1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Eğitim, İnsan Temelli Olmalıdır
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Eğitim, İnsan Temelli Olmalıdır

A+A-

     “Allah, iman edenleri yüceltir. Bunlardan kendilerine ilim verilmiş olanları ise kat be kat derecelerle yükseltir.” (Mücadele, 11)

     “İlim benim ve diğer peygamberlerin mirasıdır. Kim de bana mirasçı olursa, cennette benimle beraber olur.” (Deylemi) İlim (fen ve sanat) müminin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın!” (İbni Asakir)

     İlim ve bilgi sahibi olma konusu, her bir Müslüman’ın hem hakkı ve hem de görevidir. Sorumluluk sahibi Müslümanların da, bu hak ve sorumluluğun gereğini yapılabilmesi noktasında gerekli şart ve ortamları oluşturmak gibi sorumlulukları vardır. Haliyle vatandaşların ilim ve bilgi sahibi olunması hususunda gerekli kolaylığı sağlanması, varsa engelleri istisnasız olarak ortadan kaldırılması, bu sorumluluk sahibi olanların boyunlarının borcudur!!

     Bir halkın, milletin gelişmişliği, kalkınmışlığı, medeniliği, birikimi, insanlık âlemindeki yeri-komunu ve değeri gösterebildiği eğitim ile doğru orantılıdır. Haliyle gelişmişlik, kalkınmışlık ve medeni olma hali eğitimle doğru orantılıdır. Eğitim sistemi ne kadar halkla bütünleşmiş ise, halkı ne kadar kapsıyor ise; halkın gerçek benliğine ve iç dünyasına ne kadar nüfuz edebiliyor ise; o randa başarı sağlanır, yol katedilir…

     Ayrıca bütün insanlar, eğitim-öğretim konusunda aynı haklara sahiptirler. Hiç bir insan, hiçbir saikla bu haklarından mahrum bırakılamaz. Hiç bir kimse, başka bir kimseyi bu eğitim haklarından mahrum bırakma hak ve salahiyetine sahip değildir, olamaz. Eğer birileri böyle bir girişimde bulunuyorsa, bu girişim haddi aşmadır, bağnazlıktır, sorumsuzluktur, barbarlıktır. Ayrıca hiçbir kanun, yasa; insanüstü, fıtrat üstü olamaz. Kanun ve yasalar ancak insan hayatını, daha kolay yaşanabilir kılmak için oluşturulurlar. Yoksa insana hayatı zindan etmeye yönelik yasalardan ve yasal çalışmalardan bahsedilemez. Zira yasalar ve yasal çalışmalar, hukuksal çalışmalardır ki; hukuk ise herkesin hakkını kâmilen teslim etme zaruretidir.

     Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden beri pek çok cürümleri, zulümleri, barbarlıkları, işkenceleri, haksızlıkları işlemiştir. Bunları günümüz iktidar sahibi pek çok Ak Partili kardeşlerimiz de tümüyle kabul ve teyit etmektedirler. Dolayısıyla da hep yeni Türkiye den bahsetmektedirler. Hassaten 2023 ten itibaren de yeni Türkiye’nin insan merkezli olacağı ümidi beslenmektedir. Zira yıllar yılı mevcut düzeni koruma ve kollama adına, halkın ekser çoğunluğu ikinci sınıf vatandaş muamelesi görürken; ne yazık ki Müslüman Kürt halkı ise sınıfsal numaralanması belli olmayan bir hal almıştı(!!!) Bu satırları yazarken asla ırkçılık saplantısına saplanmıyorum. Böyle bir saplantıya düşmekten âlemlerin yegâne Rabbi; Rahman ve Rahim ve din gününün tek sahibi olan Rabbime sığınıyorum. Çünkü biliyorum ve de inanıyorum ki ırkçılık bütün insanlık âlemi için tarifsiz bir züldür. Ama Türkiye de bir asra yakındır yapıla gelen uygulamalar; vicdan sahibi olan insanların içini burkan ve vicdanları kanatan uygulamalar olduğu da inkârı mümkün olmayan gerçeklerdir.

