1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Eğitime Dair…
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Eğitime Dair…

A+A-

     Türkiye’de adam akıllı bir eğitim politikası tespit edilerek geliştirilemediği için, eğitim alanındaki sorunlar; her yıl dağ gibi sorunlar yumağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine her yıl eğitim-öğretim yılı başlamadan önce nice nutuklar atılır, nice sonu gelmez tartışmalar yapılır ve nice akademisyenler/iş bilirler ekranlarda boy gösterir ve cafcaflı cümlelerini uzun uzadıya sıralarlar. Ama sonuç olarak gel gör ki bir türlü elle tutulur, gözle görülür ve hatırı sayılır bir yol kat edilmez, soruna çözüm getirilemez…

     Eğitim işi uzun soluklu bir süreçtir. Bu noktada herkes hemfikirdir. Eğitim sürecinin ortak paydaları; 1-öğrenci, 2-öğretmen, 3-aile ve 4-çevredir. Yine eğitim sürecinin işleniş süresi olarak ele alındığında ise; bir girdisi, bir mesajı, bir vericisi, bir alıcısı, bir işleme süresi ve bir de çıktısı vardır. Bu elemanları biraz daha arttırmak veya detaylandırmak mümkündür. Ama eğitim olgusunun paydalarını/unsurlarını ve işleniş sürecini bu şekilde sıralamak da pek yanlış sayılmasa gerekir.

     Eğitimi, aslında bütünleşmiş bir iş ve işlevler-işlemler arenası olarak da ele alabiliriz. Zira eğitim ne salt başına öğrenmedir, ne salt başına öğretmedir, ne salt başına ekonomik bir süreçtir, ne salt başına psikolojik veya sosyolojik bir süreçtir ve ne de mekanik bir iletişim ağıdır. Belki de eğitim süreci bütün bunların ve hatta daha fazlasını da içinde barındıran ciddi bir organizasyon ve karma bir süreçtir.

     Her şeyden önce eğitimin bir plan-program dâhilinde ( ciddi manada) yürütülmesi gerekir. Yine eğitimde netleştirilmiş hedeflerin olması gerekir. Eğitim sürecine yeni katılmış bulunanların(okula yeni başlamış çocukların) deruni dünyalarına vakıf olmak gerekir. Onların her türlü maddi-manevi hazır-bulunmuşlukları, kişisel ihtiyaçları, psikososyal durumları, psikomotor seviyeleri, biyo-fiziki gelişmişlikleri, sosyal çevre ortamları ve daha pek çok yönüyle bilinmesi gerekir. Aynı zamanda verici olan öğretmenlerin de bu saydıklarımızı ve daha sayamadığımız alanlar itibariyle donanımlı-vasıflı olması lazımdır. Ki verimli olunabilinsin. Bütün bunlar işin belki de bir tarafı!

     İşin ayrı bir tarafı ise eğitim sürecinin çocuğun fıtratını bozacak yapıda değil; tam tersine çocuğun fıtratını destekleyecek, koruyacak ve hatta geliştirecek bir yapıda olması zorunluluğudur. El an eğitim-öğretim plan ve programlarının gerek şekil ve gerekse içerik bakımından çocuğun fıtratına hitap etme noktasında son derece ketum bir yapı arz ettiği aşikârdır. Bu eğitim-öğretim süreci; eğitim sürecine alınan çocuğun fıtri yapısına aralıksız olarak balyoz darbeleri şeklinde inmektedir. Zira insan fıtratını ifsad eden her türlü özellikleri içinde barındırırken; insan fıtratını geliştiren her türlü özelliklerden de arındırılmış hale getirilmiştir. İnsani erdemlerin hemen, hemen hiç birisi sürecin içine alınmamıştır. Bunları saymayacağım. Ama kısaca can alıcı birkaç noktaya temas etmeye çalışacağım.

     Birinci olarak eğitim-öğretim işi mutlaka laiklik sendromundan ayrı tutulmalıdır. Eğitimin içeriği öncelikle kişiyi, önce Rabbini tanıyacak şekilde dizayn edilmelidir. Eğer kişi ilk çocukluk döneminde ciddi manada Rabbini tanımaktan alıkonursa; ileriki yıllarında dengeli, ölçülü, hakkı ve halkı önceleyen biri olarak o kişiden herhangi bir beklenti içinde olunamaz. Ancak ve ancak o kişi bencil, hasmane duygular besleyen, insani erdemlerden uzak, daima hakka tecavüz etmeye meyleden biri olarak karşımıza çıkar, çıkacaktır. Öyleyse çocuk, gereği gibi Rabbini öğrenmeli-tanımalıdır. Ki Rabbin ölçüleri dâhilinde hayatına yön versin; bencil değil; bizcil olarak yaşasın!

