1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Êdî Bes e Enqere, Êdî Bes e PKK!*
Êdî Bes e Enqere, Êdî Bes e PKK!*

Êdî Bes e Enqere, Êdî Bes e PKK!*

A+A-

Savaş bulutları her yeri kaplarken, güne kaygıyla başlıyoruz. İçi boş iddiaların, itirafların, sahte bilgiçliklerin, dile gelmeyen sırların, tehditlerin, bombaların, pusuların ve ölümlerin kanıksanması ne acı! Ve her şeyden acı olan da, postama gelen e-maillerin en nazikanesi olan, “Dokuz askerimiz şehit! Hiç yüreğiniz sızlamıyor mu?” cümleleri oldu. Tuşlar kilitlendi, kalemim dondu? Bir edebiyatçı olarak, özgür iradenin iyi, erdemli ve doğru bir yaşam için zorunluluğunu bilmek bir yana, her şeyden önce edebiyatın dünyayı daha farklı ve gerçekçi algılamak olduğunu, yıkıcılığı değil, yapıcılığa zemin oluşturduğunu, güzel bir gelecek için hayal üretme kaynağı olduğunu biraz olsun bilmek, empatik bir ruh taşımak demektir.


Sadece bir yerden Diyarbakır’dan değil, İstanbul’dan, Edirne’den, Ankara’dan, Hakkâri’den Çorum’dan, Konya’dan, Manisa’dan da bakabilmektir aynı zamanda. (Dünyayı boşveriyoruz, kendi yangınımıza bakıyoruz.) Ölümlere sevinmek, sürekli hınç, öfke ve öç halinde olmak ruh sağlığını yitirmek, yaşayan diri olmaktır. Kötülüğe ant içenler, bilinç kaybını yaşayanlar, gözleri gerçeklere kör edilenler ve yönlendirilenler sevinir, farkında olanlar, ayırt edenler değil?


Yaşanan bu savaş, derin devletin içsel hesaplaşması! Derin devlet söylemi de garip! Devletin derini olur mu, derinlik devletin çekirdeğidir, özüdür aslında. Ve her gün yeni pislikler çevreye saçılırken, Kürdün de, Türk ve Türkiyeliler’in de durup da birkaç kez düşünmesi gerekmiyor mu? Masum Anadolu çocuklarını ölümlere sürükleyen zihniyet ve yönetim sorgulanmalı! Yoksul Anadolu çocukları dağda çatışırken ailelerine çektikleri son mesaj ya da cevap vermeyen telefon görüntülerine nasıl sevinilebilir. Cenazelere kapananların çığlıklarına hangi yürek dayanır? Bu görüntüler karşısında sevinenler insanlık sınıfına girebilirler mi?


Bir de Edirne’de Kayseri’de, Trabzon’da, Isparta’da İzmir’de yaşayanlar Kürt illerinde neler yaşanıyor biliyor musunuz? Yıllardır süren bu savaşta ölen yüzlerce sivili, boşaltılan köyleri, yakıp yıkılan ormanları, faili belli cinayetlere kurban gidenleri ve Diyarbakır hapishanelerinde neler yaşandığını biliyor musunuz?


Kendimi bildim bileli yetmişli yıllardan bu yana, köyden gelen yakınlarımız sinikti, dilsizdi, çaresizdi. Her gün basılan köyleri, yok yere silah aramalarını, harman yerinde toplanan köylülere nasıl eziyet edildiğini, aşağılandıklarını... anlatıyorlardı. Öyle ki, vergi ve nüfus memurlarından nasıl korktuklarını, okulda, askerde Türkçe bilmedikleri için nasıl dayak yediklerini, zorlandıklarını, marşları ve antları düzgün ezberleyemedikleri için işkence gördüklerini... Ve daha dün Newroz’da göz göre göre kolu kırılan çocuk şöyle dursun, kurşunlara hedef olan çocuklara tepki gösterebiliyor muyuz? Yerinden yurdundan edilip, ekmek parası için fındığa, pamuğa, çapaya gidip, inşaat işlerinde çalışanları linç etmek isteyen, potansiyel suçlu olarak gören, hatta Kürtler’in iş için toplandıkları meydanlara ‘Köpek meydanı’ demenin gerisinde neler yatıyor? Ve bu yoksulluk, bu kin, bu öfke, süren bu savaş, yazgı mı? Bir devlet seksen yıllık tecrübesiyle, tarihî geçmişiyle nasıl bu soruna akılcı ve köklü bir çözüm bulamıyor? İnsanlar neden başkaldırır, insanlar neden ölümü göze alır?..


Bir askerin nasıl bir anası, bacısı ve evladı varsa, dağa gidenlerin de anaları, bacıları ve evlatları var. Doksanlı yıllarda öldürülen kadın gerillalar medyada çırılçıplak teşhir edilince, bazı feminist gruplar tarafından kınanmıştı. Ya gerillaların buz tutmuş kesik cesetleri başında poz vermek? Bu anlamda Nadire Mater’in Memed’in Kitabı çok şey söylüyor.


Bunları yazacağıma, bilim kurgu öyküleri ve romanları yazmak isterdim. İnsanın bilincini belirleyen tarihsel koşullar olduğuna göre, elbette farklı düşüneceğiz, farklı konuşacağız ve farklı yazacağız; bu farklılıklar değil mi bizi biz yapan? Başka bir bilinç olmadan, başka bir dil ve kültür olmadan nasıl gelişir insan? Yeter ki farklılıklar şiddete dönüşmesin... Yazık değil mi bu ülkeye! Yazık değil mi bu gençlere! Asker ve gerilla iki insan! Bu acı yüreğimizi dağladığı için, ‘İki Anne’ adlı öykü yazmıştım. Bu yüzden acımız bir, dağladığı yerde! Acı her yerde acıdır, ölüm her yerde ölümdür. Ankara duyun sesimizi, dağlar duyun sesimizi! Êdî Bes e Enqere, Êdî Bes e PKK!


* Artık yeter Ankara, artık yeter PKK

 

taraf.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.