1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ VE YORUM
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ VE YORUM

A+A-

 

Birbirlerinin düşüncelerine saygı duymayan, geçmişte kalması gereken çatışmaları günümüze taşıyan, birbirini acımasızca tekfir edip ötekileştiren, tarihte yaşanan ve Müslümanların enerjilerini tüketen iç çatışmalardan ders almayan Müslümanların fikir ve düşünce özgürlüğünden söz etmeleri trajedi değil mi?

İslam dünyası, özellikle modern zamanlarda, gelenekçiler ile modernistler arasındaki kavgaya tanıklık ediyor. Kuşkusuz gelenekçiliğin de, modernist yaklaşımların da olumlu ve olumsuz yanları var. Kaldı ki, gelenekselciler de modernistlerde tek tip değil. Bana göre geleneğin olumsuz yönlerini öne çıkararak geleneği tümden reddetmek de, yeni yaklaşımlardaki sorunlu tarafları öne çıkararak tümden dışlamak da doğru değil. Diğer yandan gelenek ve yenilik tartışması zamansal bir tartışma da değil. Kökleri Ehli hadis ve ehli rey ekolüne kadar gidiyor. İslam tarihi, benzer konularda farklı düşünen ekol ve alimlerin bulunduğu bir tarihtir. Ahmet bin Hanbel, Eşari, Ebu Hanife, Maturidi aynı çizgide mi? Ebu Hanife, Maturidi, Kadı Abdülcabbar ve Zemahşeri bugün yaşasa, hiç kuşku yok ki, çok daha fazla sıkıntı çekerlerdi. Diğer yandan, Ebu Hanife vefat ettiğinde arkasından yapılan eleştirilere, hatta tekfir eden görüşlere bakınca, yıkıcı anlayışların sadece bugünün sorunu olmadığı açıkça görülmektedir. Kuşku yok ki, yenilikçi, tarihselci, modernist diye ortaya çıkanların hepsinin iyi niyetli, hatasız ve masum oldukları söylenemez elbette. Ancak geleneksel, eserci, nakilci, düşüncenin bizi bir yere götürmediği de ortadadır.

Dini tartışmalarda, tarafların eleştiri sınırlarını aşarak yapılan değerlendirmelerin tarihi çok eskilere gider. Nitekim ünlü alimlerin arkasından söylenen ve eleştiri sınırlarını aşan düşünceler, yıkıcı, tekfir edici yaklaşımın en iyi örneklerinden sayılır.

Ebu Hanife öldüğünde ardından söylenenler bizim için uyarıcı sayılmalıdır.

"İmam Malik: Ebu Hanife fitnesi İblis fitnesinden daha zararlıdır."

"Süfyan Servi: Elhamdülillah, çok şükürler olsun, birçok insanın belaya düşmesine sebep olan kişiden bizi afiyette kıldı... Ümmetin fitnecisi öldü "

" Ebu Ezher Nisaburi diyor ki; Rüyada kapkara bir elbiseye sarılarak götürülen ve etrafında kişilerin toplanmış oldukları bir cenaze gördüm. Bu kimdir, diye sordum, Ebu Hanifedir, dediler."

İmam- ı Azam'dan bir asır kadar sonra vefat etmiş olan İmam Buhari de bu duygular bütün canlılığı ile yaşamıştı. Ebu Hanife'den bir tek hadis bile rivayet etmeyen en büyük hadis alimi İmam Buhari, sırf İmam Azam' ı ve onun reyci fıkıh anlayışını reddetmek için sahih diye meşhur olan eserinin son kısmında 'Kitabu'ul - hiyel' diye bir bölüm açmış, burada tam 13 kere Ebu Hanife ve talebelerinden ' Kale ba'zu'n nas ( halktan biri dedi ki) diye bahsetmiş, onlara ait görüşleriayet ve hadislere aykırı bularak reddetmiştir.” ( Süleyman Uludağ, İslam Düşüncesinin Yapısı, s: 99-100 )

İslam dünyasının enerjisini tüketen ve düşünce özgürlüğünün önünü tıkayan bu tür tenkit anlayışını tarihe gömmenin zamanı gelmedi mi?

Ortalıkta öyle bir fanatizm var ki, bu fanatizm, El- Kindi, Farabi, İbn Sina, İbn Rüşd gibi felsefe ve hikmet sahipleri; Ebu Hanife, Maturidi, Kadı Abdülcabbar, Gazali gibi alimler bile bundan payını almaktadır.

Yeni düşüncelerin bir kısmı sorunludur diye seslerini kısmamak gerekir. Bu anlamda Mustafa Öztürk'ün bazı düşüncelerine katılmamak, eleştirmek, karşı çıkmak mümkündür. Ancak üzerine çullanılarak, tekfir ederek, sesini kısmak ve yok etmek istemek sağlıklı bir tutum değildir. Kuşkusuz Mustafa Öztürk eleştirisi, Kur’an mahluk mu, değil mi eleştirisine kadar geri götürülebilir. Bakalım, çok da anlamlı olmayan "Kur'an mahluk mu yoksa değil mi " tartışması daha kaç kişinin başını yiyecek?

Diğer önemli bir sorun da, İçinde bulunduğumuz durumdan nasıl çıkacağız sorunudur. Yeni bir yaklaşımla mı, yoksa geleneğe sımsıkı sarılarak yeni yorumların önünü keserek mi? Ben Roger Garaudy gibi düşünüyorum. Geleneğin içinde üzeri külle kaplanmış közü dirilterek ancak bu sorunun üstesinden gelebiliriz.

Her yeni arayışı dışlayarak ortadan kaldırmaya çalışan fanatik gelenekçilik de, geleneğin kadim mirasını tümden silmeye çalışan yenilikçilik de sorunlu bir noktada durmaktadır.

Konunun bir diğer yönü de eleştiriye açık olmamaktır. Eleştiriye açık olmayan tutum, sonunda fanatik bir radikalizmin eşiğine bırakır insanı. Oysa eleştiriye açık olmak, temel insani ve ahlaki özelliklerden biridir. En değerli eleştiri ise kişinin kendisini ve içinde bulunduğu gruba ve kendine yönelik

eleştirileridir. İslami cemaat grup ve tarikat örgütlenmelerinde görülen en temel sorun kendilerine yönelik her eleştiriyi dine yönelik olarak görmeleridir. Oysa hiçbir grup, cemaat veya parti, konumu ve etkisi ne olursa olsun yaptığı yorum İslam’la birebir eşitlenemez. Nitekim "Muvatta" nın yazarı büyük hukukçu, başka yorumlara yer vermeyeceği endişesiyle eserinin devletin resmi fetva kitabı olmasını reddetmişti. Bir grup kendini İslam’la eşitlerse eğer, buradan çıkacak sonuç bu yorumu paylaşmayan başkalarını suçlamak olacaktır. Unutmayalım Bizim İslam algımız tarihseldir; bu nedenle bazı konularda hatalı olabilir. Kalıcı ve değişmez olan dinin kendisidir ve kim tarafından yapılırsa yapılsın hiçbir eleştiri Kur'an’la eşitlenemez ve onu asla aşamaz. Bundan dolayı temel inanç esaslarını paylaştıktan sonra hiç kimse bizim gruptan değildir diye İslam dışına atılamaz. Çünkü hiçbir beşer Allah adına konuşamaz. İslami grupların siyasal tercihleri tartışılabilir, ancak buradan kalkarak itikadi bir sorgulama yapma hakkımız yoktur.

 

İslam dünyası genel anlamda eleştiriyi kurumsallaştıramamış bir geleneğe sahiptir. İçtihat kapısının kapatılması sonucu ortaya çıkan yerleşik veya değişime kapalı din algısı kendi kurumlarını yaratmıştır. Bu kurumlar halk üzerinde mülkiyet kuran bir din dili oluşturmuşlardır. Yeni yorumlar bu mülkiyet ilişkisini sarsacağından tepki ile karşılanır.

 

Eleştirel düşüncenin önündeki en büyük engellerden biri de fanatik partizanlardır. Partizan, kendi partisinin, grubunun, örgütünün, cemaatinin bütün kararlarını sorgusuz onaylar. Daha da vahimi yoruma açık sosyal ve siyasal olaylarda alınan bir kararı itikadı bir alana taşır. Böylece kendi ait olduğu partinin kararını dinin de onayladığı meşru ve tek doğru karar olarak algılar.

 

Müslümanlar muhataplarını hatasız, her yorumunda isabet eden, İslam’ı dört dörtlük yaşayan insanlar olarak tanımlamaktan ve bunun üzerinden değerlendirme yapmaktan uzak durmalıdır. Kusurları, ayıpları derinleştirmeden uyarı görevini yerine getirmek gerekir. Eleştiri yaparken kardeşlik hukukunu zedelememek gerekir. Bugün eleştirilerde kullanılan dil son derece itici ve İslami anlayışın çok uzağındadır. Kendisi gibi düşünmeyen Müslümanları acımasızca eleştiren tekfirci bir dil var karşımızda.

Her yeni düşünce ya da yorumu tekfir silahıyla etkisizleştiren yaklaşımı tarihe gömmenin zamanı gelmiştir. Bu nedenle Mustafa Öztürk etrafında dönem tartışmalarda ölçümüz, İmam Maturidi’nin ölçütüdür: ‘Tevil varsa tekfir yoktur’.

Siyasal, kültürel, tarihi konularda bizden farklı düşünen herkesin görüşü yanlış bunu dile getirenler de hain değildir. Kur'an ayetlerini bizden farklı yorumlayanlara, Kur'an'ı değiştiriyorlar eleştirisini yapmak insafsızlıktır.

Kuşkusuz her yorum hata imkanını içinde taşır. Ancak yorumun test aracı geleneksel başka yorumlar değildir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.