatta 14 tane resmi ve eğitim dili olan ülkelerin varlığını biliyoruz,

     3. Bu barış sürecinin insancıl bir zeminde gelişip Kürtlerin onurunu kurtaracak şekilde, bu topraklarda gerçekten de insanca bir barış, kardeşlik ve paylaşımın olabilmesi için siz destek olacak mısınız? Olacaksanız, ne gibi katkılarınız olacak?

     4. Parçalanmış Kürt coğrafyasının tekrar birleştirilip -bütün kesimleriyle- Kürtlerin de medeni dünyada hakkettikleri saygın yerlerini alıp, bütün insani haklarını kullanmalarına destek olacak mısınız?.. Buna Kürtlerin barışçıl bir anlayış ile bağımsız bir devlet kurup kendi kendilerini yönetmek dâhildir.

     5. Siz yıllarca İslam Konferansı Örgütü genel sekreterliğini yaptınız. Kürtlerin, Müslüman devletler tarafından düşürülmüş bu gayri insani Hallerinin, İslam öğretisi, hukuku, şeriatına göre kısa bir izahını yapabilir misiniz?

     6. Kürtçenin bir medeniyet dili olmadığı şeklindeki beyanınızın insani ve ilmi ölçütü nedir? İzniniz olursa kürt alim ve bilgesi Ahmedi Xaniden birkaç beyit okuyayım, ondan sonra siz bu soruma cevap verirsiniz.

     Sonsöz bu topraklarda kim gerçekten onurlu ve dürüst bir barışla Kürtleri medeni ve insani haklarıyla inancı, dili ve kültürüyle barışık bir hal içre adam ve insan yerine koyup bu değerlerine kavuşturma çabası içerisinde olursa parti rozetlerine hiç takılmadan oyumuzu alabileceklerini bilmelerini isterim. Herkese şimdiden barış ve tahammül içre başarılı bir çalışma dilerim.

     Ekmeleddin İhsanoğlu Kimdir

     Ekmeleddin İhsanoğlu (d. 26 Aralık 1943, Kahire), Türk bilim tarihi profesörü, akademisyen, diplomat ve yazardır.

     2004 ve 2014 yılları arasında Birleşmiş Milletler'den sonra ikinci büyük uluslararası örgüt olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın genel sekreterliğini sürdürmüştür.

     26 aralık 1943'te Kahire'de doğdu. Babası Yozgatlı müderris İhsan Efendi, annesi Rodoslu bir Türk ailenin kızı olan Seniye Hanım'dır.

     1980 yılında İslam İşbirliği Örgütü'nün tavsiyesi ile İstanbul’da kurulan İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA)’nin başkanlığına getirildi. Bu görevi 25 yıl sürdürdü. IRCIA bünyesinde Türk ve İslam kültürü konusunda büyük bir ihtisas kütüphanesi ve arşivi kurulmasına öncülük etti.

     İngilizce ve Arapça dillerinin yanı sıra orta düzeyde Fransızca ve Farsça bilmektedir. Bazı kaynaklarda ise bu dört dili akıcı olarak konuştuğu belirtilmiştir.

     16 Haziran 2014'te Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi arasındaki, 2014 cumhurbaşkanlığı seçimleri için aday belirleme görüşmeleri çerçevesinde CHP ve MHP tarafından "çatı aday" olarak gösterilmiştir. Daha sonra da bu partiler tarafından resmen cumhurbaşkanlığına aday göstertilmiştir.

     Buluşma salonundan bir kaç not:

     1- Program çok sıcak bir Ramazan orucu günü yani 25 Temmuz Cuma saat 15.00’te Greenpark otel-balıkçılar başı/Amedde başladı. İlk hafif dozajlı bozgunumuzu salon girişindeki sivil polislerle yaşadık. Üst araması yaptıklarında anahtarlarıma bağlı küçük bir tırnak makasını çıkartıp kendilerine emanet etmemi istediler. Ben bununla kimseye bir zarar verilemeyeciğini ve hem yaş hem ikişiliğim gereği kimseye bir zararımın olmayacağına beyanla bu uyglamalarının çok saçma olduğunu, kastı aşan bir uygulama ile bu mubarek ramazan gününde sadece insanları demoralize ettiklerini, dolayısıyla çok saçma bir şey yaptıklarını iddia ettim. onlar işi inada bindirince tırnak makasını söküp masalarına fırlattım. geri de almayacağımı, belki ihtayçlarının olduğunu, tırlarla dolaşan füze ve silahlar varken bir tırnak makasının bu kadar büyük bir tehlike olarak algılanan bir memlekette yaşamanın saçmalığına isyanımı dillendirdim. Bizi programa davet eden CHP milletvekili arkadaşa da durumu aktardım. Ama burası türkiye.Ve devlet vatandaş ilişkileri insan hakları açısından hala çoban-koyun sehndromunu aşmış değil.

