1. HABERLER

  2. MAARİF

  3. Dünya ve Ahiret Hayatının Mukayesesi/Maarif
Dünya ve Ahiret Hayatının Mukayesesi/Maarif

Dünya ve Ahiret Hayatının Mukayesesi/Maarif

A+A-

 

 

        Önceki konularda özellikle kıyamet gününün isim ve sıfatları konusunda dünya ve ahiretin bazı özelliklerini dile getirmiştik. Dünya ve ahiret hayatı bir takım hususlarda birbirine benzemektedir. Öyle ki, ahiret hayatını bir tür dünya hayatının kemale ermiş şekli olarak da nitelemek mümkündür. Her ikisi de insanın yaşam alanıdır. Aklın bedihi hükmünden kaynaklanan kanun ve kuralların birçoğu her ikisinde de geçerlidir. Fakat bu iki âlem arasında çok derin ve köklü farklılıklar da mevcuttur. Mukayese edilebilmesi için her iki âlemle ilgili örneklerin var olması gerekir. Oysa ahiret hayatıyla ilgili her hangi bir örnek elimizde yok ve denilen her şey sadece dünya hayatında geçerli kural ve tarzlarla ilgilidir. Ahiretin açıklanmasının yolu ise dindir ve bunun için dinde dünya ve ahiret hayatı arasıdaki farklılıkları ifade eden konulara değineceğiz.

        Sebat ve değişim

      Hareket, değişim ve dönüşüm madde ve doğanın varlığının bir parçasıdır. Bu alemde var olan her şey sürekli olarak değişim halindedir. Maddi bir varlık olup da değişim, hareket ve tahavvüle tabi tutulmaması imkansızdır. İnsan nütfeden vücuda gelmekte, ana rahminde sürekli  bir değişime tabi tutulmakta, çocuk dünyaya gelmekte, genç olmakta ve kamilleşmekte ve ardından vefat etmektedir; vücudu çürüyerek toprağa karıştırmaktadır. Gece ve gündüz, yılın mevsimleri, sıcaklık, soğuk, bayındırlık, viranelik, bu dünyanın değişmez örnekleridir. Yeniler eskimekte, eskiler yok olmakta. Fakat ahiret bunun gibi değil. Orası sükun, karar evidir. Ne yaşlılık söz konusudur, ne de eskimişlik. Ne zeval var ve ne de fena. Bilakis beka evidir, var olma  ve sükun yeridir. Ra’d Suresi'nin 35. Ayetinin bir bölümünde mealen şöyle buyruluyor: “….yemişleri ve gölgeleri devamlıdır….”

Artık orada ne sıcaklık var ve ne soğukluk. “…Orada ne güneş (yakıcı sıcak) görürler, ne de dondurucu soğuk…”(İnsan:13)

“…Ahiret ise ebedî olarak kalınacak yerdir.”( Mümin:39)

      Gerçek hayat ve saf olmayan hayat

      Dünya hayatı ölümle karışıktır. Bunun için halis ve saf değil ve Kur’an-ı Kerim’in tabiriyle bir oyundan başka bir şey değildir. “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!”(Ankebut:64)

Dünyada cansız nesneler bitkilere dönüşmekte ve bitkiler de hayvanlara dönüşmektedir. Sonunda ise hayvanlar da tekrar cansız nesnelere, cemadata dönüşmektedir. Bu ölüm ve yaşam karışımı sürekli olarak devam etmektedir. Ahirete gelince... Canlılar orada hayat sahibi oldukları gibi hatta yer, taş, ağaç, el, ayak, insanın uzuvları, meyve ağaçları tümü hayata ve hatta şuura sahipler. (Zümer 69- İbrahim 48 – Yasin 65 ve Fussilet 21)

Hadislerde belirtildiği üzere mahşer günü mahşer ehline hitaben, “bundan böyle ne cennette ve ne de cehennemde ölüm diye bir şey yoktur. Her kes ebedi bir hayata sahip olacak” denilecektir.