     İnsanın pek çok hakları fıtridir. Yaratanımız tarafından tanınmış olunan bu fıtri hakları önleyici, ihlal ve ihmal edici, yok sayıcı hiçbir beşeri irade olamaz ve de asla olmamalıdır. Kaldı ki, Müslümanlar olarak da bu konuda net bir inanç taşımaktayız. Hele, hele Müslüman kardeşimiz olarak kabul ettiğimiz insanlara yönelik böylesine haksızlık uygulamalara ise inancımızda asla yeri yoktur. Ayrıca bu tür uygulamalara tahammülümüzün olamayacağı gibi; bu tür haksızlıkları işlemeye hiç kimsenin hakkı ve haddi de yoktur. Zira Allah katında hiç kimse, başka bir kimseden üstün haklara sahip olarak yaratılmamıştır. Bu bağlamda her bir insan, dünyaya gelmesiyle beraber hayati bütün haklara eksiksiz bir şekilde sahiptir. Bu haklar; hangi devlette olursa olsun, hangi ırktan olursa olsun, hangi inançtan olursa olsun hiç ama hiç fark etmez. Buradan hareketle iz’an sahibi her bir insanın; Türkiye’de yaşayan bütün insanların da herhangi bir zorlamaya tabi tutulmadan eğitimini gereği ve istediği biçimde alma hakkı var olduğunu teslim eder. Bu hak ve istek, demin de değindiğim gibi hiç bir etnik, inançsal, siyasal sınırlamaya tabi tutulamaz. Günümüz Türkiye sinde pek çok alanda olduğu gibi, bu konuda da en çok Kürtler mağdur olmakta ve haksızlıklara maruz kalmaktadırlar. Bizler, insan olarak bu haksızlıkları kime karşı işleniyor olursa olsun reddediyor ve en kısa zamanda adaletin tecellisini sabırsızlıkla bekliyoruz.

     Hiç kimse, başka bir kimseye karşı “İlahlık” taslamasın, “bağilik” yapmasın. Burada mevcut sorunu; Kürtlere yönelik olduğundan dolayı tepki göstermekten ziyade, bir insanlık suçu olduğu perspektifinden görüyoruz. Haliyle mevcut haksızlık, başka bir inanca, başka bir kültüre, başka bir etnisiteye karşı olsaydı da şüphesiz ki aynı tepkiyi göstermeyi insani bir sorumluluk olarak görür, öyle değerlendirir ve tepkimizi aynı şekilde sarahatle gösterirdik.

     Ben de uzun yıllardan beri eğitim camiasının bir ferdi olarak diyorum ki: (Ne yazık ki yılar yılı minicik dimağları her gün yalanlarla kirlettik: Türküm, doğruyum, çalışkanım …!!!) Ey sorumluluk makamında olanlar! Sorumluluğunuzu (ki inanç sahibisiniz, hassaten Allah katında) daha da ağır hale getirmeyiniz. Gereken düzenlemeleri en kısa sürede yaparak yaşanmakta olan sorunu hakikaten çözünüz; çözümsüz hale gelmesine neden olmayınız. En az sizlerin bu güne kadar almış olduğunuz eğitim kadar; şu anda Kürtçe eğitim almak isteyen vatandaşların da eğitim alma hakları vardır. Hem de istedikleri şekilde…

     Bu konu, kesinlikle demogoji veya kirli pazarlıklar konusu yapmaya, bazı sathi söylemlere, sahte endişelere(!) kurban etmeye gelecek bir konu değildir. Bütün Türkiye’yi ve bütün vatandaşları kapsayan/ilgilendiren bir sorundur. Bu sorunla beraber ülkemizde her türlü fıtri, insani sorunlar; insana yakışır bir şekilde ve kesin olarak çözüme kavuşturulmalıdır. Kesinlikle insanlarımız, insani haklarını yaşamak, kullanmak konusunda hiçbir engelle karşılaşmamalıdır! İnsanımız, sorun olarak telakki edildiği ve gayri insani sınırlamalara tabi tutulduğu sürece; başta sorumluluk makamında olanlar olmak üzere bütün bir halk olarak tarifi mümkün olmayan bir vebal altında olduğumuz unutulmamalıdır.

     İktidar sahiplerinin bu konuda şüphesiz ki yapabilecekleri çok ama çok hayırlı işler vardır. Örneğin çözüm sürecini ciddi manada sürdürür ve bütün bir halkın hasretle özlemini çektiği gerçek barış ortamı kalıcı bir şekilde sağlanırsa; kendileri de en az halk kadar bahtiyar olurlar. Halkın tümüyle kucaklanması, halka efendilik değil, hizmet edilmesi; insana, insani değerin ve değerlerin gereği gibi verilmesi, yine büyük bir bahtiyarlık vesilesi olacaktır. Zira bu güzel memlekette, bu güzel insanların hiç birisi kavga-dövüş istemez ve istemeyecektir de. Bilinmektedir ki müminler kardeştir. Kardeşler arasında kavga değil; sevgi ve muhabbet esastır. Sadece Türkiye de değil, bütün bir ümmet arasında sevgi ve muhabbetin yerleşmesi ve geliştirilmesi esastır.

     Türkiye de ve bütün ümmet sathında bütün Müslümanların gerçek manada İslam kardeşliğini yaşayabildiği günlere kavuşmak, özlem, temenni ve dualarımla…


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.