     2- Bizi davet edenler programın gidişatını nasıl belirlemişler doğrusu çözemedik. Biz, Bir siyasi kurum temsilcisi sıfatıyla CHP Diyarbakır milletvekili Sezgin Tanrıkulu beyefendinin makam davetiyle programa davet edildik ve şekil katıldık. İçeri girdiğimizda DİTAM (Dicle Toplumsal araştırma merkezi).. Cumhubaşkanı adayını takdim ve sunumu sona erdikten moderatörlüğü Sedat Yurttaş bey yaptı. Bütün siyasi temsilcilere söz hakkı verilmesine rağmen soru sormak için bilekurumsal ismimiz zikredilmedi. Söz hakkı arkeologlara ve bireylere kadar inince bu durum beni son derece rahatsız etti.

     Programa birlikte katıldığımız Sevgili arkadaşım Sosyolog-öğretmen Adnan Fırat beyle kısa bir durum değerlendirmesi yaptık. Ben bu rahatsızlığımı kürsüye iletmeyi istedim. Adnan bey, kürsünün, çok konuşma heveslisi olduğumuz algısıyla, salonda yanlış anlaşılacağımızı belirtti. Ben tam tersine burada bir nezaketsizlik ve bir hak ihlali olduğu kanaatimi belirtim. Kürsüye şu notu ilettim. "Hak Adalet ve Hürriyet için Kürdistan İslami İnsiyatifi-Azadi insiyatifi adına burada bulunuyoruz. Konuşma sıramız ve hakkımız sehven unutuldu mu yoksa?-Sedat Doğan –insiyatif yöneticisi."

     Notumuz kürsüye ulaşınca, söz almış konuşmacı sözünü bitirince hemen ismimiz anons edildi. Bu da bizim için hak arama bilinci açısından ilginç bir deneyim oldu.

     3- Ekmeleddin beye sorulan soruların hemen hepsinde kürt sorunu ve Kürtçe anadil eğitimi, kürtlerin birey ve millet olmaktan kaynaklı hak talepleri fazlasıyla ön plandaydı. Ekmeleddin bey sorulan bütün soruları olgunluk ve metanetle dinledi. Bu durumu soruları cevaplandırırken de dile getirdi.

     Ekmeleddin bey, ağırlıkla şu konular üzerinde durdu. Kendisinin herhangi bir partinin mensubu olmadığını, dolayısıyla bazı soruların haksız yere kendisine geldiği vurguladı. Anadil konusunda yanlış anlaşıldığını ve kürtçe karşı olmadığını, devletin çok vahim yanlışlar yaptığını ve bunu sadece kürtlere değil herkese yaptığını beyan etti. Eğer kazanırsa eli sopalı devlet anlayışına son verdiği belirtti.

     4- Kendisine tandır ekmeği hediye edildi. İnsanlar ismini telaffuzda çok zorlanıyorlar. Bayan bir sunucu sayın ekmeleddinoğlu diye kendisine hitab edince, bu durumu farkedenlerce hafif bir gülümsemeyle geçiştirildi. kimi vatandaşlar EkMeleDdin yerine EkLeMeDdin diye telafuz ediyorlar.

     5- Ben mevcut blok düşünüldüğünde bu halim selim, beyefendi kimliğiyle ekmeleddin bey, bu adaylığı nasıl kabul ettiğini hal çözmüş değilim. Özellikle kürt coğrafyasında bu çelişki çok daha bariz bir şekilde ortaya çıkıyor ve kendisine yazık edildiğini düşünüyorum.

     6- Program bitince sağ olsunlar bizi iftara davet ettiler. Ben iftarımı evimde yaparak tercihimi kullanmış oldum.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.