       Amel ve hesap

     Bugün amel, gayret ve ekin zamanıdır ve yarın yararlanma, huzur ve meyveyi toplama mevsimi. Bugün ders okuma, bilim öğrenme zamanıdır ve yarın karneyi alma ve amelin sonucunu görme zamanı. Kısacası dünya, ebedi hayat için bir giriş ve başlangıçtır. Dolayısıyla, son bahar döneminde tarlayı eken, tohum serpen ve sulayan kimse o tarladan ürün toplayabilecek. Şimdi eğer gerekeni yapmaz veya kötü bir tohum ekerse, ürünü toplama ve yararlanma zamanı artık pişmanlık bir fayda vermeyecek. Hatta bahar zamanı geçmişi telafi etmeye karar verecek olsa bile artık bir faydası olmaz. İmam Ali (as) bir hadisinde bu hususta şöyle buyuruyor: “Kuşkusuz bugün amel günüdür ve işin içinde hesap yoktur. Yarın ise hesap günüdür ve artık işin içinde amel yoktur.”

Yine Allah Resulü Hz. Muhammed (sav)in güzel bir buyruğu bu konuya daha açıklık getirmektedir. Allah Resulü şöyle buyuruyor: ''Dünya ahiretin tarlasıdır.''

Bu hadiste  insan hayatının geneli iki mevsim olarak beyan edilmektedir. Birinci mevsim; ekin, çaba ve planlama mevsimidir yani dünya.  İkinci mevsim ise hayatın ilk mevsimindeki çaba ve gayretlerin ürününü biçme, ekin toplama ve yararlanma mevsimidir yani ahiret.

         Ortak kader ve özel kader

      Bu iki hayat arasındaki bir başka fark da şudur ki, insanın sorumluluk ve kaderi bir ölçüye kadar bu dünyada birbirine bağlıdır. Toplum, tek bir vücut gibidir ve o toplumun parçalarından her hangi birinin bir sorunla karşılaşması durumunda öteki uzuvlar da ondan etkilenecektir. Sanki dünya hayatı bir gemi gibidir ve içindeki yolcularla birlikte okyanusu yararak ilerlemektedir ve eğer yolculardan biri kendi oturduğu yeri delmeye başlarsa, neticede tüm yolcuların batmasına sebep olur. Bunun için de öteki insanlar, kendilerini kurtarmak ve güvende olmak için onu engellemek ve bu işten alıkoymakla yükümlüdür. Nitekim Allah Resulü bu ortak sorumluluğa değinmekte ve tüm insanların korucu ve sorumlu olduklarını beyan buyurmaktadır: “Hepiniz yöneticisiniz ve hepiniz yönettiklerinzden sorumlusunuz.''

Kısacası dünyada yakılacak bir ateş yaşlı ve kuru demeksizin, günahsız ve günahkar gözetmeksizin her kesi birlikte yakacak fakat ahirette durum bundan farklıdır; artık orada her kes sadece kendi yaptıklarından, kendi amelinden sorumludur ve her kes kendi yükünü sırtında taşıyacak ve hiç kimse başkasının yükünü sırtına almayacak veya başkasının suçundan dolayı cezalandırılmayacak. “…Herkes günahı yalnız kendi aleyhine kazanır. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez…”(En'am:164)

Veya Yasin Suresi'nin 59. Ayetinde şöyle buyruluyor mealen: “(Allah, şöyle der:) “Ey suçlular! Ayrılın bu gün!”

Aslında o gün günahkarlar ve suçluların yüzleri tamamen açıktır.:“Suçlular simalarından tanınır da,”(Rahman:41)

       Sınır ve sınırın olmayışı

      Dünyada her şey sınırlı ve kısıtlıdır. Servetler, kudretler, nimetler, azaplar, çetinlikler…. Fakat ahiret aleminde artık her hangi bir kısıtlama ve sınır söz konusu değildir. Hem azap ve ısdırapların bir haddi hesabı, sınırı yoktur ve hem de nimetlerin ve imkanlardan yararlanmanın. Dünyada tüm servetlerin tek bir kişiye verilmesi durumunda bile sınırlı ve mahduttur. Fakat ahirette her bir mümin dilediği her şeyi ve her ne kadar isterse temin edebilmektedir. “…Onlar için Rableri katında diledikleri her şey vardır. İşte bu büyük lütuftur…”(Şura:22) Yine Kaf Suresi'nin 35. Ayetinde şöyle okuyoruz: “Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır.”

♦  Ufkumuz maarif grubu tarafından tedvin edilmiştir.

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.