     İkinci olarak plan-programlar hayatta lazım olan bilgilerle donatılmalıdır. Gereksiz, abur-cubur bilgilerle zihin meşgul edilmemelidir. Böyle bir plan-program ile hem çocuk alması gerekeni daha rahat alabilecek ve hem de öğretmen gereksiz şeylerle zamanını geçirmek derdinden kurtulacaktır. İyi bir ‘vatandaş’ klişesinden çıkıp; iyi bir ‘insan’ olma cihetine gidilmelidir. İyi vatandaş anlayışıyla resmi ideoloji doğrultusunda ‘fabrikasyon’ vatandaş tipi oluşturulmamalıdır. Ama insancıl, hak ve hukuka riayet eden, kendisini başkalarından üstün görmeyen, ne ezmeye ve ne de ezdirmeye müsamaha göstermeyen biri olarak hayata atılmalıdır.

     Üçüncü olarak her sabah okutulan ‘Türküm, doğruyum ….’ Yalanlar yumağından çocuk kurtarılmalıdır. Bir sürü abuk-sabuk laflar sözüm ona ‘andımız’ adına söyletilmektedir. Bu gereksiz ve bir o kadar da kişiliği aşındırıcı laflar yerine, gerçek manada ‘doğru’ olmanın, ‘çalışkan’ olmanın, saygı, sevgi ve korumanın, ülkünün-idealin ne olması gerektiğinin; hayatta yükselebilmenin esaslarının neleri içerdiğinin, nasıl ve niçin olduğunun süreç içerisinde verilmesi gerekir. Hamasi ifadelerle ve bir kısım vatandaşını da tezyif ederek eğitim yapılmamalıdır. Cahili ve ırkçı yönlendirmelerden sakınılmalıdır.

     Dördüncü olarak, 3x4 eğitim içeriğinin her ne kadar olumlamıyorsak da( ki bu konu ayrı bir yazının konusu olabilir) yaşları itibariyle 1-4. sınıflar ve 5-8. sınıflar ayrı ortamlarda eğitim-öğretim görmelidir. Aynı fiziki ortamda-dersliklerde ve ikili eğitim şeklinde faaliyet yürütülmesi ayrı bir handikaptır.

     Beşinci olarak öğretmenler eğitim formasyonu yönüyle donanımlı olmalıdır. Özellikle her öğretmen, hitap edeceği yaş grubu öğrencileri bütün yönleriyle ve özellikleriyle tanımadır. Ayrıca tanıdığı öğrenci kitlesini yetiştirecek bilginin yanı sıra; gerekli beceri, kabiliyet ve donanıma da sahip olmalıdır. Önce her bir öğrencinin birer insan olduğu gerçeğini, gerçekçi bir şekilde kabul etmelidir. Öğretmen her bir öğrenciyi mutlaka önemsemeli, hatta en az kendisi kadar önemli olduğunun farkına varmalıdır/kabullenmelidir. 

     Altıncı olarak ana dilde eğitime kesin bir şekilde geçilmelidir. Bu çağda kendi ana dili ile eğitim almasına engel olmanın insani hiçbir tarifi yoktur ve de olamaz. Bu konu sadece Türkiye’de değil, nerede olursa olsun ve kime karşı işlenirse işlensin durum farklı değildir, olamaz da! Milliyetçilik adına mı, ulusçuluk adına mı, laiklik adına mı, devletçilik adına mı, üniterlik adına mı…??? Her ne adına olursa olsun; insanlık ve fıtri haklar adına bu durum kabul edilemez! Allah(cc) ın insana verdiği bir hakkı kullar asla alma hakkına, yetkisine sahip değildir, olmamalıdır! Eğer olursa bunun adı hukuksuzluk olur, insafsızlık olur, ölçü tanımazlık olur, gayri insanilik olur, zorbalık olur, zulüm olur… Çünkü herhangi bir toplumda hakların adilce kullanılmadığı, bir zümrenin başka bir zümreye tahakküm ettiği zaman, o toplumda huzur olmaz, güven olmaz, birlik ve beraberlik olmaz; tam tersine karışıklık olur, huzursuzluk olur, güvensizlik olur, kin ve düşmanlık yeşerir ve bunun önü de alınamaz hale gelebilir. Öyleyse hayatın her alanında kardeşçe ve hakkaniyet temelli hak bölüşümüne gidilmelidir. Hiçbir argüman veya bahanenin arkasına sığınılmadan samimice bu yapılmalıdır.

     Elbette söylenecek/yazılacak daha çok şeyler vardır ama bu kadarıyla yetinelim. Yeni eğitim öğretim yılının hayırlar getirmesi dilek ve dualarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum