1. YAZARLAR

  2. Cafer SOLGUN

  3. 'Düşman' olmadan olmaz
Cafer SOLGUN

Cafer SOLGUN

Taraf Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

'Düşman' olmadan olmaz

A+A-

Bizim “milli birlik ve beraberliğimiz” cumhuriyet tarihi boyunca hep “iç ve dış mihrakların” tehdidi altında oldu, dolayısıyla bu tehdit ve tehlikelere karşı toplumun hep “teyakkuzda” olması gerekti. Bir “Milli Güvenlik Cumhuriyeti” idik ve başta siyasiler olmak üzere herkes buna göre hareket etmeliydi. Dönem oldu, “bu kış komünizm gelecek” dendi; dönem oldu “bölücülük” tehlikesi ile karşı karşıya kaldık ve dönem oldu rejim, “irtica” tehdidi ile elden gitti gidecek duruma düştü. Rejim, çoğu zaman bu “tehlikelerin” tümüne karşı kendini korumak zorundaydı. “Günyüzü” göremedik bir türlü...

Sosyalist sistemin çökmesinin ardından ortaya çıkan yeni dünya durumu, 20. yüzyıldan miras sorunların barış, diyalog, uzlaşma yoluyla çözülmesinin mümkün olduğunu gösterdi. Ama Türkiye, tamam komünizm gelmemişti ama bir yandan “bölücülük” bir yandan da “irtica” tehdidi altında yaşadığı için kapısını zorlayan reform ihtiyacını öteleyip durdu. İç dinamikler de zayıftı, “milli birlik ve beraberlik” demagojisinin içyüzünde birbirine karşı konumlandırılmış olmamız vardı.

Turgut Özal “vizyon” sahibi biriydi, tarihin gidişatını görmüştü ve bu “öteleme” dayatmasına karşı durmak istedi. Şaibeli ölümünün ardından “kalan ömrümü Kürt sorununu çözmeye adayacağım” sözünü sahiplenen olmadı. Bu “öteleme” ve dolayısıyla “biz Milli Güvenlik Cumhuriyeti olarak kalacağız” dayatmasının hükmü bir yere kadardı. Sonucu AKP oldu.

Ve AKP, iktidarının “ustalık” dediği üçüncü döneminde, rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarının hızlandırdığı bir ivecenlikle gerçekten “yeni Türkiye” olmanın bedelini çok ağır ödeyerek elde ettiğimiz şans ve imkânlarını bir kenara atıp “eski” Türkiye’den öğrendiği ne kadar numara varsa peş peşe sergileyerek kendini devletleştiriyor. Başbakan sıfatını nihayet bugün terk eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi, önce kendi partisini teslim aldı ve şimdi de bütün Türkiye’yi kendi kaderine mahkûm kılmaya çalışıyor.

Eski “tehdit ve tehlikelerin” yerini “paralel devlet” tehlikesi aldı. Devleti ele geçirme hamlesini meşrulaştırmak için ihtiyaç duyulan “düşman” böylece bulundu. Bürokrasideki tasfiyeler, yargı ve hukuku kendine göre şekillendirme gayreti, muhalif kesimleri etkisizleştirme, susturma kampanyası ve Erdoğan’ın “tek adam” düzeni oluşturma hayali, bu “gerekçe” ile izah edilmeye başladı. Aslında Erdoğan liderliğindeki bu oligarşik yapı “eski Türkiye” dedikleri zihniyet sahipleriyle en azından şimdilik uzlaşmış durumda. Ergenekon ve Balyoz davalarındaki tahliyelerin durduk yerde veya olağan şekilde gerçekleştiğine inanan var mıdır acaba?

Halen devam eden bu süreçle murat edilen nitelik ve karakteri itibarıyla “Tek Parti” dönemi rejiminin inceltilmiş şekilde canlandırıldığı bir düzen oluşturmaktır. Bu nedenle Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı döneminde de sürdüreceğini rahatlıkla öngörebileceğimiz “benim savcım, askerim, polisim, valim” söylemi siyasi bir retorik olmaktan ibaret değildir.

Daha önce de yazdım, mesele tipik bir “iktidar bozar” durumu olmaktan çıkmıştır artık. Hukuk ve adaleti askıya almaktan başkaca bir çıkış yolu bulamamanın biçareliği sözkonusudur.

Günümüzün “zor zamanlar” sancısı, AKP ve Erdoğan’ın yeniden yapılanma sorumluluğunun altında kalmasıyla anlam kazanmıştır.

Çünkü “eski” devlet olduğu yerde duruyor. Ortada “oldu da bitti maşallah” diyenlerin aksine bir “devrim” filan yok. Olan şey, Erdoğan’ın bildik “tehdit ve tehlike” mantığıyla “eski” devlet bünyesinde bir tür “paralel devlet” oluşturmasıdır.

Bitmedi. “Ya Çözüm Süreci?” diye ortaya atılanlar gelecek yazıyı bekleyecek...

cafersolgun@gmail.com

Twitter: @CaferSolgun

Önceki ve Sonraki Yazılar